Kedi ve Köpeklerde Yüksek tansiyon

Kedi ve Köpeklerde Yüksek tansiyonla seyreden hastalıklar

  •  Hypertansiyon
  •  Hipertiroidizim
  • Hyperadrenocortizim
  • Böbrek hastalıkları
  • Feokromositoma
  • Hipotiroidizim
  • Akromegali
  • Polisitemi
  • Diabetes mellitus
  • Aşırı hidrasyon
  • Koagulopati
  • Trombositopeni
  • Racky dağı benekli ateşi
  • Trombositopati
  • Von willebrand hastalığı
  • Faktör yetmezlikleri
  • Doğumsal kongenital
  • 1. Hemofili A
    2. Hemofili B
    3. diğerleri
  • Edinsel
  • 1. Vitamin K zehirlenmesi
    2. Rodentisit zehirlenmeleri
    3. DIC
    4. Hepatik yetmezli
  • Hiperviskozite
  • Multibl miyelom
  • Lenfoma
  • IgM (waldestorom) makroglobulin
  • Kronik lenfositik lokemi
  • Ehrlichiosis
  • Amiloidozis
  • Plazma hücreli lokemi
  • FIP

Kedi ve Köpeklerde Titreme (Tremor)

Kedi ve Köpeklerde Titreme (Tremor)

 

Nedenleri :

1-) Piskolojik titreme :  Piskolojik titreme kedi ve köprklerde Hipotermi (Vucut ısısının aşırı düşmesi) de, Aşırı  egzersiz yapıldığında egzersizin sonlarına doğru , ve aşırı yorgunluk durumunda özellikle görev köpeklerinde yoğun iş yükünden dolayı  görülür . bu tür titremeler piskolojik olarak oluşur ve hayvanın bulunduğu ortam  düzeltildiğinde kendiliğinden kaybolurlar.

2-) Patolojik titremeler :  

A:)  Metabolik hastalıklar sonucunda oluşan titremeler : Böbrek  hastalıgi, hipoglisemi( Düşük şeker), Hipokalsemi (Düşük kalsyum(süt humması)) ve hipoadrenokortisizm (büyüme hormonu eksikliği) , Hipertiroidizm özellikle kedilerde titremelere neden olur. Hepatik Ensefalopati lerin merkezi sinir sistemi (MSS) belirtilerinin başında titrem vardır. Hepatobiliyer Hastalıklarde görülen titremelerse karaciğer hastalıkları için spesifikken patagonomik değildir

B:) Kompulsif Davranış Hastalığı

C:) Enfeksiyöz Hastalıklar:  Özellikle köpeklerde Bornavirüs  virüs enfeksiyonları titremelere neden olur.

D:) Arka tarafın titremesi  :

  • Diskospondilit : Omurlar arasındaki diskin osteomyelitisle seyreden yangısı sonucunda titremeler oluşur
  • sinir kökü basısı : omurlarda sinir köklerine baskı yapan hertürlü oluşum titremelere neden olur
  • tümörler :
  • İntervertebral disk fıtığı : gibi hastalıklar hayvanların arka kısımlarında titremelere ve sallantılı yürüyüşlere neden olur. Hayvanların yürüyüşleri sarhoş gibidir. Arka kısımlarını kontrol etmede zorlanabilirler. Bazen ileri durumlarda yürürken düşerler.

E:) Baş titremesi  bazı ırk köpeklerde baş titremeleri görülebilir

  • Buldog
  • Doberman Pincher

F:) yaşlı köpekler

  • Yaşlı köpeklerin arka bacaklarında yaşlılığa bağlı titremeler görülebilir

G:) Kortikoid-yanıtlı titreme sendromu (eski adı “beyaz sallama hastalığı”)

H:) Myastenia gravis genetik bir hastalık olup kaslarda güçsüzlükle seyreder

İ:) Süngerimsi dejenerasyon   (BSE) deli dana hastalığı

J:) Zehirler

  • penitrem A
  • roquefortine
  • Penicillium spp.tarafından üretilen mikotoksinler
  • bromethalin
  • heksaklorofen
  • karbamatlar
  • ksantinler
  • macadamia fındığı
  • metaldehit
  • organofosfatlar
  • piretroidler
  • striknin
  • Isırgan otu zehirlenmesi
  • fenol ürünleri
  • Çinko fosfat
  • Kurşun (boya, pil, lehim, olta v.b)

k:) İntrakranial enfeksiyöz hastalık:

  • intrauterin panlökopeni enfeksiyonuna bağlı sekonder serebellar hipoplqai
  • neospora caninum

l:) İntrakranial hastalık

  • Labrodor retrieverlarda kalıtsal hastalıklar
  • fibrinoid lökodistrofi
  • lizozomal depo hastalıkları
  • nöroaksonaldistrofi
  • nöronal abiotrofiler
  • subakut nekrotizan ensefalopati
  • süngerimsi ensefalopati

Evcil hayvanlarda üreme tablosu

 
Ergenlik Yaşı 4-18 (12) ay, çoğu ırklarda yaklaşık 15 ay
  siklus şekli Polyestrous Her yıl
 Büyük baş siklus genişliği 21 gün (18-24)
  Çiftleşme süresi 18 saat (10-24)
  Uygun çıftleşme zamanı Yumurtlamanın bitiminden 6 saat sonra
  Sonraki kızgınlık zamanı Değişir, bazı ırklarda 60-90 gün
Ergenlik Yaşı 7-12 (9) ay
  siklus şekli Çoğunlukla polyestrous, çoğu kez kış sonlarına doğru 
 Koyun siklus genişliği 16 gün (14-20)
  Çiftleşme süresi 24-48 saat
  Uygun çıftleşme zamanı Yumurtlamadan sonraki18-20 saat 
  Sonraki kızgınlık zamanı bir yıl sonra
Ergenlik Yaşı 4-8 (5) ay
  siklus şekli Çoğunlukla polyestrous, çoğu kez kış sonlarına doğru 
 Keçi siklus genişliği 18-21 gün (19)
  Çiftleşme süresi 2-3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlama esnasında
  Sonraki kızgınlık zamanı Sonraki yıl
Ergenlik Yaşı 4-9 (7) ay
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Domuz siklus genişliği 21 gün (16-24)
  Çiftleşme süresi 2-3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan sonraki 24 saat içinde
Sonraki kızgınlık zamanı 4-10 gün süt verimi durunca
Ergenlik Yaşı 10-24 (18) ay
  siklus şekli çoğu kez polyestrous, yaz döneminde
 At siklus genişliği değişken, ~21 gün (19-26)
  Çiftleşme süresi 6 gün (2-10)
  Uygun çıftleşme zamanı son birkaç günde bazı ırklarda son 2 gün
  Sonraki kızgınlık zamanı 4-14 gün (9)
Ergenlik Yaşı 5-24 ay;küçük ırklarda erken büyük ırklarda daha geç
  siklus şekli mevsime bağlı olmaksızın monestrous
 Köpek siklus genişliği 3-13 ay
  Çiftleşme süresi 2-21 gün (6-12 ortalama)
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan sonraki 2 günde ve sonraki günlerde
  Sonraki kızgınlık zamanı 2-3 ay sonra
Ergenlik Yaşı 4-12 (10) ay; Persian kedisinde  12-18 ay 
  siklus şekli polyostrus çoğunlukla yıllık
 kedi siklus genişliği 14-21 gün
  Çiftleşme süresi 6-7 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamanın 2. günü
  Sonraki kızgınlık zamanı 4-6 hafta
Ergenlik Yaşı 10 ay
  siklus şekli Monestrous aralık-mart ayları arasında fakat bazan ocak-şubat ayı arasında
 Tilki siklus genişliği  
  Çiftleşme süresi 2-4 gün
  Uygun çıftleşme zamanı  
  Sonraki kızgınlık zamanı gelecek kış
Ergenlik Yaşı 10 ay
  siklus şekli polyestrous şubat-nisan arasında
 Vizon siklus genişliği 7-10 gün
  Çiftleşme süresi 2 gün
  Uygun çıftleşme zamanı kızgınlık süresi boyunca
  Sonraki kızgınlık zamanı bir yıl sonra
Ergenlik Yaşı 6-8 ay (400-600 g)
  siklus şekli Polyestrous, karım mayıs arası
 Chinchilla siklus genişliği 30-50 gün (41)
  Çiftleşme süresi 6. gün geceleyin
  Uygun çıftleşme zamanı 2 yada 4 erkekle
  Sonraki kızgınlık zamanı 2-48 saat, yumurtlamadan sonraki 2. gece
Ergenlik Yaşı 5-8 ay
  siklus şekli Polyestrous
 Nutria siklus genişliği 24-29 gün
  Çiftleşme süresi 2-4 gün
  Uygun çıftleşme zamanı  
  Sonraki kızgınlık zamanı 48 saat
Ergenlik Yaşı 5-9 ay; bazen 4-12 ay
  siklus şekli her yıl
 Tavşan siklus genişliği düzensiz
  Çiftleşme süresi 1 ay
  Uygun çıftleşme zamanı vulva kanamalı olduğunda
  Sonraki kızgınlık zamanı hemen 
Ergenlik Yaşı 37-67 gün
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Siçan siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi ~14 saat (12-18)
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamaya yakın
  Sonraki kızgınlık zamanı 24 saat içinde
Ergenlik Yaşı 35 gün (28-49)
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Fare siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi siklusun ilk bir kaç saati içinde ve gece
  Uygun çıftleşme zamanı dişinin erkeği kabul etmeye başladığı ilk 3 saat içinde
  Sonraki kızgınlık zamanı 24 saat içinde 
Ergenlik Yaşı 55-70 gün
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Vahşi Domuz siklus genişliği 16 gün
  Çiftleşme süresi 6-11 saat gece
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan önce
  Sonraki kızgınlık zamanı hemen
Ergenlik Yaşı 4-6 hafta
  siklus şekli Polyestrous her yıl bazen kışın
 Hamster siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi 12 saat ilk gece
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan önce
  Sonraki kızgınlık zamanı sütten kesildikten sonra (yavrular)
Ergenlik Yaşı 9-12 hafta
siklus şekli Polyestrous
Gerbil siklus genişliği 4-6 gün
(Mongolian) Çiftleşme süresi 12-15 saat
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlama anında
  Sonraki kızgınlık zamanı 1-3 gün
Ergenlik Yaşı 3 yıl
siklus şekli Polyestrous her yıl
Rhesus siklus genişliği 27-28 gün (23-33)
Eşşek Çiftleşme süresi ~3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamaya yakın
  Sonraki kızgınlık zamanı sütten kesildikten sonra (yavrular)

KEDİLERDE GELİŞİM VE ÖĞRENME EVRELERİ

KEDİLERDE GELİŞİM VE ÖĞRENME EVRELERİ
YAŞ VETERİNER UYGULAMALARI GELİŞİM ÖĞRENME
1-4 Hafta Yavrular sağlıklı olup olmadıklarına bakılır. Kalıtsal hastalığının olup olmadığı kontroledilir fazladan parmakları varsa onlar operasyonlarla alınırBütün yavruların annelerini eşit olarak emip emmedikleri imcelenir. gereken kontrollerin alınması sağlanır. Anne sütünün yavrulara yetip yetmediğine dilkkat edilir. Annenin düzgün beslenmesi sağlanır. gerekiyorsa yavruara ek gıda sağlanması düşünülebilir. İlk hafta yanlız emme ve uyumayla geçer gözler ve kulaklar 10, gün açılır. 2, haftada yavrular yürümeye ve çevreyi keşfe başlarlar.Görme kabiliyetleri oldukça zayıftır. Annelerinin yanından ayrılmaksızın diğer hayvanlarla ilişki kurmaya başlarlar.
4-8 Hafta Aşılamaları başlar, iç parazitler yönünden kontrolleri yapılır. varsa dış parazitleri temizlenir. Anne artık yavrularını sütten kesmeye başlar. süt dişleri tamamlanmıştır. yavrular birbirleriyle işbirliği yapmaya başlarlar. Bu dönemde yavruların çoğu dışkılamak için yuvalarının dışında yeni yerler aramaya başlarlar
8-12 Hafta 2, seri aşılama proğramı Yavruların insanlarla ilişkisi artar. Yavrularla oynarken oldukça dikkat edilmeli onlara nazik ve hassas davranılmalıdır.sosyalizasyonun başladığı dönemdir. Yeni insan arkadaşlar edinmeyi öğrenir, çevreyi keşfetmeye başlar.
12-16 Hafta 3, seri aşılama proğramı, iç ve diş parazitler açısından kontrol Yavrular cok hızlı büyür.İştahları fazladır,daha iyi bir sinirsel kontrol gelişir.siçramaya tırmanmaya başlarlar.özellikle tırmalama iç güdüleri ve ihtiyaçları artmıştır. koltuklarınızın mahvolmamasına dikkast edin (tırmalama tahtası alınma zamanı gelmiştir.) Kuralları öğrenebilirler ve artık yavaş yavaş eğitilebilirler
4-6 Ay Hayvan sahibinin isteği doğrultusunda kedinin gelişimi de dikkate alınarak5-6 aylar arasınada kısırlaştırılabilir.iç parazitler açısından kontrol, kalça çıkıkları yönünden kontrol 4,3ayın başında süt dişleri dökülmeye başlar. Kalıcı dişler çıkarken diş etleri hassaslaşır. Bu durum yavrunun her şeyi kemirmesine bazanda iştah kaybına ve ishale neden olur. Yeni bir aileye verilebilir.
6-12 Ay Tekrarlanacak aşıları yaılır. Bundan sonrakiler artık yıllık olarak yapılacaklardır. Yılda birkaç kez iç ve dış parazitler açısından kontrolü yapılır. Gerekiyorsa gıda değişikliği yapılabilir. Birinci yılın sonunda artık tamamen yetişkin hale gelmiştir. cinsel olgunluğa 5-6 aylar arasında ulaşır. dişileri ilk kızgınlığını gösterir yetişkin bir kediye benzemeye başlar gezinmelerine izin verilirse erkek kedilerde bölge sahiplemmesi sonucu bölgesel kavgalar başlar. bu konuda oldukça agrasiftirler. Yaşayabilmek ve varolabilmek için gereken ne varsa her şeyi bilirler ve uygulayabiilirler.

Küşlarda tüy dökülmeleri ve tüy yolmanın ana nedenleri

Kuşlarda tüy dökülmeleri ve trüy yolmanın ana nedenleri

Tüylerdeki gelişim eksiklikleri Yaralanmalar Göz yaşı akıntıları Alerjik nedenler Akarlar Hormonal eksiklikler Protozoal hastalıklar Çevresel faktörler Kıl folikülleri iltihapları Viral enfeksiyonlar Stres Alışkanlıklar diye sıralanabilir.

Tüy gelişim eksikliğinde tüylü olınası gereken bölgelerde tüy bulunmaz. Cıkan tüyler anormal yapıdadır. kısa süre içinde dökülür yada çıkış süresi uzar (normal süre 21-25 gün) Yaralanmalara bağlı olarak oluşan tüy dökülmelerinde yaralanmanın deride oluşturduğu tahribat önemlidir. serin ve kıl foliküllerinin tahrip olduğu olaylarda yara bölgesi iyileştikten sonrada bu bölgede yeni tüyler çıkmaz. hafif yaralanmalarda dökülen tüyler normal süresi içinde tekrar çıkar.

Göz yaşı akıntılarının bol olduğu durumlarda ki bazı sistemik hastalıklar ve göz hastalıkları bu guruptadır. göz yaşının temas ettiği bölgelerdeki kıllar dökülürler eğer rahatsızlık devam eder ve kuşunuz tedavi edilmezse bu akıntılar bölgede irkiltilere neden olur ve birdaha o bölgeden kolay kolay tüy çıkmaz Kozalaklı ağaçlarla temas eden bazı türlerde alerjik reaksiyonlara bağlı tüy dökülmeleri görülür. Alerjen maddeler ortadan kaldırıldığında yada bu tür maddelere kuşun teması engellendiğinde tüyler tekrar çıkar. Akarlar bir parazit türüdür.

göz ,gaga ve vent bölgesinde bal peteğine benzeyen yaralar oluştururlar. bu bölgelerde tüy dökülmelkeri oluşur. Tüyün yeniden çıkmadığı veya tüy değişiminin gerçekleşmediği kuşlarda şişmanlık yada deri tümörleri varsa tiroit bezinin düzgün çalışmadığından şüphelenmek gerekir Protozoal hastalıklarda özellikle muhabbet kuşları ve. Cockatiellerde göğsün gerisinde tüy dökülmeleri olabilir Çevresel faktörlerde kuşun bulunduğu ortamdaki hava nemindeki düşüşlerde de tüyün çıkma süresinde uzama ve tüy dökülmeleri görülebilir

Polifolikulitis adı verilen yaygın kıl folikülleri iltihaplarında da tüy dökülmeleri oluşur ve yeni tüyün çıkma süresi başlarda uzar tedavi edilmediği durumlarda tüysüzlük kalıcı olabilir. Kuşlarda görülen pek çok viral hastalıkda geçici tüy dökülmeleri görülebilir Kuşun kendi tüyünü yolması olgusuysa pek çok nedene bağlı olarak şekillenir ve sistemik bir muayeneyi gerektirir. Enfeksiyonlar Metabolik hastalıklar Zehirlenmeler

Tüy ve deri parazitleri Kıl folikülü iltihapları Hormanal sistem rahatsızlıkları Tümörler Üreme sistemi anormallikleri Davranış bozuklukları v.b pek çok sebeb sayılabilir.

Erkek kuşlarda görülebilen bazı davranışlar ;

Dişi kuşlara hatta kendi yavrularına karşı saldırganlık göstererek onlarda tüy dökülmelerine neden olabilirler. Erkek kuşlar bazan yuva yapmak amacıyla kendi tüylerini yolabilirler. Erişkin kuşlar daha genç kuşlarla bir araya konulduklarında da erişkinlerde kendi tüylerini yolma davranışı görülebilir. Cockatiel ve Macavv’ların yanma dişi kuş konulmadığında kendi tüylerini yolma davranışı gösterirler,

kafes boyunun azlığı kuşlara banyo yapma imkanının tanınmamasında da tüylerin yolunması davranışı görülebilir. piskolojik tüy yolma ise daha çok Amazon papağanı, Afrika gri papağanı ve Macaw’da görülür.

Uygulanan yanlış tedavi yöntemleri tüy yolma alışkanlığının oluşmasının en büyük nedenidir. Çünkü Tüy yolma Uzun süren hastalık yada sttres sonucu oluşur.

Kuşlarda tüy yolma problemi ortaya çıkar çıkmnaz mutlaka veteriner hekime muayene ettirilip nedenler tespit edilmeli ve gereken tedavi yöntemi titizlikle uygulanmalıdır. . Kuşlar ilk olarak kanat ve kuyruk sonra sırt ve göğüs bölgesi tüylerini yolarlar, baş ve boyun bölgesindeki tüyler sağlam kalır. Psikolojik tüy yolmanın nedenleri alışkanlık, can sıkmtısı, korku, sinirlilik, yeni kafes arkadaşı, yeni oyuncak, eve başka bir hayvanın alınması. kafes arkadaşının olmayışı, kafes arkadaşının ölmesi ve diyet değişikliğidi gibi sebepler olabileceği gibi Hipotroidizimde özellikle baş bölgesinde kasıntısız ve kabuklanmanın bulunmadığı tüy dökülmesi de olabilir.

Teşhis ve Tedavi : Yukarda bahsedildiği gibi tüy yolma yada tüysüz kalamanın nedenleri oldukça çoktur. Tedavi ve teşhiste mutlaka veteriner ekiminizin sizi yönlendirmesine ve verdiği reçetenin dikkatli bir şekilde uygulanmasına dikkat edini

İDRAR’IN RENGİ BİZE NELER ANLATIR?

İDRAR’IN RENGİ BİZE NELER ANLATIR?

Soluk sarı:  Normal idrar rengidir.

Turuncu- sarı :

İdrarın yoğunluğunun artması ; idrar taşları, fus

Kristaller : Ürat,Ksantin , sistin gibi kristaller, Kalsiyum Oksalat Monohidrat ve Dihidrat, Struit (Magnezyum-Amonyum-Fosfat), Kalsiyum Fosfat  kristalleri, alt ve üst idrar yolu hastalıkları

Ürobilin : karaciğer kökenli hastalıklar (Siroz, hepatit v.b)

Bilirubin : Enfeksiyöz hastalıklar (sepsis, FIP, feline coronavirus enfeksiyonu, hepatobiliyer hastalıklar, kedide Kolanjit ve Kolanjiohepatit, Safra Kesesi ve Ekstrahepatik Biliyer Hastalıklar ve kalp kurdu gibi hastalıklar)

Sarı-Kahverengi : Pankreas ve safra kesesi hastalıkları

Yeşil-Kahverengi : pankreas ve safra kesesi hastalıkları

Kahverengi- Siyah : Pankreas ve safra kesesi hastalıkları

Melanin : Ani körlük, yüz felci, keratoconjuktivitis sicca ve pannus

Methemoglobin : naftalin zehirlenmesi , Ventilasyon-Pertüzyon Uyuşmazlığı

Miyoglobin : Böbrek yada alt idrar yolu hastalıkları

Hematüri : Paratiroidizm, Ehrlichiozis,kalıtsal ve edinsel pıhtılaşma bozukluğuyla seyreden hastalıklar, böbrek yada idrar yollarını etkileyen hastalıklar, ekstraüriner hastalıklar(penis yada peripisium tümör yada apseleri, piyometra gibi hastalıklar),prostat, idrar yolu hastalıkları

 

Kahverengi

Melanin : Ani körlük, yüz felci, keratoconjuktivitis sicca ve pannus

Methemoglobin : naftalin zehirlenmesi , Ventilasyon-Pertüzyon Uyuşmazlığı

 

Renksiz :

Dilüle idrar : Endokrinolojik ve Metabolik Hastalıklar (Diabetes insipitus)

Süt beyaz :

Piyuri : paratiroidizim,  idrar yolu enfeksiyonları, prostat, prostat apsesi

Lipit : Akut körlük, Miyazis ve Miyopatiler

Kristaller : Ürat,Ksantin , sistin gibi kristaller, Kalsiyum Oksalat Monohidrat ve Dihidrat, Struvit (Magnezyum-Amonyum-Fosfat), Kalsiyum Fosfat  kristalleri , alt ve üst idrar yolu hastalıkları

Kırmızı,Pembe,Kırmızı-Kahverengi  :

Hematüri : Paratiroidizm, Ehrlichiozis,kalıtsal ve edinsel pıhtılaşma bozukluğuyla seyreden hastalıklar, böbrek yada idrar yollarını etkileyen hastalıklar, ekstraüriner hastalıklar(penis yada peripisium tümör yada apseleri), piyometra gibi hastalıklar),prostat, idrar yolu hastalıkları

Hemoglobinüri : Anemi, kardiyopulmoner hastalıklar (kalp kurdu)

Miyoglobinüri : Böbrek yada alt idrar yolu hastalıkları,

Porfirinüri  : Güneş ışığına maruz kalmış idrar

Piyuri : paratiroidizim,  idrar yolu enfeksiyonları, prostat, prostat apsesi

Zeki çelebi

Veteriner hekimi

Kaynak : mark.s.thomson : Small Animal Medical Differential Diagnosis (Second Edition)

 

 

 

Kedi ve köpeklerde kötü kokunun nedenlerine bir bakış

Kedi ve köpeklerde kötü kokunun nedenlerine bir bakış

Kedi ve köpeklerin kötü kokması sıkça rastlanan vede istenmeyen bir durumdur. Ağzın yada vücudun herhangi bir yerinin kötü kokması pek çok etmenin rol aldığı bir durum olabildiği gibi bazende basit nedenlerden ileri gelir. Herşeyden önce budurumun normal olmadığını bilmek gerekir. Sharpei gibi sarkık derili petlerde deri kokusu mantar ve sekonder enfeksiyonların neden olduğu bir dermatitin ürünüdür ve pek çok hastasahibinin tersine normal değil patagonomik bir sorundur.

Ağız Kokusu Halitozis olarak bilinir vede altında pek çok nedeni barındırır.

Diyete bağlı ağız kokusu : Petlere verilen gıdaların kendilerine has kokuları halitozis nedenidir. Gıdada bulunan soğan, sarımsak gibi aromatik gıdalar ile hayvanın yediği leşlerin kokusu yada koprofajı (dışkı yeme)ye bağlı ağız kokuları teşhiste ilk akla gelenlerdir.

Dermatolojik Hastalıklar : Cilde sürülen bazı Dimetil sülfoksite (DMSO) gibi ilaclar ağız kokusuna neden olur. Ayrıca dermatit formu bulunan Eozinofilik granüloma(Felin eozinofilik granüloma kompleksi                                                                                                                                                    ,pire alerjisi,pitiyalizim,solgunlukdisfaji ve Lenfadenopati),  Kutanöz lenfoma(Deri ya da Mukoz Membranların Erozyon ve Ülserleri                       Pullanma ve Kabuklanma ), Lupus eritematozus )pullanma kabuklanma,solgunluk, Peteşiler ve ekimozlar, Splenit/Splenomegali, Akut Böbrek Yetmezliği v.b), Pemfigus komplesks(Alopesi ,pullanma kabuklanma,kaşıntı,solgunluk)ve İlaç döküntüleri vede Dudak kıvrımı piyoderması(Pityalizm)  Gibi hastalıklarda  da ağız koku görülür.

Gastrointestinal Hastalık  : Ekzorin pankreatik yetmezlik ,Megaözefagus, Yangısal bağırsak hastalıkları  gibi hastalıklarda halitozis nedenidir.

Metabolik Hastalıklar: metabolik hastalıklardan;

Böbrek yetmezliği (üremi) ve Diabetik ketoasidozisde(nefeste Aseton kokusu) de ağız kokusu vardır.

Oral Hastalıklar : Elektirik kablosu yaralanması olarakda bilinen özellikle yavru köpek ve kedilerin diş dökme dönemlerinde dişlerini kaşımak için kemirdikleri objeler ve elektrik kablolarını kemirerek elektriğe maruz kalmalarıyla oluşan elektrik çarpması yaraları, Faranjit vede larenjitlerde ağız kokusuna sebebtir  diş köklerinde, Ağızda oluşan ülseratif yaraların içinde, periodontal cepler içinde sıkışan gıda artıklarıda hallitozis nedenidir. Ayrıca diş taşları ağız içinde oluşan kitleler (fibrosarkom, melanom ve skuamöz hücreli karsinomu), Dişlerdeki apseler, gingivitisler, Periodontitisler, stomatit, glossitis gibi hastalıklarla  oral travmalar vede ağızdaki kırıklarla çıkıklar vede ağıziçindeki yabancı cisimlerde hallitozisin bir nedenidir.

Respiratorik hastalıklar  : solunum yolu hastalıklarında ağız kokusuna neden olan hastalıklara gelirsek; Solunum sistemindeki bütün neoplaziler, pneumoniler vede akciğerlerdeki çeşitli apseler, burun akıntıları (Rinitis) vede sinüzitler ağız kokularına neden olur.

Davranış : Hayvanlarda görülen bazı davranışlarda  ağız kokusuna neden olur. Alt İdrar yolları enfeksiyonu,  Anal kese iltihapları, Periodontal ceplerde tutulan kıllar ,Vajinit, balanopostit gibi hastalıklarda enfekte yerlerin yalanması sonucunda da  ağız kokusu şekillenebilir

Vücudun kokmasına neden olan hastalıklara gelecek olursak :

Dermatolojik hastalıklar : Deri ya da Mukoz Membranların Erozyon ve Ülserleri (köpeklerde paraziterdir. Çeşitli otoimmun subepidermal vezikülobüllöz hastalıklar (mukokutanöz pemfigus) ) ve Piyodermalar (yüzeysel ve Mukokutanöz piyoderma )

Endokrinolojik ve Metabolik Hastalıklar : Diabetik Ketoasidozis, Glukagonama

Enfeksiyöz Hastalıklar : Layşmanyazis (Dermatolojik lezyonlar:burunda Mukokutanöz lezyonlar)

Gastroenterolojik Hastalıklar: İnce bağırsak hastalıkları (Ağız kokusu)

Pityalizm (Aşırı Salivasyon)   : mukokutanoz kavşak lezyonları

Bakteriyel : Pullanma ve Kabuklanma  Mukokutanöz piyoderma

 

Zeki çelebi

Veteriner hekimi

Kaynak : mark.s.thomson : Small Animal Medical Differential Diagnosis (Second Edition)

Evcil hayvanlarda üreme tablosu

Ergenlik Yaşı 4-18 (12) ay, çoğu ırklarda yaklaşık 15 ay
  siklus şekli Polyestrous Her yıl
 Büyük baş siklus genişliği 21 gün (18-24)
  Çiftleşme süresi 18 saat (10-24)
  Uygun çıftleşme zamanı Yumurtlamanın bitiminden 6 saat sonra
  Sonraki kızgınlık zamanı Değişir, bazı ırklarda 60-90 gün
Ergenlik Yaşı 7-12 (9) ay
  siklus şekli Çoğunlukla polyestrous, çoğu kez kış sonlarına doğru 
 Koyun siklus genişliği 16 gün (14-20)
  Çiftleşme süresi 24-48 saat
  Uygun çıftleşme zamanı Yumurtlamadan sonraki18-20 saat 
  Sonraki kızgınlık zamanı bir yıl sonra
Ergenlik Yaşı 4-8 (5) ay
  siklus şekli Çoğunlukla polyestrous, çoğu kez kış sonlarına doğru 
 Keçi siklus genişliği 18-21 gün (19)
  Çiftleşme süresi 2-3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlama esnasında
  Sonraki kızgınlık zamanı Sonraki yıl
Ergenlik Yaşı 4-9 (7) ay
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Domuz siklus genişliği 21 gün (16-24)
  Çiftleşme süresi 2-3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan sonraki 24 saat içinde
Sonraki kızgınlık zamanı 4-10 gün süt verimi durunca
Ergenlik Yaşı 10-24 (18) ay
  siklus şekli çoğu kez polyestrous, yaz döneminde
 At siklus genişliği değişken, ~21 gün (19-26)
  Çiftleşme süresi 6 gün (2-10)
  Uygun çıftleşme zamanı son birkaç günde bazı ırklarda son 2 gün
  Sonraki kızgınlık zamanı 4-14 gün (9)
Ergenlik Yaşı 5-24 ay;küçük ırklarda erken büyük ırklarda daha geç
  siklus şekli mevsime bağlı olmaksızın monestrous
 Köpek siklus genişliği 3-13 ay
  Çiftleşme süresi 2-21 gün (6-12 ortalama)
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan sonraki 2 günde ve sonraki günlerde
  Sonraki kızgınlık zamanı 2-3 ay sonra
Ergenlik Yaşı 4-12 (10) ay; Persian kedisinde  12-18 ay 
  siklus şekli polyostrus çoğunlukla yıllık
 kedi siklus genişliği 14-21 gün
  Çiftleşme süresi 6-7 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamanın 2. günü
  Sonraki kızgınlık zamanı 4-6 hafta
Ergenlik Yaşı 10 ay
  siklus şekli Monestrous aralık-mart ayları arasında fakat bazan ocak-şubat ayı arasında
 Tilki siklus genişliği  
  Çiftleşme süresi 2-4 gün
  Uygun çıftleşme zamanı  
  Sonraki kızgınlık zamanı gelecek kış
Ergenlik Yaşı 10 ay
  siklus şekli polyestrous şubat-nisan arasında
 Vizon siklus genişliği 7-10 gün
  Çiftleşme süresi 2 gün
  Uygun çıftleşme zamanı kızgınlık süresi boyunca
  Sonraki kızgınlık zamanı bir yıl sonra
Ergenlik Yaşı 6-8 ay (400-600 g)
  siklus şekli Polyestrous, karım mayıs arası
 Chinchilla siklus genişliği 30-50 gün (41)
  Çiftleşme süresi 6. gün geceleyin
  Uygun çıftleşme zamanı 2 yada 4 erkekle
  Sonraki kızgınlık zamanı 2-48 saat, yumurtlamadan sonraki 2. gece
Ergenlik Yaşı 5-8 ay
  siklus şekli Polyestrous
 Nutria siklus genişliği 24-29 gün
  Çiftleşme süresi 2-4 gün
  Uygun çıftleşme zamanı  
  Sonraki kızgınlık zamanı 48 saat
Ergenlik Yaşı 5-9 ay; bazen 4-12 ay
  siklus şekli her yıl
 Tavşan siklus genişliği düzensiz
  Çiftleşme süresi 1 ay
  Uygun çıftleşme zamanı vulva kanamalı olduğunda
  Sonraki kızgınlık zamanı hemen 
Ergenlik Yaşı 37-67 gün
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Siçan siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi ~14 saat (12-18)
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamaya yakın
  Sonraki kızgınlık zamanı 24 saat içinde
Ergenlik Yaşı 35 gün (28-49)
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Fare siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi siklusun ilk bir kaç saati içinde ve gece
  Uygun çıftleşme zamanı dişinin erkeği kabul etmeye başladığı ilk 3 saat içinde
  Sonraki kızgınlık zamanı 24 saat içinde 
Ergenlik Yaşı 55-70 gün
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Vahşi Domuz siklus genişliği 16 gün
  Çiftleşme süresi 6-11 saat gece
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan önce
  Sonraki kızgınlık zamanı hemen
Ergenlik Yaşı 4-6 hafta
  siklus şekli Polyestrous her yıl bazen kışın
 Hamster siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi 12 saat ilk gece
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan önce
  Sonraki kızgınlık zamanı sütten kesildikten sonra (yavrular)
Ergenlik Yaşı 9-12 hafta
siklus şekli Polyestrous
Gerbil siklus genişliği 4-6 gün
(Mongolian) Çiftleşme süresi 12-15 saat
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlama anında
  Sonraki kızgınlık zamanı 1-3 gün
Ergenlik Yaşı 3 yıl
siklus şekli Polyestrous her yıl
Rhesus siklus genişliği 27-28 gün (23-33)
Eşşek Çiftleşme süresi ~3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamaya yakın
  Sonraki kızgınlık zamanı sütten kesildikten sonra (yavrular)

Kedi ve Köpeklerde Bandaj ve Direnaj Uygulamaları AÇIK YARALARIN BANDAJI

Büyük yaralar ciddi doku kayıplarına ya da kontaminasyonlara neden olabilirler. Genellikle primer ya da sekonder iyileşme gerçekleşene kadar açık yara tedavisi gerektirirler. Uygun bandaj uygulamaları yaraların en uygun ortamda iyileşmelerine yardımcı olur. Aynı zamanda ikinci aşama olan epitelizasyon ve kapanma için gerekli olan gerginliği de sağlarlar.

BANDAJIN KATMANLARI: Bir bandaj üç katmandan meydana gelir ve her biri dokuya yakınlığı ve de işlevi bakımından farklılıklar gösterir.

BİRİNCİL (TEMAS) KATMAN : Birincil katman steril olmalı ve hayvan yatarken de hareket halindeyken de yara ile bitişik durmalıdır. Yaranın tüm yüzeylerine değmeli ve okluziv bandajların aksine ikinci katmana sıvı geçişini sağlar nitelikte olmalıdır. Yaranın tipine göre birinci katman dokuların ayrılmasında, ilaçların ulaştırılmasında, exudat akışının sağlaması ya da yaranın kapatılması gibi görevleri vardır. Eğer birincil katmanın dokuya yapışması isteniyorsa dışına geniş bir malzeme ile destek vermek faydalı olacaktır. Eğer yapışmayan bir katman söz konusu ise dolgu maddeli bandaj tercih edilmelidir. Bu amaçla piyasadaki ürünlerden kullanılabileceği gibi oklüziv bandajlar da tercih edilebilir. Bunun nedeni granulasyon dokusunun epitelizasyonu aşmasını, yani deri kapanmadan iyileşmesini engellemektir.

İKİNCİL (ORTA) KATMAN: Enfeksiyöz etkenlerin , eksudatın ve debrisin uzaklaştırılması, lavaj, kemoterapötiklerin etkinlikleri açısından faydalıdır. İkinci katmanda serum, kan , eksudat, nekrotik debris ve etkenler emilir. Eğer sıvının buharlaşması da sağlanıyorsa bu yolla bakteri üremesi başarılı bir şekilde geciktirecektir. Bandajın değiştirilme sıklığı yaranın akıntısına ve ikinci katmanın emiş gücüne bağlı olarak değişir. Buna göre ilk günlerde bandajlar daha sık değiştirilmelidir. Önemli olan bandajın ikinci katman emiş gücünü yitirmeden değiştirilmesidir. Eğer dış katman ıslanacak olursa kontaminasyon riski de artacaktır. Bu nedenle ikinci katman maksimum emiş güzüne sahip olmalıdır. Yeterince dolgu malzemesinin oluşu hem emiş hem de destek etkisi göstererek yara iyileşmesinde büyük fayda sağlayacaktır.

ÜÇÜNCÜL (DIŞ) KATMAN: Öncelikli olarak bandaj malzemelerini bir arada tutar ve özellikle atelli (cebireli) uygulama mevcutsa yaralı bölgeyi immobilize eder. Veteriner bandajlarında genellikle cerrahi flaster kullanılır (tercihen su geçirmez, nefes alabilir, elastik). Nefes alabilen band sıvı buharlaşmasına olanak tanır ve bölgeyi istenen kurulukta tutar. Ancak dışarıdan gelen sıvılar ile bakteri girişine müsaade edebilir. Su geçirmeyen flasterler dışarıdan sıvı girişine engel olur fakat uygun olarak uygulanmazsa içerideki sıvı da orada kalacaktır.Bu nedenle eksudatı fazla olan yaralarda kontrendikedir. Elastik yapışkan flaster; baskı, ve immobilizasyon sağlar. Eğer bir yaranın belirgin bir direnajı ve eksudat emilimi varsa bu büyük oranda badajın etkisindendir. Üçüncül katman sadece katmanların sıkı bir şekilde durmasını sağlayacak gerginlikte olmalıdır. Birincil ve ikincil katmaların arasında gevşeklikten kaynaklanan bir boşluğun varlığı yarada sıvı birikimine neden olur ki bu da doku maserasyonuna (çürüme) neden olur. Eğer son katman çok sıkı olursa bu ikincil katmanın emiş kapasitesini ve dokunun kanlanmasını azaltacaktır. Bu nedenle sıkılık çok iyi ayarlanmalıdır.Bandaj uygulamasından sonra lokal şişmelere karşı gözlenmeli, gerekirse bandaj gevşetilmelidir. Son olarak yapıştırıcı flaster ile bandaj sabitlenir ve deriden kaymaması sağlanır. Flasterin deriye ve/veya kıllara yapışmasını sağlamak için masaj yaparak bir dakika kadar ısıtılır.

İYİLEŞMENİN FARKLI SAFHALARINDA KULLANILAN BANDAJ MALZEMELERİ VE TEKNİKLER YANGI SAFHASI

Kontamine ya da enfekte yaralar cerrahi olarak genişletilmeli ve bol miktarda lavaj uygulanmalıdır. Yapıştırıcı etki gösteren temas katmanı ( kuruya kuru ya da ıslağa ıslak ) tercih edilmelidir. Daha geniş yarıklarda yapışkan gazlı pedler, debris oluşumunu, yabancı cisimlerin ve nekrotik materyalin uzaklaştırılmasını sağlar. Bandaj değiştirildiğinde bu etkenler de uzaklaştırılmış olacaktır. Pamuk dolgulu gazlı bezler iyileşme sürecinde yabancı cisim etkisi yaratacağından tercih edilmemelidir. Genel kural olarak yoğun eksudatlı yaralarda kuruya-kuru bandaj kullanılmalıdır. Viskoz bir eksudat söz konusu ise ıslağa-kuru bandaj uygulanmalıdır. Yapışan bandajlar daha çok 3.-5. günlerde kullanılmalıdır. Bundan sonra nekrotik doku ve debrisin büyük kısmı uzaklaşmış olacaktır. Kısmi genişletme her bandaj değişiminde nekrotik dokuların alınması şeklinde uygulanabilir. Jel uygulamaları ise farklı bir prensiple çalışırlar. Yarada oluşan jel bakterilerin ve nekrotik dokunun uzaklaştırılmasına yardımcı olur.

KURUYA KURU BANDAJ: İlk katman olarak kuru geniş gazlı pedler kullanılır. Böylece nekrotik dokunun, yabancı cisimlerin ve çok miktardaki yoğun eksudatın uzaklaştırılmasını sağlar. Emici bir ikincil katman ile birlikte sıvı buharlaşmasına izin veren bir dış katman uygulanmalıdır. Nekrotik doku ve yabancı cisimler kuru gazlı beze iyi yapışırlar. Bandaj, eksudat iki katman tarafından emilene ve birinci katman yaraya yapışana kadar kalmalıdır. Eğer bandaj alındığında debris ya da nekrotik doku varsa cerrahi olarak uzaklaştırılmalıdır. Kuruya kuru bandajın dezavantajları canlı hücrelerin de nekrotik dokuların beraberinde kısmen uzaklaştırılması ve bandaj alınırken ağrı oluşumudur. Temas katmanının uzaklaştırmadan önce serum fizyolojik ile ıslatılması ağrıyı azaltılabilir. Oda ya da vücut sıcaklığı ile birlikte %2lik epinefrinsiz lidokain de endikedir. Bazı bandaj değişimlerinde sedasyon gerekebilir. Bandaj kuruduktan sonra değiştirilecekse, bu işlem mutlaka gün aşırı yapılmalıdır.

ISLAK KURU BANDAJ: Geniş gazlı pedler steril FTS ya da antiseptikle yumuşatılır ve nekrotik dokusu yumuşamış, yabancı cisimli, visköz eksudatlı dokuya yapıştırlır. Islatmak için kullanılan sıvının hafifçe ısıtılması daha az ağrıya neden olacaktır. Emici ikincil katman yerleştirilir ve poröz dış katman sıvı buharlaşmasını sağlayacak şekilde uygulanır. Temas katmanındaki sıvı visköz eksudatı sulandıracak, böylece tüm eksüdat ikinci katman tarafından emilebilecektir. Bandaj kurudukça nekrotik doku ve debris birinci katmana yapışır ve değiştirilirken uzaklaştırılmış olur. Kuruya kuru bandajlarda olduğu gibi değişimde ağrı şekillenebilir. Aynı şekilde ılık FTS ya da lidokain kullanılabilir. Eğer bandaj uzun süre ıslak kalırsa bakteriyel üreme riski artacaktır. Daha uzun süre ıslak kalırsa doku maserasyonu şekillenir. Islak bir çevre bakterilerin hareketlerini de kolaylaştıracağından enfeksiyonun yayılması da kolaylaşır. Eğer bandaj çok ıslaksa çevreden bakteriyel kontaminasyon oluşma riski de göz önünde bulundurulmalıdır. Kuruya kuru yada ıslak kuru bir bandaj uzaklaştırılırken, birincil katman tamamen kuru olmasa da bandaj alınabilir. İyi kötü bir nemlilik bulunmalıdır. Kuruluk yeni ıslatılmış bir gazlı bez ile kıyaslanabilir.

DERİ BENZERİ JEL BANDAJLAR: Kalsiyum aglinat örtüleri örgü dokuya sahip değildir. Bu pedler belli başlı deniz yosunlarından elde edilen doğal liflerden üretilirler. Yaraya yerleştirildiklerinde jel forma dönüşürler. Kuvvetli hidrofilik yapıya sahiptirler ve ciddi eksudatlı yaralarda dahi endikedirler. Yaradan sıvının emilmesi ile örtüdeki kalsiyum, yaradaki sodyum ile yer değiştirir ve sıvı sodyum alginat jeline dönüşür. Bu jel bakterilere tuzak oluşturarak uzaklaştırıldığında beraberinde bakterilerin de dokudan ayrılmasını sağlar.Kas kemik yada tendo dokularının açık olduğu yaralarda kullanılmamalıdır. Eğer yeterli sıvının üretilmediği yara ya da dokulara uygulanırsa oluşacak olan kalsiyum alginat eskarı (nekrotik dokusu) daha ciddi komplikasyonlara yol açabilir.

TOPARLAMA SÜRECİ

Toparlama sürecinde kullanılacak bir teknik de yapışkan olmayan ve yarı okluziv nitelikli bandajlardır.Bu safha sağlıklı granülasyon yatağının ve yara kenarlarından epitelizasyonun oluşumu olarak tanımlanır. Yarı okluziv bandajlar yara yüzeyini nemli tutarken sıvı girişine de kısmen engel olurlar. Bu optimum yara iyileşmesini sağlayabilecek bir ortam yaratır. Yaraya yapışmayan birincil katman sayesinde yeni oluşan doku zarar görmeyecektir. Bu bandajlar gazlı pedler ve ilaçlarla hazırlanabilir. Ek olarak piyasada bunu sağlayan pek çok ürün mevcuttur. Her üretici ilk katmanın yapışmaması için farklı tasarımlar oluşturmuştur. Sünger dolgulu gazlı bezler petrolatum ile birlikte yarı okluziv ve yapışma yaratmayacak şekilde uygulanabilirler. Bu tarz pedler otoklavda sterilize edilmiş süngerli pedlerin petrolatum ile kaplanması ile elde edilebilirler. Petrolatum yer çekiminin de etkisiyle süngere iyice işler. Her ne kadar bu bezlerin üst kısımları çok işlevsel olmasa da alt kısımları yarı okluziv etkiyi oluşturabilir. Ek olarak bu uygulamanın faydalarının yanında epitelizasyonu engellediği ortaya çıkmıştır. Polietilen glikol gibi maddeler içeren plasterlerin bu gibi bir etki göstermediği açıklanmıştır. Ayrıca hidrofilik yapılarından dolayı bu bandajlar nonhidrofil olan türdeşlerinden, sıvı çekme açısından daha başarılıdırlar. Polietilenglikol dermatolojik kremlerde de bulunan bir maddedir. Bilindik polietilenglikol içeren veteriner preparatı da nitrofurazon içerir. Piyasadaki yapışmayan yarı okluziv pedlere ek olarak, poliüretan türevi süngerler de mevcuttur. Nemli bir ortam sağlarken aynı zamanda fazla sıvıyı emerler. Yüksek miktardaki emici yapısından dolayı bandajın sık değiştirilmesi gerekmez. Aynı zamanda sıvı ilaç formları ile müdahale etme olanağı sunar.

OKLUZİV TASARIMLAR

Okluziv tasarımlar yaraların iyileşme safhasında da kullanılabilirler. Bu örtünün hidrokolloid yüzeyi, yaradaki sıvı ile alışveriş sonucu hidrokolloid jel oluşumunu sağlanmaktadır. Her ne kadar bu jel epitelizasyonu engelleyici etki gösterse de yara kenarlarına tutunarak yara kontraksiyonlarını azalatır. Bu malzeme sadece iyileşme sürecinde ve iyi bir granülasyon yatağı oluştuktan sonra kullanılabilir. Bandaj 2-3 gün kalabilir. Eğer doku maserasyonu gözlenirse bu sistem yarı okluziv sistem ile değiştirilmelidir. Hidrojel örtüler de yara epitelizasyonunun desteklenmesinde kullanılabilir. Hidrojel örtü ince bir hidrofilik polietilen oksit kompozittir ve iki sentetik yaprak arasında bulunur. Hidrojel, çevre dokuya yapışmadan yaranın sıvısını alır. Hidrokolloid jelden daha az engelleyici etkiye sahiptir ve daha kolay temizlenir. Aynı zamanda enfekte olmayan dokularda eskarı yumuşatıp uzaklaştırılmasını sağlar.

BASKI BANDAJLARI

Her ne kadar açık yaralarda ufak çaplı kanamaların önüne geçilmesi için kullanımları elzem de olsa uygulama sürelerine dikkat etmek gerekmektedir. Yara ödemi oluşumunun kontrolünde yardımcı olurlar ve daha çok pasif ödeme karşı endikedirler. Aynı zamanda taşkın granülasyon dokusu oluşumunu engellerler. Boşluk oluşumunun engellenmesi ve yaralı dokunun immobilizasyonunda da kullanılmaktadırlar. Elastik bir materyal kullanılmadığı sürece yara üzerinde pamuk ve benzeri malzemelerle sürekli bir basınç oluşturmak çok zordur. Pamuk ve benzeri maddeler kullanıldıklarında kısa bir süre için baskı unsuru oluştururlar. Bu dezavantaj dış plasterin gergin uygulanması ile engellenmeye çalışılsa da bu sefer yaranın kanlanması aksar . Elastik malzemelerle yapılan bandaj hasta her hareket ettiğinde dinamik bir baskı oluşacaktır. Elastik materyaller kullanılmış olsa bile yine de damar bozuklukları, doku kayıpları ve felç gözlenebilir. Hem hasta sahibi hem de veteriner hekim; bandajın uygulandığı bölgede ödem, hipotermi, siyanoz, kuruluk, hissizlik oluşumuna dikkat etmelidir. Eğer hayvan bandajı yalıyor ya da kaşıyorsa bandaj yenilenmelidir. Elastik bandajın uyguladığı kuvvet bandajın yapıldığı zamana, katmanve sarımların sayısına ve bandajın yapıldığı bölgeye göre değişir. Uygulanan bölgenin çevresi ne kadar kısa ise baskı da bir o kadar çok olacaktır. Bu nedenle bölgenin kalınlığına göre gerginliğe dikkat etmek gerekir.

BASINÇLI- GEVŞEK BANDAJLAR

Bandajın yapılacağı yüzeyin de baskı üzerinde etkisi vardır. Yüzey ne kadar dışbükey olursa basınç da o kadar yüksek olacaktır. Dışbükey yüzeye dolgu malzemesi eklenmesi bölgeyi daha da kavisli yapar. Bu durum dışbükey bir yüzeydeki açık yaranın tedavisinde sorun yaratacaktır. Dolayısıyla yaranın üzerine eklenecek olan koruma amaçlı dolgu madesi iyileşmeyi daha da yavaşlatacaktır. Bu tarz bölgelerde baskı azaltıcı bandajlar endikedir. Halka şeklindeki süngerimsi dolgulu bandajlar, kemik ve eklem üstü bölgelerde tercih edilebilir. Bu bandajlar havlu benzeri bir bezin rulo haline getirilip bantlanması ve halkalar şeklinde kesilmesi sonrasında yara delik kısma gelecek şekilde yerleştirilir ve bandaj yapılır. Bu bandajlar arka bacakların distal kısımlarındaki kemikli bölgelerde endikedir. Boru izolasyon bandajları olecranon gibi çıkıntılı bölgelerde kullanılabilir. Boru izolasyon süngerinin ikiye bölünmesi ve lezyonun çevresine konması ile bandaj yapılabilir. Humeral bölgenin anterior kısmında borular bağlanmadan önce ek bir dolgu gereklidir. Bu dolgu maddeleri hayvanın eklemini bükmesini ve sternal bölgenin olecranona baskı yapması engellenmiş olur. Bandajın kaymasını engellemek zor olabilir. Bunun için humeral ekleme bir bağlantı yapmak faydalı olacaktır. Sabitlemenin esas amacı dolgu malzemesinin yerini korumaktır. Ön ayaklarda bandaj sadece posterior olarak uygulanır. 5 cmlik bir fark bırakılarak yeterli sayıda turda bandaj humeral ekleme sabitlenebilir. Dışarıda bırakılan açık uçların yapışkan tarafları birbirine ters olacak şekilde sonlandırılması ve bandajın dışına yapıştırılması sonucu kayma önlenebilir. Aynı zamanda hayvanın sırtından da birkaç tur atılarak sabitleme kesinleştirilir. Sonuç olarak yara üzerinde bir baskı oluşmamış ve ilaçların uygun bir şekilde uygulanması sağlanmış olur. Cebireler de aynı zamanda kullanışlı olabilirler. Ön bacağın kranial yüzeyine uygulanacak bir cebire ile radiohumeral eklem etkisiz hale getirilmiş olur. Rutin bir bandaj humeral eklemin etrafına uygulanır, aluminyum cebirelerden uyun bir parça hazırlanır ve istenilen şekil verilerek bandaja sabitlenir. Diğer bir cebire tekniği de sentetik hazır malzemelerin uygulanmasıdır. Humerusun ortasından başlayarak karpal bölgeye getirilir ve dış katmanın bandajı ile sabitlenir. Boru yalıtım bandajı , kavisli cebire ve fiberglas cebireler sternumun oluşturacağı baskıyı da engellemiş olur.Baskıyı azalatacak bir bandaj işiadik tuberositaslara iki taraflı yapıştırılarak uygulanabilir. Bu cebireler hayvanın vücudundan uzundur ve oturmasını engellerler.

MOBİLİZASYON IMMOBİLİZASYONA KARŞI

Bir yara iyileşirken hareketli mi yoksa sabit mi olmalıdır. Yaranın tipi ve yeri bu kararın verilmesinde çok önemlidir. Hareketliliğin sağlanması dokuların negatif nitrojen basıncını düşürdüğü, dolaşımı desteklediği, enfeksiyonla mücadelede yardımcı olduğu ve yapışmaların gevşemesine yardımcı olduğu için tercih edilir. Aynı zamanda daha iyi yara direnajı sağlar ve osteoporozis ile eklem katılığını engelleyebilir. Sabit bir bandaj ortopedik sorunların varlığında kullanılır.Ortopedik destek vermelerinin yanı sıra olecranon , calcaneus çıkıntısı, cubital ve tarsal eklemlerin fleksor yüzlerinde de iyileşmeyi destekleyebilir. Aynı zamanda bakteriyel ilerlemeyi azalatır ve enfeksiyon riskini indirger. Diğer faktörler arasında hastanın kollajen formasyonu sırasında daha rahat etmesi söz konusudur. Ayrıca akıntının kontrolünde de rol oynarlar. Cebirenin boyuna kesilmesi akıntıya izin verir ve bandaj değişimi mümkün olur. Cebirenin sadece yarısının, yaranın aksi tarafına yerleştirilmesi de hareketsizliği sağlar. Bu tarz yarım cebireler basınçlı bandajlarda basıncın etkisini de artırır. Örtü değişimlerde hareketsizlik bozulmayacak şekilde tasarlanabilir. Bu tarz immobilizasyona Mason metasplintler örnek teşkil eder. Eklemlerin fleksiyon ve ekstensiyon bölgelerindeki yaralarda bu immobilizasyon tekniği endikedir olumlu etkilenirler. Çünkü her harekette yara ağızlarının açılması söz konusudur. Geniş yaralar eklem deformitesi sağlamayacak şekilde sağaltılmalıdırlar. Bu gibi yaralara açık yara olarak müdahale edilirse yara iyileşmesi sonucu eklem deformitesi şekillenebilir. Bir diğer kullanım alanı da axiller bölgedir. Ön bacakların hareketleri yara iyileşmesini geciktirecektir. Bu yaralarda Velpeau bandajları tercih edilmelidir.

YARA DİRENAJ TEKNİKLERİ ENDİKASYONLARI

Yaralar en iyi kendileri direne olsalar da genellikle erkenden kurumamaları istenir. Genel olarak şu durumlara dikkat edilmelidir. – apse boşluğu varsa – yabancı cisim ya da şüpheli doku canlılığı varsa – ciddi kontaminasyon söz konusuysa (anal bölge yaraları gibi) – cep oluşumu engellenmek isteniyorsa. Daha spesifik olarak veteriner cerrahide dermisin yarıldığı ısırık yaralarında, gevşek derili laserasyonlarda, mastektomi bölgelerinde, geniş yarıklı yaralarda, seromalarda, auricular hematomlarda, dirsek bölgesindeki ve işial higromalarda kullanılırlar.

DİREN TİPLERİ VE TEKNİKLERİ

Kullanılacak olan malzeme nispeten yumuşak, tepkimeye girmeyen nitelikte ve radyopak olmalıdır. Penrose direnler yumuşak ince lateksten üretilir ve silindir şeklindedirler. Tüp direnler; kauçuk, plastik tüp ya da kateterlerden daha kalın çeperlere sahiptirler ve bu nedenle ince direnler kadar çabuk kollabe(yüzeylerin yapışarak iç boşluğun kapanması) olmazlar. Çok lümenli direnler bir lümenden sıvı akışı olurken diğerinden hava girişi sağlayarak akıntının daha kolay çıkmasını sağlarlar. Direnler pasif ve aktif olmak üzere ikiye ayrılırlar. Pasiflere örnek olarak tek lümenli yatay, tubüler ve çok lümenli direnler gösterilebilir. Bu direnler basınç değişimi, sıvının yoğunluğu ve yerçekimi yani akışkanların mekanik prensipleri ile çalışırlar. Aktif direnajda bir pompa vasıtasıyla bu emiş sağlanır.

PASİF DİRENLER YATAY DİRENLER (PENROSE DİRENLER)

¼ ile 2 inch çap ile 12-36 inch uzunlukta olabilirler. Mekanik aktiviteleri kapillarite ve yerçekimi prensiplerine dayanır. Diren fenestrasyonu dış ortam ile ilişkiyi arttıracağından tercih edilmemelidir. Penrose direnler yabancı materyallerin dışarıya akışlarını sağlar.Böylece ölü boşluk oluşumu engellenir. Penrose direnler kolaylıkla sterilize edilebilirler, kolay uygulanırlar ve çok az yabancı cisim etkisi yaratırlar. Her ne kadar lateks yol boyunca fibröz aktiviteyi hızlandırsa da, uygun bir teknik oluşu abselerin direnajlarındaki etki ile barizdir. Yumuşak ve ince olduklarından çevre dokulara ve damarlara zarar vermezler.

TEK ÇIKIŞLI DİRENLER

Penrose direnler yaranın distal kısmına yerleştirilebilirler. Bu tarz bir diren yerleştirilirken bölgedeki kıllar mutlaka kesilmelidir. Direnin uzunluğu yerleştirilirken bilinmeli ve çıkarıldığındaki uzunluk ile kıyaslanmalıdır. Prokisimal uç mümkün olduğu kadar ileri bir bölgeye ve tek bir tarafa bakacak şekilde yara kapatılırken yerleştirilir. Bu ucu buraya sabitlemek adına emilmeyen iplikle tek bir dikiş atılır. Direnden alınmadan önce mutlaka bu sabitleme dikişi alınmalıdır. Diren yerleştirilirken mümkün oldukça dik ve büyük damarlardan uzak olduğundan emin olunmalıdır. Diren asla dikiş bitiminden çıkmamalı biraz daha aşağısından bir ensizyon ile diren için çıkış hazırlanmalıdır.Bunun için hemostatik pens ile yara bitiminden sağlam derinin altından ilerlenir ve ensizyon gerçekleştirilir. Ensizyon direnaja izin verecek genişlikte olmalıdır, genellikle diren çapının 1,5-2 katı genişlik yeterlidir. Diren küçük bir dikişle yara ağzına dikilerek sabitlenir. Yara kapandıktan sonra, diren ile yara ağzının teması engellenmelidir. Bu yine sabitleyici dikiş ya da uzantısının doğru yerleştirilmesi ile sağlanabilir. Direnin dikiş ile birlikte dokuya girmemesine dikkat edilmelidir. Aksi takdirde dikişler alınmadan direnin alınması ciddi komplikasyonlar oluşturabilir. Hali hazırda kapalı bir yaranın (apseler gibi) direnajı gerekiyorsa uzun bıçakları olan Doyen makası gibi bir alet ile yaranın en ucuna ulaşılır. Makasın ucu palpasyon nirengisi olarak kullanılır ve deri bütünlüğü bozulmadan dikiş atılır. Penrose direnler derin yaraları direne etmek için kullanılabildikleri gibi derin cep oluşumuna karşı dikkatli olunmalıdır. Derin yaralarda genişletme, lavaj , kültür ve biyopsi amaçlı uzaklaştırıcı cerrahi müdahaleler gereklildir. Distal açıklıklı bu tarz yaralarda bu yol izlenmelidir. Direnler steril emici örtüler ile örtülmeli ve kontaminasyon engellenmelidir. Bandajlar da aynı zamanda dokuların zarar görmesini engeller. Bandaj sıklıkla değiştirilerek eksudat uzaklaştırılmalıdır. Direnin çıkış bölgesi değişim sırasında temizlenmelidir. Diren çıkışının yaraya uygulanan ilaçlar ile tıkanmaması sağlanmalıdır.

ÇİFT ÇIKIŞLI DİRENLER

Penrose direnler aynı zamanda yaranın distal ve proksimal ucundan da çıkacak şekilde uygulanabilirler. Çıkış noktalarından dikişlerle sabitlenerek içeri girişleri engellenir. Yaranın antibiyotik ya da antiseptiklerle temizlenmesi gerekirse bu sistem çok faydalı olacaktır. Genellikle ciddi kontamine yaralarda kullanılırlar. Yaranın lavajı esnasında solusyon yaranın heryerine ulaşamayabilir. Ancak masaj ya da çıkışın kapatılması ile yara debrisi hidrostatik basınç ile yayılacaktır. Diğer bir kullanım alanı da ölü boşlukların kapatılmasıdır. Diren en bağımlı yere yerleştirilir ve yerine göre vücudun arka tarafından dahi çıkış verilerek bölge direne edilebilir.

SİGARA DİRENLERİ VE KAYIŞ DİRENLER

Sigara direnleri penroz direnlerin gazlı bez içeren tipleridir. Bez kapillariteyi arttırır ve daha hızlı direnaj sağlar. Bu direnler büyük apselerin direnajlarında sıklıkla kullanılırlar.

TÜP DİRENLER

Kauçuk ya da plastik direnler tüp direnler olarak kullanılabilirler. Bu silindirik tüpler yatay direnlerden daha kalın çeperlere sahiptirler. Eğer cerrah tüp üzerinde daha fazla delik istiyorsa bu delikler oval olarak ve tüp çapının 1/3ünden daha büyük olmamak şartıyla açılabilir. Yatay direnler ile çalışma mekanizmaları hemen hemen aynıdır. Fenestre direnler hem içeriden hem de dışarıdan direnaj yapabilirler ve emici bir mekanizmaya bağlanabilirler. İrigasyona olanak sağlarlar. Pahalı değillerdir ve kullanıma hazırdırlar. Plastik tüpler kauçuk olanlardan daha az reaksiyon oluştururlar. Bir dezavantajları çok sert olmaları nedeniyle hastayı postoperatif dönemde rahatsız etmeleridir. Bu direnler debris ile tıkanabilirler, bu nedenle düzenli olarak temizlemek gerektiği düşünülmelidir.

AKTİF DİRENLER AÇIK EMİCİ DİRENLER

Çok lümenli bir direne vakum uygulanırsa yaraya bir yandan hava girerken sıvı çıkışı sağlanmış olur. Her ne kadar direnaj süresini azaltsa da dış ortamdan çok miktarda hava gireceğinden enfeksiyon riski artacaktır. Bu kontaminasyon riskini azaltmak için bakteri filtreleri hava girişine eklenebilir.

KAPALI EMİCİ DİRENLER

İçeri hava girişinin bulunmadığı direnlerdir. Bu sistem direnaj akışının sürekliliğini sağlar ve tüpün tıkanmasını engelleyerek yara irigasyonu ihtiyacını ortadan kaldırır. Bu sistem yerçekimi ya da kapillariteye ihtiyaç duymaz. Ama buna rağmen nekrotik doku ve yabancı cisimlerle tıkanma riski söz konusudur. Pek çok kapalı emici direnaj sistemi piyasada mevcuttur. Bir bandajda uygulandıklarında sürekli akış hatta baskı sağlarlar. Eğer tek yönlü bir valf kullanılmadıysa sıvı yaranın içine tekrar girebilir. Yaranın ve seçilecek malzemenin boyutları iyi hesaplanmalıdır. Ucuz ve basit bir sistem kelebek kateter kullanılarak yapılabilir. Tüp içeri de kalacak şekilde yerleştirilir ve kelebek vakumlu bir tüpe bağlanarak emiş sağlanır. Tüpün sokulacağı punksiyon tüp çapıyla aynı olmalıdır ve dokuya emilemeyen bir dikiş ile sabitlenmelidir. Yara kapatıldıktan sonra tüpe bağlanır ve uygun bandaj uygulanır. Eğer diren deri grefti ile birlikte uygulanacaksa tüpün bitiş noktası derinin bitimi ile birlikte olmalıdır. Basit bir agraf tel ile deri tüp ve dokudan geçecek şekilde sabitlenir. Bu sayede tüp doku vaskülaritesini bozmamış olur. Bu sistemin bir modifikasyonu da farklı boyutlardaki enjektörlerin kullanımları ile mümkündür. Kateter yaraya uygulandıktan sonra kateterin solunda bulunan Luer-Lok eklenir. Emici güç, istenen seviyede tüp kollabe olmadan vakumu sağlayacaktır. 16-18 numara bir kanül de enjektörün istenilen seviyede kalmasını sağlar.Farklı noktalardaki sabitleme farklı basınçlar uygulayacaktır.Büyük miktarlardaki emiş için 30mllik bir enjektör uygun olacaktır. Kapalı emici sistemler yaranın ve örtünün kuru kalmasını sağlar. Bakteriyel ilişkiyi azalatır. Sürekli direnaj sağlayarak iyileşme süresini kısaltırlar. İrrigasyona olan ihtiyacı azaltırlar ve komplikasyonları daha azdır. Deri greftleri ile birlikte kullanıldıklarında greftin deriye tutunmasını arttırırlar. Erken vaskülarizasyonu sağlayarak yara yatağı oluşumunu desteklerler. Gerekli olduğu sürece değiştirilebilirler ve sıvı miktarı ile enfeksiyon varlığına işaret edebilecek belirtilerin saptanmasını sağlarlar. Sistemin bir dezavantajı , negatif basıncın dokuyu zedeleyebilecek olmasıdır. Yine de 10ml’lik tüpler her nekadar bandaj ile birlikte kolay uygulanabilseler de sıklıkla değiştirilmeleri gerekir.

DİRENAJ SÜRESİ

Direnin uzaklaştırılması için gereken süre oldukça değişkendir. Mümkün olan en kısa zamanda uzaklaştırılmalıdırlar.Klinik olarak sıvının azalmaya başlaması direnaja son verilmesi için iyi bir göstergedir.Genel olarak hematom oluşumunu engellemek için yerleştirilen diren 24 saat içinde alınabilir. Enfeksiyonlarda kullanılan direnler 3-5 gün enfeksiyon kontrol edilene kadar bırakılmalıdır. Higroma ve geniş seromalar için direnin uzaklaştırılması 10-14 gün sürebilir. Ciddi ısırık yaraları 4-6 ve mastektomiler de 4 gün yeterli olacaktır. Pasif direnlerin üzerine yaranın ve direnin korunması için uygun bir bandaj uygulanmalıdır. Yaradaki değişimler ancak bandaj değişimlerinde gözlenebilir. Akıntı eksudatif değil transudatif olmaya başlamalı ve iyileştikçe azalmalıdır. Bu kriterler elde edildiğinde diren de uzaklaştırılabilir.

KOMPLİKASYONLAR VE HATALAR

Deriye açılan direnlerin korunmasındaki başarısızlık ya da parçalanması görevini yerine getirmeden uzaklaşmasına neden olur. Yaranın içine kalması ya da kırılması mümkündür. Eğer kuvvetli yapışmalar oluştuysa çıkarılırken kırılabilirler. Azalan doku bağışıklığı nedeniyle enfeksiyon riski artacaktır. Belirli bölgelere ( aksiler ya da inguinal) yerleştirilen direnler vücut hareketleri ile hava girişine ve anfizeme neden olabilirler. Cerrahlar ne iyi cerrahi yöntemler yerine direni tercih etmeli ne de açık bırakılması gereken bir yaranın direnajında inatçı olmamalıdırlar.

KAYNAK: Fossum T.W. (2002): Surgery of the Integumentary System. In: Small Animal Surgery. Mosby, St.Lois, Missouri (134-145)

29.11.2006 18:17:21

SITMA NEDİR? NASIL BULAŞIR?

SITMA (PLASMODİUM SPP.) Sıtma Nedir?

Sıtma parazitlerin neden olduğu tropikal ve subtropikal birçok bölgede görülen yaygın ve yaşamı tehdit eden bir hastalıktır. Her yıl birçok uluslararası yolcu, hastalığın görüldüğü ülkeleri ziyaret ederken sıtmaya yakalanmakta ve 10 000’in üzerinde ziyaretçi ise eve döndükten sonra hasta olmaktadır.

Bir yolcuda sıtmanın yaygın olduğu bir bölgeden ayrıldıktan iki üç ay sonra görülen ateş, acil bir tıbbi durumdur ve derhal araştırılmalıdır. Nedeni Nedir? İnsan sıtmasına, tek hücreli Plazmodyum parazitinin dört farklı türü yol açmaktadır: Plasmodium falciparum, P.vivax, P. ovale ve P. malariae. Nasıl Bulaşır? Sıtma parazitleri; Anofel sineklerinin çeşitli türleri ile bulaşmaktadır. Bu sinekler tarafından ısırılan insanlara sinekler tarafından bulaştırılır. Hastalığın Seyri nasıldır? Sıtma; kuluçkada kalması 7 veya daha fazla gün süren akut ateşli bir hastalıktır. Bu yüzden, muhtemel bir sinek ısırığını izleyen ilk bir hafta içindeki ateşli hastalık sıtma değildir.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

Ateş, titreme, terleme ve baş ağrısı ve ileri dönemlerde sarılık, kan pıhtılaşma bozuklukları, şok, böbrek ve karaciğer yetmezlikleri gelişebilir. Merkezi sinir sistemi bozuklukları ve koma görülür. tropikal bölgeden yakınlarda dönmüş kişinin iki veya üç günde titreme nöbetleri, ateş,ve terlemenin görülmesi, sıtmanın en iyi belirtisidir. Sıtmaya ilk maruz kalma olasılığının yedinci günü ve son maruz kalma olasılığından iki ay sonrası (nadiren daha geç) arasındaki zaman diliminde ortaya çıkan ve açıklanamayan ateş durumlarında ilk olarak falciparum sıtması olasılığı düşünülmeli ve bu zaman aralığında ateşi çıkan bir kişi en kısa zamanda teşhis ve etkili bir tedavi için bir sağlık kurumuna başvurmalıdır. Erken tanı ve uygun tedavi hayat kurtarabilir.

Falciparum sıtması, eğer tedavi 24 saatten fazla gecikirse ölüme yol açabilir. Sıtma parazitleri için bir kan örneği incelenmelidir. Eğer ilk kan örneğinde parazit saptanmadıysa ve semptomlar hala devam ediyorsa, bir dizi kan örneği alınmalı ve 6-12 saat aralıklarıyla incelenmelidir. Hamile kadınlar ve küçük çocuklar; ağır ve komplike falciparum sıtmasına karşı daha da hassastırlar. Hamile kadınlarda sıtma görülmesi; anne ölümü, düşük, ölü doğum ve yeni doğan ölümü riskini arttırmaktadır.

Diğer Plazmodyum türlerinin yol açtığı sıtma formları daha hafif ve nadiren yaşam tehdit edicidir. (Ülkemizde Mayıs ve Ekim ayları arasında sadece Çukurova- Amikova ovalarında P. Vivax kaynaklı sıtma riski vardır.) Birçok ülkede sıtma durumu daha da kötüye gitmektedir. Falciparum sıtmasının önlenmesi ve tedavisi daha zor hale gelmektedir çünkü P. falciparum çeşitli sıtma önleyici ilaçlara karşı giderek direnç kazanmaktadır.

Sıtma Nerelerde Görülebilir?

Amerika’nın ortası ve güneyi, Asya ve Akdeniz bölgesindeki vakaların yaygın olduğu ülkelerdeki ana kentsel bölgelerde (varoşlar dahil değildir) sıtma bulaşması görülmez. Ancak, Afrika ve Hindistan’da başlıca kentsel bölgelerde de sıtma görülebilir. 1500 metrenin üzerinde hastalık riski genellikle daha düşüktür ancak uygun iklim koşullarında 3000 metreye kadar sıtma vakaları rastlanılabilir. Enfeksiyon riski mevsime bağlı olarak da değişebilir, en yüksek risk yağmurlu mevsimlerde bulunmaktadır.

Sıtmalı Yerlere Sahip Ülkeler ve Bölgeler Bu ülkelerin bazılarında, sıtma sadece bazı yerlerde veya bazı rakımlara kadar görülür. Sıtma birçok ülkede mevsimliktir. ( Sadece P.vivax riski olan yerler) Afganistan Etiyopya Nijerya Cezayir Fransız Guyanası Umman Angola Gabon Pakistan Arjantin Gambia Panama Ermenistan Georgia Papua Yeni Gine Azerbaycan Gana Paraguay Bangladeş Guatemala Peru Belize Gine Filipinler Benin Gine-Bissau Ruanda Bhutan Guyana Sao Tome ve Principe Bolivya Haiti Suudi Arabistan Botswana Honduras Senegal Brezilya Hindistan Sierra Leone Burkina Faso Endonezya Solomon Adaları Burundi İran İslam Cumhuriyeti Somali Kamboçya Irak Güney

Afrika Yolcular için riski nedir?

Sıtmanın yaygın olduğu bölgelerdeki bulaşma mevsimi boyunca, özellikle de geceleri sinek ısırmalarına maruz kalan ve bağışıklık kazanmamış tüm yolcular, klinik sıtma riski altındadır. İnsanlarda meydana gelen sıtma vakalarının çoğu; koruyucu ilaç rejimlerine uymamak veya uygun olmayan koruyucu ilaç kullanmaktan dolayı gerçekleşmektedir. Falciparum sıtması ölümcül olabilmektedir ve P. falciparum enfeksiyonuna yakalanan hastaların yaklaşık % 1’inin bu hastalıktan öldüğü tahmin edilmektedir.

Küçük çocuklar, gebe kadınlar ve yaşlı yolcular daha fazla risk altındadırlar. P. falciparum enfeksiyonu geçiren bir hastanın kurtulmasında etkili olan en önemli faktörler erken tanı ve uygun tedavidir. Kırsal alanlarda geceleri dışarıda uyuyan insanlar en fazla riske sahiptirler.

İnsanlar sıtmayı önlemede dört prensibine dikkat etmelidirler:

1. Risk, kuluçka süresi ve başlıca semptomların farkında olmalıyız.

2. Sinekler tarafından, özellikle de geceleri ısırılmaktan korunmalıyız.

3. Gerektiği yerlerde, enfeksiyonu baskılamak için sıtma önleyici ilaçlar kullanılmalı (kemoprofilaksi).

4. Sıtma riskinin bulunduğu bir bölgeye gittikten bir hafta veya daha sonra ateş görülürse, teşhis ve tedavi için acilen bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

Sinek ısırmalarına karşı kişisel koruma, sıtmaya karşı savunmanın ilk sırasını temsil eder.

Bu önlemler şunlardır:

-Böcek uzaklaştırıcılar,

-Sinek bobinleri,

-Böcek spreyleri,

-Koruyucu giysiler giyme.

-Sinek geçirmeyen ağlar kullanılmalıdır.

Sıtmadan Koruyucu İlaç Kullanım İlkeleri.

Çocuklar için dozaj çizelgesi vücut ağırlığına dayanılarak oluşturulmalıdır. Gidilecek yerlere en uygun sıtma önleyici ilaçlar, doğru dozajlarla hazırlanmalıdır. Günlük olarak alınması gereken sıtma önleyici ilaçların, riskli bölgeye varmadan bir gün önce alınmaya başlanması gerekmektedir. Varıştan bir hafta önce haftalık klorokin tedavisine başlanmalıdır.

Optimal koruyucu kan düzeylerine ulaşmak ve yan etki meydana gelmesi durumunda gitmeden önce olası alternatifleri göz önünde bulundurmak amacıyla, haftalık meflokin tedavisine varıştan en az bir hafta, tercihen iki-üç hafta önce başlanmalıdır. Sıtma riskinin bulunduğu yerlerde kalınan süre içerisinde kullanılan tüm profilaktik ilaçların içilmesinin değişmez bir düzenlilikte devam etmesi ve enfeksiyon riskini yaratan son sinek ısırması olayından sonraki 4 haftaya kadar sürmesi gerekmektedir, çünkü parazitler bu zaman dilimi içerisinde hala karaciğerden çıkabilmektedirler.

Kaynak : http://www.hssgm.gov.tr/?sf=sey_sitma&nerden=sey

Zoonoz Hastalık Nedir?

.

Zoonoz hastalıklar hayvanlardan insanlara (zooantroponoz) ve insanlardan hayvanlara (antropozoonoz) bulaşabilen hastalıklardır. Zoonotik hastalıklar içerisinde bakteriyel, viral, fungal (mantar kaynaklı), riketsiyal (paraziter bir mikroorganizma türü) ve paraziter enfeksiyonlar yer almaktadır.

 

Bu konuya yaklaşırken hastalık yapan etkenin yaşam döngüsü esas alınmaktadır. Örneğin bazı parazitler için ara konakçı konumundaki  birey köpekken son konak insandır. Yani, parazitin yaşam amacı insana ulaşmak ve çoğalmaktır. İnsanın ya da bir salyangozun ara konak olarak rol oynadığı durumlar da geçerlidir.

 

Bakteri, virus, mantar veya riketsiya türlerinden mikroorganizmalar için durum farklıdır. Konakçı olarak seçtikleri canlılarda ürerler. Genellikle ara konakçıya ihtiyaç duymazlar. Tek ihtiyaçları bir organizmadan diğer organizmaya geçiş olanağı sağlayan ara yoludur. Bu geçiş yolları insanın hayvanla birlikte yaşamaya başlamasından çok önce mikroorganizmalar tarafından keşfedilmiştir. Zira sivrisinekler gibi eklem bacaklılar pek çok hastalığın bulaşmasında hem arakonakçı hem de vektör (taşıyıcı) olarak rol alırlar.

 

Ancak insan hayvan ilişkisi geliştikçe bu geçiş yollarında çeşitli dallanmaların olduğunu görmekteyiz. Örneğin evcil hayvan olarak evlerimize kabul ettiğimiz köpekler aracılığı ile bize bulaşabilen hastalıklar gibi. Medeniyetimizin gelişme sürecinde bu hastalıklarla mücadele zaman almış olsa da günümüzde bu zoonotik hastalıklara karşı pek çok önlemimiz bulunmaktadır. Bu önlemler içerisinde en başta hayvalarımızı bu hastalıklardan korumak gelmelidir.

 

Hayvanlarımızın bu hastalıklardan uzak durabilmesi Veteriner Hekimler tarafından düzenli uygulanan aşı ve parazit ilaçları çoğu zaman yeterli olmaktadır. Fakat hayvan sahiplerinin de bakım ve beslemede özen göstererek bu savunma hattında bir bütün oluşturmaları gerekmektedir.

 

Bu bölümde amacımız sizleri bu zoonotik hastalıklar hakkında bilgilendirmek, hayvanınızın ve sizin sağlığınızın korunmasına yardımcı olmaktır.

 

.

Zoonotik Hastalıklar

. .

KİST HİDADİT

Kedi ve köpeklerdeki asıl etkeni “Echinococcus Granulosus” adındaki bir şerittir. Kist hastalığında enfekte köpekler , kist etkenini direkt dışkılarıyla veya tüylerine bulaşmış ekinekok yumurtalarıyla taşırlar ve bulaştırırlar. Kist hastalığıyla enfekte olmayan köpeklerin tüyleri potansiyel olarak hasta edici bir özellik taşımaz. İnsanların kist etkenini almaları son derece tehlikeli sonuçlara yol açar.

 

Köpek ve kedilerin bağırsaklarında yaşayan E.Granulosus ve E.multilocularis dışkı ile atılan halkalar içinde çevreye yumurtalarını yayarlar. Donma, soğuk v.b şartlara çok dayanıklı olan bu yumurtaları insanlar enfekte hayvanın tüylerini YUTARAK, dışkı ile bir şekilde teması olan sebze ve meyveleri yiyerek, enfekte bir çiftlik hayvanının etini iyi pişmemiş halde yiyerek (örneğin çiğ köfte) alırlar.

 

Yumurtalar içindeki larvalar, insanda beyin, karaciğer ve akciğer gibi organlara yerleşerek içi sıvı dolu kistler oluşturur. Bu kistler büyüklüklerine bağlı olarak yerleştikleri organlarda ciddi sağlık problemlerine yol açarlar. İlaçla tedavisi tam mümkün olmayan bu kistler sadece cerrahi olarak çıkarılabilirler. Vücut içerisinde bu balonumsu kistlerin patlaması allerjik reaksiyonlara ve ölümlere yola açabilmektedirler.

 

Korunmada; evcil hayvanınızın düzenli veteriner kontrolünden geçmesi ve anti paraziter ilaçlarının uygulanıyor olması yeterlidir. Kendinizi korumak adına, çiğ et ürünlerinden ve iyi yıkandığından emin olmadığınız sebze ve meyvelerden uzak durmanız faydalı olacaktır.

 

MİKROSPOROZİS (Ringworm)

 

Kedi ve köpeklerde mikrosporozis M. canis tarafından oluşturulur. Genellikle baş, gövde ve bacaklarda görülen mantar enfeksiyonuna neden olur. Hastalık bir hayvandan diğerine direkt veya indirekt temasla bulaşır. İnsanlar hastalığı genellikle kedi veya köpeklerden alırlar. Hastalığın asıl kaynağı kedilerdir. Genç ve vitamin noksanlığı olan hayvanlar enfeksiyona daha duyarlıdır. Hastalık daha çok kış aylarında yayılma eğilimi gösterir.

 

Hastalığın Belirtileri; Kedi, köpeklerde oluşan yaraların şekli ve yerleştiği yerler bakımından benzerlik gösterdiği gözlenir. Yaralar en çok yüz, kulak, yanaklar, dudaklar, boynun yan tarafları, göz civarında ve daha az olarak da kuyruk ve pençelerde rastlanır. Erken dönemde; deride oval veya yuvarlak kıl dökülmesi, arkasından kepeklenme ve kabuklanma meydana gelir. M. canis insanlarda da benzer lezyonlar oluşturur.

 

Teşhis;  Derideki lezyonların hasta sahibinde de bulunuyor olması teşhisi destekler. Ancak kesin tanı ancak deri örneği alınması ve laboratuvar muayene ile mümkündür.

 

Tedavi; Lütfen deri hastalıklarının tedavisinin uzun sürdüğünü unutmayınız. Mantar enfeksiyonları uzun süre tedavi gerektiriler. Reçete edilen ilaçlarının mutlaka düzenli (yaralar iyileştikten sonra dahi) ve belirtilen tedavi süresinin sonuna kadar kullanılması gerekmektedir.

. .

TOKSOPLAZMOZİS

Toksoplazmoz, Toxoplasma gondii protozoonu tarafından oluşturulan, ve hamile bayanlarda düşüğe neden olabilen önemli zoonotik hastalıklardan birisidir. Hastalık her zaman belirti göstermeyebilir. Akut enfeksiyonu gebelerde ve bağışıklık sistemi baskı altında olan hastalarda önemli olmaktadır. Kronik toksoplazma enfeksiyonu etkenin vücutta bulunması anlamında kullanılır. Parazit yaşam döngüsünü son konak olarak kedilerde tamamlar. Son konakçıya gelene kadar arakonak olarak pek çok canlıyı kullanır. İnsana bulaşma bu devrede söz konusudur. İnsan parazitin kediye ulaşmak için kullandığı bir ara konaktır.

 

Ülkemizin Doğu Anadolu bölgesinde sıklıkla görülmekle beraber, insanlardaki enfeksiyon yurt genelinde %10-40 arası yaygınlık göstermektedir. Dünyanın pek çok yerinde yapılan araştırmaların sonucu kedilerin %1’e yakınının etkeni taşıdığı tespit edilmiştir. Kediler hastalığın yayılmasında birincil derecede önemlidirler. Ancak unutulmaması gereken nokta hastalık insanlara sadece kedilerden bulaşmamaktadır. İyi yıkanmamış sebze,meyve gibi ürünlerin tüketilmesi, etkeni barındıran memeli hayvanların (inek,koyun,keçi,vs) etlerinin, pastörize olmamış süt veya yumurta tüketimi gibi yollarla da etkeni almak mümkündür.  Insanlarda başlıca düşük, sinirsistemi ve göz hastalıkları (bölgesel retina nekrozu) gibi sonuçlar doğurabileceğinden kontrolü oldukça önemli bir hastalıktır.

 

Korunmak için, kedinizin iç paraziter ilaçlarının düzenli olarak yapılması ve düzenli Veteriner hekim kontrolünden geçmesi gerekmektedir. Ayrıca kendinizi korumak adına kedinizin tuvaletini temizlerken bir eldiven giymeniz ve çocuklarınızı tuvalet bölgesinden uzak tutmanız elzemdir.

 

Eğer hamile iseniz, doktorunuzu kediniz olduğuna ya da kedilerle temasınız olduğuna dair bilgilendiriniz. LÜTFEN unutmayınız, toksoplazma paraziti sadece kedilerden bulaşmamaktadır.

.

KEDİ TIRMALAMA HASTALIĞI (Cat scratch disease) CSD

Kedi tırmalama hastalığı (CSD) Apifin felis yada Bartonella henselae, etkenlerin neden olduğu enfeksiyöz bir hastalıktır. Yaralar çoğunlukla kedilerin tırmalaması ile oluşmaktadır. Bulaşmanın pirelerin ısırmasıyla olduğu söylenmektedir ancak insandan insana da bulaşma bilinmemektedir. Hastalıkda ilk yaralar baş ve boyunda ve daha çok içi sıvı dolu kabarcıklarla görülür. Ağız veya burun içerisinde ağrılı yaralar, ortaya çıkabilir. Diş etlerinde kızarıklık ve şişme görülebilir. Hastalarda bu yaraların hepsi mevcut olduğu gibi bazen sadece tek biri de görülebilir.

 

Hastalarda yüksek ateş ve lenf yumrularının şişmesi (2-4 ay süre ile) görülür.Halsizlik, baş ve boğaz ağrıları ve nadiren dalak ve paratiroid bezinde büyüme görülebilir. Bazı hastalarda merkezi sinir sistemi bozukluklarına da rastlanır.

Teşhis; Bütün hastalarda lenf adenopatinin (lenf bezlerinin şişmesi) mevcut olması, hastaların kedilerle temasta olmaları, ısırılmaları veya tırmalanmaları gibi bilgiler teşhiste yardımcı olur. Ayrıca deri testleri tanı amacıyla kullanılır.Ancak kesin teşhis için etkenin laboratuvar teknikleri ile mutlaka belirlenmesi gerekmektedir.

Korunma; Pire mücadelesi gereklidir. Kedilerin tırmalamaları sonrası yaranın dezenfeksiyonu.

. .

LEPTOSPİROZİS

Enfekte hayvanlar idrarlarıyla çıkardıkları etkenlerle suları, toprağı ve kendi gıdalarını kontamine ederler. Rutubetli ortam mikroorganizmanın uzun süre canlılığını muhafaza etmesine yardımcı olur. Yazın ve sonbaharın erken dönemlerinde daha sık görülür. Leptospirozis infekte idrarla direkt; bulaşık, su, gıda ve toprakla indirekt bulaşır. Etken deri ve mukozalardan direkt geçerek kan dolaşımına karışırlar. Bu devre bir hafta sürer. Daha sonra etkenler kan yolu ile böbreklere, karaciğere ve diğer organlara yayılabilirler. Çeşitli toksinleri ile dokularda nekroza (hücre ölümleri) neden olurlar. Enfekte hayvanlar idrarlarıyla uzun süre çevrelerine etkeni saçarlar.

 

Hastalığın belirtileri; Etkenin vücuda girdikten sonra hastalık oluşturması için geçen süre 3 – 7 gündür. Klink bulgular karaciğer, böbrek ve damar sistemindeki bozukluklarla ilgili olarak ortaya çıkar. İlk görülen belirtiler iştahsızlık, kusma ve ateştir. Daha sonra sarılık, ağız içerisinde yaralar, çok su içme ve çok fazla miktarda idrar yapma, kanamalı mide barsak hastalıkları görülür.

 

Teşhis; Kesin tanı, idrar veya kandan yapılan kültürlerde etkenin izolasyonu veya direkt olarak karanlık saha mikroskobu ile yapılır. Tanıda ELİSA gibi testlerden de yararlanılır.

İnsan Sağlığı Açısından Riskler; Köpekler hastalığın insanlara enfeksiyonun bulaşmasında önemli olarak rol oynar. İnsanlara hastalık enfekte hayvanların idrar, kan ve hastalıklı organları ile bulaşır. Hem hastalığın köpeklerden insana naklini önlemek, hem de köpekleri enfeksiyondan korumak için hayvanlara mutlaka aşı uygulanmalıdır.

.

BRUCELLOSİS

Dişi köpeklerde yavru atma, erkek köpeklerde üreme bozuklukları, yavru köpeklerde ise ölümle seyreden zoonoz bir hastalıktır. Vagina akıntıları, sperma, idrar, plasenta (yavru kesesi) ve atık yavruları enfeksiyon kaynağıdır. Erkek hayvanlara enfeksiyon cinsel temas ile bulaşır. Enfeksiyonu takiben köpekler tedavi edilmezse iki yıldan fazla enfeksiyonu taşırlar ve bulaştırırlar.

 

Hastalığın belirtileri ; Köpekler çoğunlukla hastalığın belirtisini göstermezler. Ergin erkek ve dişilerde kısırlık, dişilerde yavru atma, ölü veya zayıf yavru doğurma, erkek köpeklerde deri hastalıkları, testislerde küçülme, gözlenebilen bulgulardır.

 

Teşhis; Ancak laboratuvar muayeneler ile mümkündür. Bunun için atık yavru yada yavru zarları, vaginal akıntı, sperma ya da kan mutlaka incelenmelidir.

İnsan Sağlığı Açısından Riskler; İnsanların kedi ve köpeklerden enfeksiyona yakalanması zordur. Ancak genital akıntılar, atık fetüsler ve plesenta ile direkt bulaşma olabilir.

.

LYME DISEASE (Borreliosis)

Borreliosis kenelerle nakledilen Borrelia burgdorfi isimli spiroketin neden olduğu bir hastalıkdır. Kuzey Amerika, Avustralya ve Avrupa’da görülen bu hastalığa Türkiye’de rastlandığı hakkında bir bilgi yoktur. Hastalık başlıca köpeklerin kenelerce ısırılması ya da insanların bu keneler tarafından ısırılması yolu ile bulaşır.

 

Hastalığın belirtileri; Hastalık ani bir topallık ile başlar. Eklemler şiş ve ağrılıdır. Topallıklar birkaç günde kaybolur. Ancak bazı olgularda tekrarlayabilir. Bazen beden ısısında da artış görülebilir. Radyolojik yoklamalarda eklemler normal gözükebilir.

 

Teşhis; Teşhisi nispeten zor bir hastalıktır. Kan ve eklem içi sıvının muayene edilmesi gerekir. Pek çok hastalık ile karışması mümkündür.

İnsan Sağlığı Açısından Önemi; İnsanlar hastalığı köpeklerden direkt olarak almazlar. Ancak köpek ve diğer hayvanların üzerlerindeki kenelerinin insanların derisi üzerinde gezmeleri ve kenelerin ısırması ile hastalık bulaşabilir. Köpekler üzerindeki kenelerin ilaçla yok edilmesi hastalıktan korunmada en önemli yoldur. Ayrıca riskli bölgelerde yaşayan hayvanların aşılanması da korunma açısından elzemdir.

. .

PASTEURELLOSİS

Kedi ve köpeklerde Pasteurella etkenlerine yara enfeksiyonlarında, ağızda ve  hayvanların boğazlarında rastlanır. Sağlıklı görünüşlü hayvanlarda da etken bulunmaktadır. Sağlıklı kedilerde bulunan bu etken daha tehlikeli iken köpeklerdeki daha az yara enfeksiyonuna neden olmaktadır. Bu nedenle kedi ısırmaları konusunda daha titiz olmak gerekmektedir.

 

İnsanlarda Pastörelloz; İnsanlarda pastörelloz daha ziyade kedi ve köpek ısırması sonucu meydana gelir. P. multocida lokal infeksiyonlardan başka menenjit, solunum yolu enfeksionları ve akut apandisitlere sebep olmaktadır.

. .

PSITTACOSIS – ORNITOSIS

Psittacosis, parrot familyasına  ait kuşlarda (papağan, muhabbet kuşları, vs.) görülen, insanlara da bulaşan enfeksiyöz bir hastalıkdır. Ornitosis, ise daha çok güvercin, evcil tavuk, hindi, ördek, deniz kuşları ve diğer kanatlılarda görülür.

 

Bulaşma; Bulaşma direkt temas ve solunumla olur. Hasta hayvanlarda; iştahsızlık, titreme, kafese yaslanma, tüylerin kabarması, yeşilimsi sarı ishal, burundan ve gözden akıntı gelmesi, zayıflama ve en önemlisi HAPŞIRMA görülür. Hasta hayvanlar hapşurarak etkeni metrelerce uzağa atabilirler. Genç hayvanlarda ölüm oranı daha yüksektir. Erginler hafif belirtilerle hastalığı atlatırlar. İnsanlara solunum yolu ile bulaşabilen bu hastalık halsizlik,yüksek ateş gibi genel belirtilerle uzun süren bir solunum yolu enfeksiyonuna neden olmaktadır.

 

Teşhis; Kesin teşhis için laboratuvar muayene şarttır. Buna hasta hayvandan alınan vücut sıvıları ve eğer hayvan öldüyse otopsi de dahildir. Ayrıca hastanın kuşlarla temasının bulunması teşhiste yardımcı olacaktır.

. .

CAMPLOBACTERİOSİS

Camplobacteriosis, Campylobacter jejuni’nin neden olduğu akut bir bağırsak enfeksiyonudur. Etken son yıllarda köpek ile kedilerde ve ayrıca insanlarda hastalık nedeni olduğundan zoonozlar sınıfına sokulmuştur.

 

Etken; Etkenler kontamine su ve gıdalarla indirekt olarak bulaşır. Direkt gaitanın alınması ile ağız yolu ile bulaşma da olabilir. Sinekler de bulaşmada rol oynarlar. Hayvanların çoğu klinik bulgu göstermedikleri halde dışkıları ile etkeni çevreye bulaştırırlar.

 

Hastalığın belirtileri; Etken vücuda girdikten sonra hastalık oluşumu için geçen süre 1-7 gün, hastalık süresi ise 7-10 gündür. Yavru köpeklerde iştahsızlık, bitkinlik, ishal, ateş, kusma, ani kas kasılmaları görülür. Bazı hayvanların iştahları normal olabilir. İshal sulu, mukuslu veya kanlıdır. Şiddetli olaylarda  dehidrasyon da görülebilir. Ergin köpekler enfekte olmalarına karşın herhangi bir semptom göstermeseler bile, kalabalık ve sağlıksız ortamların bulaşma nedeni olabileceği son dönemlerinde klinik campylobacteriosis’e rastlanabilir.

 

Teşhis;İshal olan köpeklerde hasta sahibinden alınan bilgiler çok önemlidir. Kesin tanı gaitadan yapılan testlerde bakterileri görmek  veya kültürler ile bakteri izolasyonuyla olur.

İnsan sağlığı yönünden önemi; Köpekler ve kediler enfeksiyondan sonra 40-120 gün bakterileri gaitaları ile çevreye saçtıkları için enfeksiyon kaynağıdırlar. Kedi ve köpeklerle yaşayan küçük çocuklar kendi gıdalarını enfekte ederek infeksiyonu kolayca alırlar. Hastalıktan korunmak için gerekli hijyenik koşullara uyulmalıdır. (ör; ellerin yıkanması, kedi kumunun sürekli temiz tutulması gibi)

. .

VEBA (Plaque)

Veba, Yersinia pestis bakterisinin neden olduğu zoonotik bir hastalıktır. Etken kemirici hayvanların pireleri tarafından çeşitli hayvan ve insanlara nakledilir. Enfeksiyon daha çok kemiricilerde görülür. İnsan ve hayvanlara enfekte kemirici pirelerinin ısırması yolu ile bulaşır. Temasla bulaşma daha az görülür.

 

Hastalığın Belirtileri; Enfeksiyon kedilerde daha sık olarak görünür. Hastalığın görülmesinden sonra kediler 3-4 gün içerisinde ölürler ya da ölü olarak bulunurlar. Hastalık köpeklerde de görülmesine karşın nadiren klinik belirtiler ortaya çıkar.

 

Teşhis; Enfeksiyonun belirli aralıklarla görüldüğü bölgelerde orijini bilinmeyen ani ateş yükselmeleri vebayı akla getirmelidir. Kesin teşhis ancak laboratuvar teknikleri ile yapılabilir.

İnsan Sağlığı Açısından Önemi; Hastalık enfekte kedilerden insanlara tırmalama ve ısırma ile direkt olarak geçer. Pirelerle mücadele kolay olmasına karşın endemik bölgelerde kedilerin kemiricilerle teması önlenmelidir.