KEDİLERDE DUYUSAL GELİŞİM SÜRECİ

Ana karnında kedi

 Kedilerde sağlıklı bir gebelik iki ay kadar sürer. Döllenmenin üçüncü haftasından itibaren yavru adayının dokunma duygusu belirir. Bu da araştırmacı kedinin daha ana karnında göreve başladığının göstergesidir.
Yavrunun yön duyusu da doğum öncesinde ortaya çıkar. Kedilerin güçlü reflekslere sahip olmasının en önemli dayanağı bu süreçte gizlidir. Geciken gebelikler anormaldir. Akıntı, hareketsizlik, yemek yememe ve bulanık gözler zor veya sakat doğumun belirtileridir.Bu durumda hemen veterinere götürülmelidir.

Kedilerin hamilelik dönemlerinde yaptırtacağınız aşıların hamiliğine olumsuz bir etkisi olmaz tam tersine bu dönemde yapılan aşılamalar oluşturdukları yüksek antikorlarla yavru kanına daha çok geçerek yavruyu doğumdan sonra hastalıklara karşı daha iyi korurlar. Hamilelik döneminde kedinizin sağlığı herzaman kinden dahada çok önemlidir. unutmayın ki pek çok hastalık ve iç parazit daha anne karnındayken yavruya geçer.

Doğum

Piskolojik olarak anne kedi doğumdan 10-15 gün önce bazan çok daha önce doğumu yapacağı bölgeyi önceden tespit eder. Bu bölge genellikle evin kuytu rahatsı edilemeyeceğine inandığı bir yer olur. rahat bir doğum yapabilmek için gereken ne varsa hepmen hemen her şeyini buraya taşımaya çalışır. Bu dönemde kendini pek elletmez ve sevdirmez hareketleri yavaşlamış yükseklere tırmanma eğilimi azalmış iştahı artmış ve oldukça huysuz olmaya başlamıştır. Doğum yaklaştıkça bu belrtiler artarak sürer. Doğumun başlaması onun kuytu bölgesine çekilmesi ve sancılarının başlamasıyla belli olur. Sancılardan dolayı sesi boğuklaşır ve acılı bir ses tonuna bürünür. Bu belirtilerden yakalaşık yarım saat sonra karnında kasılmalar başlar ki bunları sizlerde uzaktan seyredebilirisniz. Bu dönemde onu rahatsız etmemek gerekir. Karında kasılmalar gittikçe artar ve dakikada 1-2 sefere kadar ulaşır bu esnada kedinizin arkasından akan bir siviyi farkedersiniz 10-15 dakka içindede yavru dünyaya gelir. Doğumun süresi anne karnındaki yavru sayısıyla alakalıdır. 24 saat içinde döğumunu tamamlayan kedilerde olabilir. her akıntıdan sonra bir yavru dünyaya gelir ki bu oldukça önemlidir. çünkü akıntı olduğu halde yavrunun doğmaması içerlerde bir problemin olduğunu gösterir ki buda sizin hemen telefona sarılıp veteriner hekiminizi ziyaret etmeniz manasına gelir. fakat bu durumlara sıkça karşılanmaz ve çoğu kedi herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan doğumunu gerçekleştirir. Bu dönemde en önemli konu döğum tamamlanmış olsadahi anne yavrularını size tanıtmaya karar vermeden sizin onları ellemeniz yada sevmenizdir. Çünkü böyle bir durumda kediniz sizi kıskanıp yavrularını öldürebilir. En doğrusu bu dönemde anneyle ilgilenmek yavruları pek önemsememek ve bir anormalliğin olup olmadığını uzaktan kontrol etmektir. 

Yeni doğan kedilerin gözleri kapalıdır.İşitme duyuları gelişmemiştir. Bu nedenle ana karnında gelişen yön, koku ve dokunma duyuları sayesinde anneyle iletişim kurabilirler.Sonuçta tüm bebeklerde olduğu gibi kedi yavrularının tek ihtiyacı anne sıcaklığı ve sütüdür. Vücut ısılarını dengeleyemeyen yavrular ısınmak için anneye ve kardeşlerine sokulurlar. Yedinci haftada derilerinin gelişmesi ile birlikte vücut ısılarını dengelemeye başlarlar. İlk on gün neredeyse hiç hareket edemeyen yavrular sadece ağır ağır sürünürler.
Bunu da sıcak ortama kavuşmak için yaparlar.Birinci ayın sonunda minik turlar bir hafta kadar sonra da neşeli koşular başlar.

Görme

Gözlerin açılması bir hafta on gün arasında olur. Ancak iki haftayı da bulduğu olabilir.Görme yeteneği yavaş yavaş gelişir. İki üç hafta içinde görme duygusunu tanıma için kullanmaya başlar. Doğal olarak önce annesini ve kardeşlerini tanıyacaktır. Birinci aydan itibaren her tür oyunu ve yaramazlığı yaparlar.
Görme duyusunun gelişimi dördüncü ayın sonunda tamamlanır.

İşitme

Yavru kedinin işitme duyusu birinci hafta içerisinde gelişmeye başlar. Önce tepki vermeyle sınırlı olan bu duyu ikinci haftadan itibaren kaynağı saptama ve yönelme biçiminde gelişir. Birinci ayın sonunda gelişim tamamlanır. İşitme duyusu kedilerin en önemli silahlarından biridir.

Koku

Koku duyusu üçüncü hafta sonunda tamamen gelişir. Kediler de iyi koku alırlar.Bilindiği gibi koku söz konusu olduğunda köpekler öncelikle akla gelir, Oysa kedilerin de koku duyusu çok gelişkindir. Ancak iki canlı arasındaki fark bu duyunun kullanım biçimleri ve alanlarında kendini gösterir.Kilometrelerce öteden evine dönebilen kedinin en önemli yardımcısı koku yeteneğidir.

Emzirme dönemi

Yavru kediler birinci ayın sonunda anne sütü dışındaki besinlerin de farkına varıp, tadını çıkarmaya başlarlar. Öncesindeki dönemdeyse kontrol tamamen annededir.Emzirmenin zamanı anne tarafından belirlenir.Belki de büyüdüklerinde öğünleri kendilerinin belirlemesi konusundaki ısrarları bu duruma bir tepkidir Diğer besinleri tattıkça anne sütüne bağımlılıkları azalır. Fakat o ilk tattan vazgeçmeleri kolay olmayacaktır.

Aile

Varoluş bilinci yüksek olan kedilerde bireyselleşme iki, üç ay içerisinde gelişir. Bu süreçte annenin öngörülü davranıp, sevimli yavrularla arasına mesafe koyması gelecekte yalnız kaldıklarında kendi kendilerine yetebilmelerini sağlamak içindir. Sosyal olarak her türlü eğlenceyekatılıp, tadını çıkarabilmelerine rağmen tek başına da sıkılmamalarında bu eğitimin rolü büyüktür.

Avlanma

Kedi yavrularına av konusundaki bilgileri anne öğretir. Eğitim annenin avladığı fareyi yavrulara tanıtması ile başlar. Daha sonra yavrular anne ve birbirlerinden örnek alarak avlanmaya çalışırlar. Aslında anne olmadan da yavrular besin gereksinimini karşılamak için avlanmayı er ya da geç öğreneceklerdir.
Refleksler geliştikçe yavrular müthiş avcılara dönüşürler. Avlanmayı bilmeyen ev kedilerinde bile güçlü av güdüsü kendini oyunlar sırasında gösterir.

Canlılarla İletişim

Kediyi daha iyi tanımamız ve böylece hatalı davranışlardan kaçınmak için diğer canlı varlıklarla iletişimini incelemek gerekir. Her canlı gibi onun da arkadaşları, düşmanları ve ortakları vardır Hepsiyle bir iletişim halindedir.Genelde tekil yaşamda daha rahat olan kediler çok gerekmedikçe ortamında başka
kedi istemez. Buna ailesi de dahildir. ideal olanı iki kediyi yavru iken bir arada tutmaktır.Zorunlu durumlardan doğan ortamlarda her şey yolunda gözükse de kaprisler dikkat çekecektir.

Birlikte büyümüş kedi ve köpekler genelde iyi anlaşırlar. Davranışlarda karşılıklı etkileşim söz konusudur. Yabancılar arasındaysa kedi köpek didişmesinin önemli bir nedeni vücut dilinde anlaşamamalarıdır. Köpeğin keyifle salladığı kuyruğun, kedi için tehditkar bir anlamı vardır.

Birlikte büyüdüklerinde kanarya, tavşan gibi hayvanlar kedinin gözünde av niteliği taşımaz.
Ancak kedinin avcı geçmişini de hiçbir zaman unutmamak gerekir.

Ortak yaşamda insanla çok iyi anlaşırlar. insanın hizmetinden hoşnutturlar. Ama sanki bu ilişkide kullanılan hep insan olur. Bu arada kedi düşmanı insanları da konu dışı bırakıyoruz.

Ev dışında kedi

Ev kedileri oturdukları evi aşırı benimsemelerinden dolayı yuvadan ayrılmak istemez. Zorlandığında rahatsız olur. Yolculuğa ve yeni mekanlara uyum sağlamakta güçlük çekerler. Onlar evin sahibi olmasa da onu beklerken kediyi oyalayabileceği için evi tercih ederler.Kedili evlerde geçici süre misafir olmak zorunda kalırsa yine bir huzursuzluk yaşayacaktır. Ancak iyi birer misafir oldukları için ne evin kedisine ne de ev sahibine fazla sorun çıkarmazlar.Kedinizle tatile çıkmak konusunda ısrarlıysanız güvenliği ve konforu için tasma, uyku ve taşıma işini görecek rahat çanta yuvayı tercih edin.

 

COCCİDİOSİS

Koksidioz, kedilerde daha az köpeklerde ise daha sık rastlanan ve genç kedi ile köpeklerde görülen bir hastalıktır.
Özellikle 3 ile 6 aylık yavru köpeklerde problem oluşturur. Köpek çiftliklerinde, köpek bakım evlerinde ve fazla sayıda yavru köpek bulunduran yerlerde problem görülmektedir.
Su, yem ve barınak hijyeninin zayıf, dışkı kontaminasyonunun sürekli olduğu yerlerde sıkça görülür. Ciddi enfeksiyonlar sporlanmış yumurtaların ağız yoluyla alınmasıyla oluşur.

Özellikle yurt dışından getirtilen köpek ve kedilerde yüksek oranlarda karşılaşılır ve pek çok viral hastalıkla karıştırılır.
Hastalığı meydana getiren bazı tür parazit yumurtalarının çiğ et ve sakatatta bulunmasından dolayı bunların yenmesiyle de hastalığa maruz kalındığı bilinmektedir.
Kedilerde bu parazit türleri en fazla 3 aylığa kadar olan yavru kedilerde görülmektedir.
Kedilerde görülen Toxoplama gondii türü parazit özellikle bayanlarda önemli hastalıklara neden olmaktadır.
Hastalık kanlı ishal,zayıflama, anemi ve dehidrasyon ile seyreder.
Hastalık kliniklerde laboratuar koşullarında yapılacak dışkı muayenesiyle teşhis edilebilir.
Hastalığa maruz kalınmasını önlemek için ;

· Ø Dışkının etrafa saçılması önlenmeli, günlük olarak uzaklaştırılmalı,
· Ø Yem, su ve barınak hijyenine dikkat edilmeli,
· Ø Hayvanların çiğ et ve sakatat yemesi engellenmeli,
· Ø Çok sayıda hayvanın aynı ortamda bulundurulmasından kaçınılmalıdır.

Tedavinin sadece Veteriner Polikliniklerinde Veteriner Hekim kontrolünde yapılabileceği unutulmamalıdır.

ÇİKOLATA VE KÖPEĞİNİZ

Köpeklere çikolata ve çikolata içeren şekerlemelerinin verilmeme nedeninin başında onların şeker hastalığına karşı korunması amacı yatar. Oysa köpeğiniz için zararlı olan çikolatanın tamamı değil çikolatanın içinde bulunan KAFEİN ve THEOBROMİN  adı verilen toksik maddelerdir. Özellikle hassas ırklarda görülen çikolata zehirlenmesinin nedeni theobromin’in kendisidir. Bu madde acı çikolatada 15 mg/g; sütlü çikolatada ise 1,5 mg/g oranında bulunur ve bazı durumlarda theobromin tedavi amacıyla hekimlikte kullanılır ki bu durumda tedavi amacıyla verilmesi gereken miktar 20 mg/kg dır. oysa aynı madde 200 mg/kg dozda alındığında öldürücü olabilmektedir.

%0,2 oranında theobromin cacao ürünlerinin kullanıldığı ticari mamaların yenmesini takip eden 1-2 gün içinde bazı ölüm olaylarının görüldüğü rapor edilmiştir. Bazı durumlarda belirtiler gıda alındıktan 8 saat sonra ortaya çıkar ve ölümler gıda alındıktan 12-24 saat sonra şekillenir köpeklerde bazen kalp kasının sertleşmesi sonucunda kalp yetmezliği belirtileri ,kalp ritim bozuklukları, susuzluk, ishal, idrar tutamama, sinirlilik, klonik kas spazmı, uykusuzluk, titreme ve koma ortaya çıkabilir.

Köpeklerde herpes virüs enfeksiyonu

(Canine herpes virüs (CHV-1)

Yavru köpeklerde (3 haftalıktan küçük) sistemik kanamalar ve doku ölümleri sonucu öldürücü, yetişkin köpeklerde üreme kanalı enfeksiyonuna neden olan bulaşıcı bir hastalıktır.

Semptomlar

kuluçka süresi 1-6 gündür. Yavrularda iştahsızlık ,  inleme, karında ağrı, nefes darlığı , zayıf lama, depresyon, yumuşak sarı-yeşil gaita ve burun akıntısı. iç zarlarda kanamalar, karın vekasık bölgesi derisinde kızarıklıklara  rastlanır.

Üç haftalıktan küçük yavru köpeklerde ölüm, genellikle klinik belirtiler ortaya çıktıktan 24-48 saat sonra meydana gelir, iyileşen yavrular çoğunlukla enfeksiyonu gizli olarak taşırlar veya körlükle karakterize semptomlar gösterirler.

Büyük köpeklerde ise klinik semptomlar daha hafif seyreder. Dişilerde vaginitis ve vaginal akıntı, mukozada yüzeysel  lezyonlar, ölü doğumlar ve kısırlık gözlenir. Erkeklerde penis derisinde iltihaplar,  akıntı ile birlikte penis ve sünnet derisinde dişilerdekine benzer lezyonlar görülür.

Tanı ve ayırıcı tanı

Hastalığın tanısında klinik semptom ve otopsi bulgularında gözlenen karaciğer, akciğer, böbrek ve sindirim sistemde kanamalar karakteristiktir. Ayrıca yavrularda meydana gelen hızlı ölüm tanıda önemli bir bulgudur. Laboratuvarda karaciğer, akciğer ve böbreklerden virüsü izole etmek mümkündür. Ancak materyal laboratuvara soğuk zincir içerisinde gönderilmelidir.

Tedavi :

Canine herpesvirus enfeksiyonunun spesifik sağaltımı ve aşısı yoktur. Enfekte gebe hayvanlarda yavruların sezeryan operasyonuyla alınması ve annelerinden ayrı bir yerde bakılmaları hastalığın yayılması ve bulaşmasında korunma için önemli bir faktördür. Enfekte yavruların yüksek ısılı kuvözlerde ( 35°C ve % 50 nem) hospitalize edilmesi ve destekleyici sıvı sağaltımı ileölümler azaltılabilir.

kaynak :kedi ve köpek hastalıkları prof.dr.hüseyin yılmaz imren

YAVRU KEDİLERİN BESLENMESİ

Yeni doğan kedi yavruları kör ve sağırdır. Gözler  9-15 günlükken açılır. Gözler açıldıktan 1 hafta sonra gerçek anlamda görmeye başlarlar. Bu süre içinde iç kulaklarda oluşumunu tamamlayarak kulak ses kanalları açılır, yavrular böylece sesleri de algılamaya başlarlar.

Yeni doğan yavrularda ilk 2 gün anne sütü çok önemlidir. ” Ağız sütü ” olarak bilinen colostrum,
birçok hastalığa karşı hazır antikorları ihtiva eder ve savunma sistemi henüz çalışmaya başlamamış olan yavrular için bu dönemde hastalıklara karşı direnç sağlar.

Yavrular, en hızlı gelişme gösterdikleri  bu dönem içinde zamanlarını, belli periyotlarla annelerinden süt emerek ve uyuyarak geçirirler. Gelişmenin çok hızlı olduğu bu dönemde uykunun önemi beslenme kadar büyüktür. Uygun ortamın sağlanması  ve süt veren annenin enerji gereksinimi göz önünde bulundurularak rasyonun 3 katına çıkarılması, Ca (Kalsiyum) takviyesi yapılması gerekir.

 İkinci haftalarını tamamlayan yavrular emekleyerek yürümeye başlarlar ve tuvaletlerini yuvalarının yakın çevresine yaparlar. Bu dönemde tırnaklar uzayıp sivri bir hal aldığı için annenin meme derisini zedeleyebilir ve anne bu durumdan rahatsız olur.Tırnakların uçlarının kesilip kütleştirilmesi gerekir. Bu işlem özel tırnak makaslarıyla, canlı dokuya zarar vermeden hassasiyetle yapılmalıdır.

Yavrular 4 haftalık  olana kadar vücut ısılarını tam olarak regüle  edemezler. Bu yüzden dış çevrenin sıcaklık değişimlerinden etkilenirler. Isı, özellikle ilk 2 hafta hayati öneme sahiptir. Vücut ısılarını korumak için yavrular birbirlerinin ve annelerinin vücut ısılarından faydalanırlar. Ortam ısısının  30 ‘C  ‘de tutulması ve haftalık  2-3 ‘C  ‘lik düşüşlerle normal oda sıcaklığına ulaşılması yavruların sağlıklı gelişimi için faydalı olacaktır.

5 haftalık olduklarında artık sütten kesilip özel hazırlanmış mamalara geçilmelidir. Veteriner Hekiminizin tavsiye edeceği yavrular için özel formüle edilmiş konserve ve kuru mamaları tarif edildiği gibi kullanmanız sizlere avantaj ve  kolaylık sağlayacaktır. Bu mamalar yavrunun sağlıklı gelişimi için gerekli tüm besin maddelerini ihtiyacı oranında ihtiva eder. Bu tür rasyonları evde hazırlamak zahmetli olacağı gibi istenilen değerleri de ayarlamak oldukça güçtür. Evde hazırlanacak rasyon mümkün olduğunca yavruların gelişimi için gerekli besin maddelerini çeşit ve miktar olarak içermelidir ;

Süt den keserken ilk verilecek mamanın lapa tarzında yumuşak olması gerekir. Aksi taktirde yavrular kabız olabilir. Bebekler için mama yapmak da kullanılan protein+mineral takviyeli bisküvi veya eczanelerde satılan özel hazırlanmış, takviyeli bebek mamaları sütle karıştırılarak lapa tarzında yavruların mama kaplarına konularak verilebilir. Bu dönemde gerek verilen mamanın, gerek mama kaplarının çok temiz olmasına özen gösterilir. Besinler de taze olmalıdır. Daha sonra protein olarak taze yağsız eti çok ince kıyıp verebilirsiniz. Nişasta ve nişastalı besinler iyice pişirilmelidir. ıyi pişmiş pirinç güzel bir besindir. Az pişmiş sebzeler de verilebilir. Sebzeler hazırlanmadan önce iyice yıkanmalıdır. Unutulmamalıdır ki çok hızlı büyüyen yavruların sağlıklı bir iskelet yapısına sahip olabilmeleri ve gelişimlerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmeleri için Ca ( Kalsiyum ) ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamaları gerekir. Evde hazırlanan rasyonlara takviye olarak Ca eklenmelidir.

Yavruların enerji gereksinimi, erginlere oranla kg. başına  2-4 katı daha fazladır.

Yavrular 6 aylık olana kadar günlük mama miktarı  3-4 öğüne, 6 aylık dan 12 aylığa kadar olan süre içinde de günlük mama miktarı 2 öğüne bölünerek verilmelidir. Zamanla büyüme takip edilerek günlük mama miktarı büyüme oranında arttırılmalıdır.

Yavru kediler 8 haftalık olduklarında kendileri için hayati tehlike oluşturan enfeksiyonlara karşı aşılanmaya başlanmalıdır. Anneden geçmesi olası parazitler için tedavi yapıldıktan sonra Veteriner Hekiminiz tarafından hazırlanan aşı programına tam olarak uyum

yavrunun sağlıklı gelişimi için şarttır.

HEMORHAGIE CEREBRI  BEYİN KANAMASI APOPLEXIA

 

TANIM :
Beyin damarlarının yırtılması sonucu oluşan kanama olarak bilinir.

ETIYOLOJI :
Büyük kanamalar,çoğunlukla baş üzerine rastlayan trawmalar sonucu oluşur. Küçük kanamalar ANTHRAX,GENCLIK HASTALIĞI,SEPSIS gibi ateşli hastalıklarda ve DIATHESIS HAEMORHOJICA’larda görülür.

SEMPTOMLAR :
Ufak kanamalar belirgin bir semptom oluşturmazlar.Büyük kanamalar hayvanlarda çok nadir görülür.Depressyon, uyuklama, bazan excitasyon, zorunlu hareketler ve felçler gözlenebilir.çok Büyük ve beyin zedelenmesiyle birlikte olan kanamalar ölümle sonuçlanır.

Kedi ve köpeklerde en çok trafik kazaları yada yüksekten düşme olayları neticesinde şekillenir

TEDAVİ :

OLGUN KEDİLERİN BESLENMESİ

Olgunlaşan yani bir yaşın üzerinde olan kedilerde bakım ve beslenmede dikkat edilmesi gereken çok önemli noktalar vardır. Çünkü kedinizin beslenme şekli ve mıktarı kedinizin huyu hareketliliği sağlıklı olup olmadığı gibi pek çok kriterle alakalıdır. Öncelikle kedinizi beslerken kedinizin fizyolojik olarak neye ihtiyaç duyduğunu bilmelisiniz .Ülkemizde kedilerimiz ev yemekleriyle gelişigüzel beslendiklereinden genellikle pek çok hastalığa yakalanma risklerini artmakta hatta geri dönüşümü oldukça zor hastalıklara neden olmaktadır. o yüzden kedinizi beslerken lütfen bazı kriterlere uyun

Öncelikle kedinizin kilosono kontrol edin. Kediniz şayet biraz obez se yani şişmansa ozaman gıdasındaki yağ mıktarını dengeli bir şekilde azaltacak yöntemler denemelisiniz. yine fazla hareketli olan bir kedidede gıdadaki enerji mıktarı yüksek besinler vermelisiniz .Şunuda hemen söylemek gerekirse kediler besinlerinin çoğu hayvansal kökenki almak zorundadırlar ve gıdalarındaki protein oranı köpeklere oranla daha yüksek olmak zorundadır . Evde hazırlayabileceğiniz bir menü

 

Ham Madde Hacim Ağırlık Gram
Pirinç 10 Çorba Kaşığı 70
Yağsız Et 5 Çorba Kaşığı 140
Karaciğer 2 Çorba Kaşığı 30
Kemik Unu 3 Çay Kaşığı 11
Mısır yaği 1 çay Kaşığı 5
Tuz 1/2 Çay Kaşığı 2
PİŞİRİLMESİ  :Pirinç, tuz ve kemik unu içinde 24  Çorba Kaşığı kaynar su bulunankaba konur ağızı kabatılıp 10 dakika hafif ateşte pişirilir.içine yağ ,tuz, et ve karaciğer ilave edilip 10 dakika daha hafif ateşte pişirilir ve soğutmaya bırakılır bu menü 3,8 Kg lık bir kedi için 3 günlük yemek ihtiyacını karşılar ve içinde %31 protein, %41 Yağ ve %28 Me bulunur.Kuşkusuz bu menüye duruma göre vitamin ve mineral madde katmak kedinin şişman yada zayıf oluşuna göre değerlerde azaltma yada artış sağlamak gerekir. Bütün bunlarsa oldukça zor. Günümüzde kedi besleme şekli oldukça profösyonel bir şekil almış artık hazır mamalar vitrinlerde kedinizi bekler olmuştur. Vterinerinizin sizlere önereceği profosyönel mamalarla kedinizi sağlıklı ve dengelibir şekilde beslemeniz hem maliyet açısından hemde zaman açısından tasarruf yapmanızı sağlayacaktır.

Yukardaki menu Prof.Dr.Ahmet ergünün köpek ve kedi besleme adlı kitabından alınmıştır.

HASTA YADA OPERASYON GEÇİREN KEDİLERDE BESLENME

Hasta kedilerde beslenme en az kullanılan ilaçlar kadar önemlidir. Kedinizin yakalandığı hastalıktan daha erken kurtulması ve tedaviye cevap verebilmesi için hastalığına uygun gıdalarla beslenmesi gerekir. Hastalık döneminde vede operasyon sonrası dönemlerde kediler yemek yememe gibi bir sorunla karşınıza çikarlar. Bu dönemde onlara yardımcıolmak gerekir. Zaten bu konuda veteriner hekiminiz hastalığın durumuna ve şiddetine göre size kedinizin beslenmesi konujsunda herekli bilgileri detaylı olarak verecektir.

İshal olan kedilerde mutlaka temiz ve bol su vermek gerekir gıda olarakta çok kolay sindirilebilen gıdalarla beslemek zorunludur. Çunkü ishallerde alınan gıda bağısakta gereği kadar kalmaz ayrıca yakalandığı hastalığa bağlı olarakta gıdaların sindirimi engellenmiş yada basklı altına alınmış olabilir işte budurumda kedinize yardımcı olmak için yağsız mümkün  olduğunca sulu ve kolay sindirilebilen gıdalar vermelisiniz. Vucuttan atılan bazı vitamin ve mineral maddeleride dengelemek için ek vitamin ve mineral madde karmalarıda vermek gerekebilir

Bunun tam tersi olan kabızlık olaylarındaysa vucuttan atılması gereken maddeler bünyede fazla kaldığından bağısakta zararlı bakterilerin dahada artmasına neden olurlar ki buda kedinizin kendi kendini zehirlemesi gibi kötü sonuçlar doğurabilir. budurmda yediği gıdalardaki lif mıktarlarını artırmanız gerekir. ayrıca bağırsak hareketlerini artırması amacıyla yağlı gıdalar verilebilir.

Özellikle operasyonlardan sonra kedilerde iştah azalması ve yemek yememe gibi sorunlarla karşılaşılır. budurumda kedinize en çok sevdiği yemeği vermek bir alternatif olabilir. Yanlız unutmayınızki kedinizin en sevdiği yemek belkide onun için zararlı olabileceğinden bu durumu mutlaka veteriner hekiminizle konuşmalısınız.

Kısaca kedinizin yakalanmış olduğu hastalıklar onun gıdasının ne olacağına karar verdirir. böbreklerle ilgili sorunlarda, karaciğer rahatsızlıklarıda, ekzemalarda, kalp hasytalıklarında yani tüm hastalıklarda farklı gıda alternatifleri vardır ve siz kedinizin sağlığı için hastalığına uygun olan gıdalarla beslenmesini sağlamalısınız.

 

ILEUS BAĞIRSAK TIKANMASI

TANIM :
Mide ve bağırsak içeriği (kimus) oral yönden anal yöne doğru olan normal ilerlemesinin engellenmesine ILEUS (bağırsak tıkanması)denir.
tam ıleus ve tam olmayan ıleus diye ikiye ayrılır.

NEDENLER :
Daha çok ağız yoluyla alınan yabancı cisimlerin bağırsak kanalı içinde takılıp kalmasından oluşmaktadır.Bundan başka iç ve dış fıtık boğulmaları,Karındaki yapışıklıklar,bölgesel ishaller,ince ve kalın bağırsak kıvrılmalarında ileuslar şekillenir.

Bazan işırı paraziti bulunan köpeklerde vede kedilerde verilen paraziter ilaca bağlı olarak ölen parazitlerde bağırsaklarda tıkanmalara neden olabilir. oyuzden parazit ilacı kullanırken mutlaka sürgüt etkisi olan bir ilacın yada ilaçla birlikte barsak hareketlerini artırabilecek ilaçlarında verilmesi gerekir.

İleuslar öncellikle kedi ve köpeklerde görülür.Ileus nedenleri hayvan tarafından yutulan lastik top,bilye,çeşitli yumaklar ve hayvanin oynaması için verilen maddelerdir.Büyük hayvanlarda ince bağırsak parazitleri ve bağırsak komplementlerinden oluşur

Fosfordan zengin gıdalarla beslenen atlarda şekillenen bağırsak taşları tıkanıklıklara neden olurlar.

SEMPTOM :
Tıkanıklık bağırsağın ilk kısmındaysa hayvanlar gıdalarını aldıktan hemen sonra kusarlar,bu kusma sik sik refleksler halindedir. Su ve elektrolitlerin emilişinde azalma olur ve hayvanda şiddetli dehidrasyon ve zayıflama şekillenir.Ayni anda hidrojen iyonlarının kayba uğramasıyla alkaloz şekillenir.Tıkanıklık tam değilse bu belirtiler hafiftir.Tıkanıklık safra kanalının bağırsağa açıldığı yerin hemen altında ise kusma esnasinda safranında atıldığı görülür.

Ileus durumunda alınan gıdalar emilemediği için bağırsaklarda gerginlik vardır.Ileusun ilk dönemlerinde bağırsak hareketleri artar daha sonra ise hareket azalır ve Felç şekillenir.Tıkanıklık olayı bağırsağın son kısımlarında ise bulgular Kronik olup belirgin değildir.Su ve elektrolit kaybı çok az ,bazanda olmayabilir.Kusma vardır fakat fazla değildir.Distalde tıkanmalarda bağırsak hareketleri daha fazladır.Bunun yansıra Ca,Mg,K,P ve bikarbonatların emilicinde aksamalardan dolayı bu maddelerin eksikliği görülür.İleri devrede intoksikasyon görülür.

Ileus olayı bir hastalığın komplikasyonu ise (rasitizime bağlı KOMPRATOZ olayı) tıkanıklığın önünde bol miktarda gaz ve gıda toplanacağı için karin dolgun ve gergindir.Hayvan yürürken Karin yere değiyormuş gibi gerilir.Ağrı vardır.Hayvan hareket etmek istemez.

Ileus sivri bir cismin varlığı neden oluyorsa bağırsak perfore olabilir ve içerik karin boşluğuna boşalır septik peritonit isten olum görülür.

TEŞHİS :
Hayvan kliniğe sahiplerinin yutulan maddeyi görmeleri,hayvanin iştahsız ve devamlı kusma ile hızla zayıfladığı şikayetiyle getirilir.

Palpasyona muayenede karin çeperinin dolgunluğu hakkında bir bilgi edinilebilir.Palpasyona Ağrı vardır.Koprasta olgularında bağırsak sucuk gibi dolgun ve katidir.Kesin teşhis Radyolojik muayeneyle konur.

Kedi ve Köpeklerde Bandaj ve Direnaj Uygulamaları

AÇIK YARALARIN BANDAJI

Büyük yaralar ciddi doku kayıplarına ya da kontaminasyonlara neden olabilirler. Genellikle primer ya da sekonder iyileşme gerçekleşene kadar açık yara tedavisi gerektirirler. Uygun bandaj uygulamaları yaraların en uygun ortamda iyileşmelerine yardımcı olur. Aynı zamanda ikinci aşama olan epitelizasyon ve kapanma için gerekli olan gerginliği de sağlarlar.

BANDAJIN KATMANLARI: Bir bandaj üç katmandan meydana gelir ve her biri dokuya yakınlığı ve de işlevi bakımından farklılıklar gösterir.

BİRİNCİL (TEMAS) KATMAN : Birincil katman steril olmalı ve hayvan yatarken de hareket halindeyken de yara ile bitişik durmalıdır. Yaranın tüm yüzeylerine değmeli ve okluziv bandajların aksine ikinci katmana sıvı geçişini sağlar nitelikte olmalıdır. Yaranın tipine göre birinci katman dokuların ayrılmasında, ilaçların ulaştırılmasında, exudat akışının sağlaması ya da yaranın kapatılması gibi görevleri vardır. Eğer birincil katmanın dokuya yapışması isteniyorsa dışına geniş bir malzeme ile destek vermek faydalı olacaktır. Eğer yapışmayan bir katman söz konusu ise dolgu maddeli bandaj tercih edilmelidir. Bu amaçla piyasadaki ürünlerden kullanılabileceği gibi oklüziv bandajlar da tercih edilebilir. Bunun nedeni granulasyon dokusunun epitelizasyonu aşmasını, yani deri kapanmadan iyileşmesini engellemektir.

İKİNCİL (ORTA) KATMAN: Enfeksiyöz etkenlerin , eksudatın ve debrisin uzaklaştırılması, lavaj, kemoterapötiklerin etkinlikleri açısından faydalıdır. İkinci katmanda serum, kan , eksudat, nekrotik debris ve etkenler emilir. Eğer sıvının buharlaşması da sağlanıyorsa bu yolla bakteri üremesi başarılı bir şekilde geciktirecektir. Bandajın değiştirilme sıklığı yaranın akıntısına ve ikinci katmanın emiş gücüne bağlı olarak değişir. Buna göre ilk günlerde bandajlar daha sık değiştirilmelidir. Önemli olan bandajın ikinci katman emiş gücünü yitirmeden değiştirilmesidir. Eğer dış katman ıslanacak olursa kontaminasyon riski de artacaktır. Bu nedenle ikinci katman maksimum emiş güzüne sahip olmalıdır. Yeterince dolgu malzemesinin oluşu hem emiş hem de destek etkisi göstererek yara iyileşmesinde büyük fayda sağlayacaktır.

ÜÇÜNCÜL (DIŞ) KATMAN: Öncelikli olarak bandaj malzemelerini bir arada tutar ve özellikle atelli (cebireli) uygulama mevcutsa yaralı bölgeyi immobilize eder. Veteriner bandajlarında genellikle cerrahi flaster kullanılır (tercihen su geçirmez, nefes alabilir, elastik). Nefes alabilen band sıvı buharlaşmasına olanak tanır ve bölgeyi istenen kurulukta tutar. Ancak dışarıdan gelen sıvılar ile bakteri girişine müsaade edebilir. Su geçirmeyen flasterler dışarıdan sıvı girişine engel olur fakat uygun olarak uygulanmazsa içerideki sıvı da orada kalacaktır.Bu nedenle eksudatı fazla olan yaralarda kontrendikedir. Elastik yapışkan flaster; baskı, ve immobilizasyon sağlar. Eğer bir yaranın belirgin bir direnajı ve eksudat emilimi varsa bu büyük oranda badajın etkisindendir. Üçüncül katman sadece katmanların sıkı bir şekilde durmasını sağlayacak gerginlikte olmalıdır. Birincil ve ikincil katmaların arasında gevşeklikten kaynaklanan bir boşluğun varlığı yarada sıvı birikimine neden olur ki bu da doku maserasyonuna (çürüme) neden olur. Eğer son katman çok sıkı olursa bu ikincil katmanın emiş kapasitesini ve dokunun kanlanmasını azaltacaktır. Bu nedenle sıkılık çok iyi ayarlanmalıdır.Bandaj uygulamasından sonra lokal şişmelere karşı gözlenmeli, gerekirse bandaj gevşetilmelidir. Son olarak yapıştırıcı flaster ile bandaj sabitlenir ve deriden kaymaması sağlanır. Flasterin deriye ve/veya kıllara yapışmasını sağlamak için masaj yaparak bir dakika kadar ısıtılır.

İYİLEŞMENİN FARKLI SAFHALARINDA KULLANILAN BANDAJ MALZEMELERİ VE TEKNİKLER YANGI SAFHASI

Kontamine ya da enfekte yaralar cerrahi olarak genişletilmeli ve bol miktarda lavaj uygulanmalıdır. Yapıştırıcı etki gösteren temas katmanı ( kuruya kuru ya da ıslağa ıslak ) tercih edilmelidir. Daha geniş yarıklarda yapışkan gazlı pedler, debris oluşumunu, yabancı cisimlerin ve nekrotik materyalin uzaklaştırılmasını sağlar. Bandaj değiştirildiğinde bu etkenler de uzaklaştırılmış olacaktır. Pamuk dolgulu gazlı bezler iyileşme sürecinde yabancı cisim etkisi yaratacağından tercih edilmemelidir. Genel kural olarak yoğun eksudatlı yaralarda kuruya-kuru bandaj kullanılmalıdır. Viskoz bir eksudat söz konusu ise ıslağa-kuru bandaj uygulanmalıdır. Yapışan bandajlar daha çok 3.-5. günlerde kullanılmalıdır. Bundan sonra nekrotik doku ve debrisin büyük kısmı uzaklaşmış olacaktır. Kısmi genişletme her bandaj değişiminde nekrotik dokuların alınması şeklinde uygulanabilir. Jel uygulamaları ise farklı bir prensiple çalışırlar. Yarada oluşan jel bakterilerin ve nekrotik dokunun uzaklaştırılmasına yardımcı olur.

KURUYA KURU BANDAJ: İlk katman olarak kuru geniş gazlı pedler kullanılır. Böylece nekrotik dokunun, yabancı cisimlerin ve çok miktardaki yoğun eksudatın uzaklaştırılmasını sağlar. Emici bir ikincil katman ile birlikte sıvı buharlaşmasına izin veren bir dış katman uygulanmalıdır. Nekrotik doku ve yabancı cisimler kuru gazlı beze iyi yapışırlar. Bandaj, eksudat iki katman tarafından emilene ve birinci katman yaraya yapışana kadar kalmalıdır. Eğer bandaj alındığında debris ya da nekrotik doku varsa cerrahi olarak uzaklaştırılmalıdır. Kuruya kuru bandajın dezavantajları canlı hücrelerin de nekrotik dokuların beraberinde kısmen uzaklaştırılması ve bandaj alınırken ağrı oluşumudur. Temas katmanının uzaklaştırmadan önce serum fizyolojik ile ıslatılması ağrıyı azaltılabilir. Oda ya da vücut sıcaklığı ile birlikte %2lik epinefrinsiz lidokain de endikedir. Bazı bandaj değişimlerinde sedasyon gerekebilir. Bandaj kuruduktan sonra değiştirilecekse, bu işlem mutlaka gün aşırı yapılmalıdır.

ISLAK KURU BANDAJ: Geniş gazlı pedler steril FTS ya da antiseptikle yumuşatılır ve nekrotik dokusu yumuşamış, yabancı cisimli, visköz eksudatlı dokuya yapıştırlır. Islatmak için kullanılan sıvının hafifçe ısıtılması daha az ağrıya neden olacaktır. Emici ikincil katman yerleştirilir ve poröz dış katman sıvı buharlaşmasını sağlayacak şekilde uygulanır. Temas katmanındaki sıvı visköz eksudatı sulandıracak, böylece tüm eksüdat ikinci katman tarafından emilebilecektir. Bandaj kurudukça nekrotik doku ve debris birinci katmana yapışır ve değiştirilirken uzaklaştırılmış olur. Kuruya kuru bandajlarda olduğu gibi değişimde ağrı şekillenebilir. Aynı şekilde ılık FTS ya da lidokain kullanılabilir. Eğer bandaj uzun süre ıslak kalırsa bakteriyel üreme riski artacaktır. Daha uzun süre ıslak kalırsa doku maserasyonu şekillenir. Islak bir çevre bakterilerin hareketlerini de kolaylaştıracağından enfeksiyonun yayılması da kolaylaşır. Eğer bandaj çok ıslaksa çevreden bakteriyel kontaminasyon oluşma riski de göz önünde bulundurulmalıdır. Kuruya kuru yada ıslak kuru bir bandaj uzaklaştırılırken, birincil katman tamamen kuru olmasa da bandaj alınabilir. İyi kötü bir nemlilik bulunmalıdır. Kuruluk yeni ıslatılmış bir gazlı bez ile kıyaslanabilir.

DERİ BENZERİ JEL BANDAJLAR: Kalsiyum aglinat örtüleri örgü dokuya sahip değildir. Bu pedler belli başlı deniz yosunlarından elde edilen doğal liflerden üretilirler. Yaraya yerleştirildiklerinde jel forma dönüşürler. Kuvvetli hidrofilik yapıya sahiptirler ve ciddi eksudatlı yaralarda dahi endikedirler. Yaradan sıvının emilmesi ile örtüdeki kalsiyum, yaradaki sodyum ile yer değiştirir ve sıvı sodyum alginat jeline dönüşür. Bu jel bakterilere tuzak oluşturarak uzaklaştırıldığında beraberinde bakterilerin de dokudan ayrılmasını sağlar.Kas kemik yada tendo dokularının açık olduğu yaralarda kullanılmamalıdır. Eğer yeterli sıvının üretilmediği yara ya da dokulara uygulanırsa oluşacak olan kalsiyum alginat eskarı (nekrotik dokusu) daha ciddi komplikasyonlara yol açabilir.

TOPARLAMA SÜRECİ

Toparlama sürecinde kullanılacak bir teknik de yapışkan olmayan ve yarı okluziv nitelikli bandajlardır.Bu safha sağlıklı granülasyon yatağının ve yara kenarlarından epitelizasyonun oluşumu olarak tanımlanır. Yarı okluziv bandajlar yara yüzeyini nemli tutarken sıvı girişine de kısmen engel olurlar. Bu optimum yara iyileşmesini sağlayabilecek bir ortam yaratır. Yaraya yapışmayan birincil katman sayesinde yeni oluşan doku zarar görmeyecektir. Bu bandajlar gazlı pedler ve ilaçlarla hazırlanabilir. Ek olarak piyasada bunu sağlayan pek çok ürün mevcuttur. Her üretici ilk katmanın yapışmaması için farklı tasarımlar oluşturmuştur. Sünger dolgulu gazlı bezler petrolatum ile birlikte yarı okluziv ve yapışma yaratmayacak şekilde uygulanabilirler. Bu tarz pedler otoklavda sterilize edilmiş süngerli pedlerin petrolatum ile kaplanması ile elde edilebilirler. Petrolatum yer çekiminin de etkisiyle süngere iyice işler. Her ne kadar bu bezlerin üst kısımları çok işlevsel olmasa da alt kısımları yarı okluziv etkiyi oluşturabilir. Ek olarak bu uygulamanın faydalarının yanında epitelizasyonu engellediği ortaya çıkmıştır. Polietilen glikol gibi maddeler içeren plasterlerin bu gibi bir etki göstermediği açıklanmıştır. Ayrıca hidrofilik yapılarından dolayı bu bandajlar nonhidrofil olan türdeşlerinden, sıvı çekme açısından daha başarılıdırlar. Polietilenglikol dermatolojik kremlerde de bulunan bir maddedir. Bilindik polietilenglikol içeren veteriner preparatı da nitrofurazon içerir. Piyasadaki yapışmayan yarı okluziv pedlere ek olarak, poliüretan türevi süngerler de mevcuttur. Nemli bir ortam sağlarken aynı zamanda fazla sıvıyı emerler. Yüksek miktardaki emici yapısından dolayı bandajın sık değiştirilmesi gerekmez. Aynı zamanda sıvı ilaç formları ile müdahale etme olanağı sunar.

OKLUZİV TASARIMLAR

Okluziv tasarımlar yaraların iyileşme safhasında da kullanılabilirler. Bu örtünün hidrokolloid yüzeyi, yaradaki sıvı ile alışveriş sonucu hidrokolloid jel oluşumunu sağlanmaktadır. Her ne kadar bu jel epitelizasyonu engelleyici etki gösterse de yara kenarlarına tutunarak yara kontraksiyonlarını azalatır. Bu malzeme sadece iyileşme sürecinde ve iyi bir granülasyon yatağı oluştuktan sonra kullanılabilir. Bandaj 2-3 gün kalabilir. Eğer doku maserasyonu gözlenirse bu sistem yarı okluziv sistem ile değiştirilmelidir. Hidrojel örtüler de yara epitelizasyonunun desteklenmesinde kullanılabilir. Hidrojel örtü ince bir hidrofilik polietilen oksit kompozittir ve iki sentetik yaprak arasında bulunur. Hidrojel, çevre dokuya yapışmadan yaranın sıvısını alır. Hidrokolloid jelden daha az engelleyici etkiye sahiptir ve daha kolay temizlenir. Aynı zamanda enfekte olmayan dokularda eskarı yumuşatıp uzaklaştırılmasını sağlar.

BASKI BANDAJLARI

Her ne kadar açık yaralarda ufak çaplı kanamaların önüne geçilmesi için kullanımları elzem de olsa uygulama sürelerine dikkat etmek gerekmektedir. Yara ödemi oluşumunun kontrolünde yardımcı olurlar ve daha çok pasif ödeme karşı endikedirler. Aynı zamanda taşkın granülasyon dokusu oluşumunu engellerler. Boşluk oluşumunun engellenmesi ve yaralı dokunun immobilizasyonunda da kullanılmaktadırlar. Elastik bir materyal kullanılmadığı sürece yara üzerinde pamuk ve benzeri malzemelerle sürekli bir basınç oluşturmak çok zordur. Pamuk ve benzeri maddeler kullanıldıklarında kısa bir süre için baskı unsuru oluştururlar. Bu dezavantaj dış plasterin gergin uygulanması ile engellenmeye çalışılsa da bu sefer yaranın kanlanması aksar . Elastik malzemelerle yapılan bandaj hasta her hareket ettiğinde dinamik bir baskı oluşacaktır. Elastik materyaller kullanılmış olsa bile yine de damar bozuklukları, doku kayıpları ve felç gözlenebilir. Hem hasta sahibi hem de veteriner hekim; bandajın uygulandığı bölgede ödem, hipotermi, siyanoz, kuruluk, hissizlik oluşumuna dikkat etmelidir. Eğer hayvan bandajı yalıyor ya da kaşıyorsa bandaj yenilenmelidir. Elastik bandajın uyguladığı kuvvet bandajın yapıldığı zamana, katmanve sarımların sayısına ve bandajın yapıldığı bölgeye göre değişir. Uygulanan bölgenin çevresi ne kadar kısa ise baskı da bir o kadar çok olacaktır. Bu nedenle bölgenin kalınlığına göre gerginliğe dikkat etmek gerekir.

BASINÇLI- GEVŞEK BANDAJLAR

Bandajın yapılacağı yüzeyin de baskı üzerinde etkisi vardır. Yüzey ne kadar dışbükey olursa basınç da o kadar yüksek olacaktır. Dışbükey yüzeye dolgu malzemesi eklenmesi bölgeyi daha da kavisli yapar. Bu durum dışbükey bir yüzeydeki açık yaranın tedavisinde sorun yaratacaktır. Dolayısıyla yaranın üzerine eklenecek olan koruma amaçlı dolgu madesi iyileşmeyi daha da yavaşlatacaktır. Bu tarz bölgelerde baskı azaltıcı bandajlar endikedir. Halka şeklindeki süngerimsi dolgulu bandajlar, kemik ve eklem üstü bölgelerde tercih edilebilir. Bu bandajlar havlu benzeri bir bezin rulo haline getirilip bantlanması ve halkalar şeklinde kesilmesi sonrasında yara delik kısma gelecek şekilde yerleştirilir ve bandaj yapılır. Bu bandajlar arka bacakların distal kısımlarındaki kemikli bölgelerde endikedir. Boru izolasyon bandajları olecranon gibi çıkıntılı bölgelerde kullanılabilir. Boru izolasyon süngerinin ikiye bölünmesi ve lezyonun çevresine konması ile bandaj yapılabilir. Humeral bölgenin anterior kısmında borular bağlanmadan önce ek bir dolgu gereklidir. Bu dolgu maddeleri hayvanın eklemini bükmesini ve sternal bölgenin olecranona baskı yapması engellenmiş olur. Bandajın kaymasını engellemek zor olabilir. Bunun için humeral ekleme bir bağlantı yapmak faydalı olacaktır. Sabitlemenin esas amacı dolgu malzemesinin yerini korumaktır. Ön ayaklarda bandaj sadece posterior olarak uygulanır. 5 cmlik bir fark bırakılarak yeterli sayıda turda bandaj humeral ekleme sabitlenebilir. Dışarıda bırakılan açık uçların yapışkan tarafları birbirine ters olacak şekilde sonlandırılması ve bandajın dışına yapıştırılması sonucu kayma önlenebilir. Aynı zamanda hayvanın sırtından da birkaç tur atılarak sabitleme kesinleştirilir. Sonuç olarak yara üzerinde bir baskı oluşmamış ve ilaçların uygun bir şekilde uygulanması sağlanmış olur. Cebireler de aynı zamanda kullanışlı olabilirler. Ön bacağın kranial yüzeyine uygulanacak bir cebire ile radiohumeral eklem etkisiz hale getirilmiş olur. Rutin bir bandaj humeral eklemin etrafına uygulanır, aluminyum cebirelerden uyun bir parça hazırlanır ve istenilen şekil verilerek bandaja sabitlenir. Diğer bir cebire tekniği de sentetik hazır malzemelerin uygulanmasıdır. Humerusun ortasından başlayarak karpal bölgeye getirilir ve dış katmanın bandajı ile sabitlenir. Boru yalıtım bandajı , kavisli cebire ve fiberglas cebireler sternumun oluşturacağı baskıyı da engellemiş olur.Baskıyı azalatacak bir bandaj işiadik tuberositaslara iki taraflı yapıştırılarak uygulanabilir. Bu cebireler hayvanın vücudundan uzundur ve oturmasını engellerler.

MOBİLİZASYON IMMOBİLİZASYONA KARŞI

Bir yara iyileşirken hareketli mi yoksa sabit mi olmalıdır. Yaranın tipi ve yeri bu kararın verilmesinde çok önemlidir. Hareketliliğin sağlanması dokuların negatif nitrojen basıncını düşürdüğü, dolaşımı desteklediği, enfeksiyonla mücadelede yardımcı olduğu ve yapışmaların gevşemesine yardımcı olduğu için tercih edilir. Aynı zamanda daha iyi yara direnajı sağlar ve osteoporozis ile eklem katılığını engelleyebilir. Sabit bir bandaj ortopedik sorunların varlığında kullanılır.Ortopedik destek vermelerinin yanı sıra olecranon , calcaneus çıkıntısı, cubital ve tarsal eklemlerin fleksor yüzlerinde de iyileşmeyi destekleyebilir. Aynı zamanda bakteriyel ilerlemeyi azalatır ve enfeksiyon riskini indirger. Diğer faktörler arasında hastanın kollajen formasyonu sırasında daha rahat etmesi söz konusudur. Ayrıca akıntının kontrolünde de rol oynarlar. Cebirenin boyuna kesilmesi akıntıya izin verir ve bandaj değişimi mümkün olur. Cebirenin sadece yarısının, yaranın aksi tarafına yerleştirilmesi de hareketsizliği sağlar. Bu tarz yarım cebireler basınçlı bandajlarda basıncın etkisini de artırır. Örtü değişimlerde hareketsizlik bozulmayacak şekilde tasarlanabilir. Bu tarz immobilizasyona Mason metasplintler örnek teşkil eder. Eklemlerin fleksiyon ve ekstensiyon bölgelerindeki yaralarda bu immobilizasyon tekniği endikedir olumlu etkilenirler. Çünkü her harekette yara ağızlarının açılması söz konusudur. Geniş yaralar eklem deformitesi sağlamayacak şekilde sağaltılmalıdırlar. Bu gibi yaralara açık yara olarak müdahale edilirse yara iyileşmesi sonucu eklem deformitesi şekillenebilir. Bir diğer kullanım alanı da axiller bölgedir. Ön bacakların hareketleri yara iyileşmesini geciktirecektir. Bu yaralarda Velpeau bandajları tercih edilmelidir.

YARA DİRENAJ TEKNİKLERİ ENDİKASYONLARI

Yaralar en iyi kendileri direne olsalar da genellikle erkenden kurumamaları istenir. Genel olarak şu durumlara dikkat edilmelidir. – apse boşluğu varsa – yabancı cisim ya da şüpheli doku canlılığı varsa – ciddi kontaminasyon söz konusuysa (anal bölge yaraları gibi) – cep oluşumu engellenmek isteniyorsa. Daha spesifik olarak veteriner cerrahide dermisin yarıldığı ısırık yaralarında, gevşek derili laserasyonlarda, mastektomi bölgelerinde, geniş yarıklı yaralarda, seromalarda, auricular hematomlarda, dirsek bölgesindeki ve işial higromalarda kullanılırlar.

DİREN TİPLERİ VE TEKNİKLERİ

Kullanılacak olan malzeme nispeten yumuşak, tepkimeye girmeyen nitelikte ve radyopak olmalıdır. Penrose direnler yumuşak ince lateksten üretilir ve silindir şeklindedirler. Tüp direnler; kauçuk, plastik tüp ya da kateterlerden daha kalın çeperlere sahiptirler ve bu nedenle ince direnler kadar çabuk kollabe(yüzeylerin yapışarak iç boşluğun kapanması) olmazlar. Çok lümenli direnler bir lümenden sıvı akışı olurken diğerinden hava girişi sağlayarak akıntının daha kolay çıkmasını sağlarlar. Direnler pasif ve aktif olmak üzere ikiye ayrılırlar. Pasiflere örnek olarak tek lümenli yatay, tubüler ve çok lümenli direnler gösterilebilir. Bu direnler basınç değişimi, sıvının yoğunluğu ve yerçekimi yani akışkanların mekanik prensipleri ile çalışırlar. Aktif direnajda bir pompa vasıtasıyla bu emiş sağlanır.

PASİF DİRENLER YATAY DİRENLER (PENROSE DİRENLER)

¼ ile 2 inch çap ile 12-36 inch uzunlukta olabilirler. Mekanik aktiviteleri kapillarite ve yerçekimi prensiplerine dayanır. Diren fenestrasyonu dış ortam ile ilişkiyi arttıracağından tercih edilmemelidir. Penrose direnler yabancı materyallerin dışarıya akışlarını sağlar.Böylece ölü boşluk oluşumu engellenir. Penrose direnler kolaylıkla sterilize edilebilirler, kolay uygulanırlar ve çok az yabancı cisim etkisi yaratırlar. Her ne kadar lateks yol boyunca fibröz aktiviteyi hızlandırsa da, uygun bir teknik oluşu abselerin direnajlarındaki etki ile barizdir. Yumuşak ve ince olduklarından çevre dokulara ve damarlara zarar vermezler.

TEK ÇIKIŞLI DİRENLER

Penrose direnler yaranın distal kısmına yerleştirilebilirler. Bu tarz bir diren yerleştirilirken bölgedeki kıllar mutlaka kesilmelidir. Direnin uzunluğu yerleştirilirken bilinmeli ve çıkarıldığındaki uzunluk ile kıyaslanmalıdır. Prokisimal uç mümkün olduğu kadar ileri bir bölgeye ve tek bir tarafa bakacak şekilde yara kapatılırken yerleştirilir. Bu ucu buraya sabitlemek adına emilmeyen iplikle tek bir dikiş atılır. Direnden alınmadan önce mutlaka bu sabitleme dikişi alınmalıdır. Diren yerleştirilirken mümkün oldukça dik ve büyük damarlardan uzak olduğundan emin olunmalıdır. Diren asla dikiş bitiminden çıkmamalı biraz daha aşağısından bir ensizyon ile diren için çıkış hazırlanmalıdır.Bunun için hemostatik pens ile yara bitiminden sağlam derinin altından ilerlenir ve ensizyon gerçekleştirilir. Ensizyon direnaja izin verecek genişlikte olmalıdır, genellikle diren çapının 1,5-2 katı genişlik yeterlidir. Diren küçük bir dikişle yara ağzına dikilerek sabitlenir. Yara kapandıktan sonra, diren ile yara ağzının teması engellenmelidir. Bu yine sabitleyici dikiş ya da uzantısının doğru yerleştirilmesi ile sağlanabilir. Direnin dikiş ile birlikte dokuya girmemesine dikkat edilmelidir. Aksi takdirde dikişler alınmadan direnin alınması ciddi komplikasyonlar oluşturabilir. Hali hazırda kapalı bir yaranın (apseler gibi) direnajı gerekiyorsa uzun bıçakları olan Doyen makası gibi bir alet ile yaranın en ucuna ulaşılır. Makasın ucu palpasyon nirengisi olarak kullanılır ve deri bütünlüğü bozulmadan dikiş atılır. Penrose direnler derin yaraları direne etmek için kullanılabildikleri gibi derin cep oluşumuna karşı dikkatli olunmalıdır. Derin yaralarda genişletme, lavaj , kültür ve biyopsi amaçlı uzaklaştırıcı cerrahi müdahaleler gereklildir. Distal açıklıklı bu tarz yaralarda bu yol izlenmelidir. Direnler steril emici örtüler ile örtülmeli ve kontaminasyon engellenmelidir. Bandajlar da aynı zamanda dokuların zarar görmesini engeller. Bandaj sıklıkla değiştirilerek eksudat uzaklaştırılmalıdır. Direnin çıkış bölgesi değişim sırasında temizlenmelidir. Diren çıkışının yaraya uygulanan ilaçlar ile tıkanmaması sağlanmalıdır.

ÇİFT ÇIKIŞLI DİRENLER

Penrose direnler aynı zamanda yaranın distal ve proksimal ucundan da çıkacak şekilde uygulanabilirler. Çıkış noktalarından dikişlerle sabitlenerek içeri girişleri engellenir. Yaranın antibiyotik ya da antiseptiklerle temizlenmesi gerekirse bu sistem çok faydalı olacaktır. Genellikle ciddi kontamine yaralarda kullanılırlar. Yaranın lavajı esnasında solusyon yaranın heryerine ulaşamayabilir. Ancak masaj ya da çıkışın kapatılması ile yara debrisi hidrostatik basınç ile yayılacaktır. Diğer bir kullanım alanı da ölü boşlukların kapatılmasıdır. Diren en bağımlı yere yerleştirilir ve yerine göre vücudun arka tarafından dahi çıkış verilerek bölge direne edilebilir.

SİGARA DİRENLERİ VE KAYIŞ DİRENLER

Sigara direnleri penroz direnlerin gazlı bez içeren tipleridir. Bez kapillariteyi arttırır ve daha hızlı direnaj sağlar. Bu direnler büyük apselerin direnajlarında sıklıkla kullanılırlar.

TÜP DİRENLER

Kauçuk ya da plastik direnler tüp direnler olarak kullanılabilirler. Bu silindirik tüpler yatay direnlerden daha kalın çeperlere sahiptirler. Eğer cerrah tüp üzerinde daha fazla delik istiyorsa bu delikler oval olarak ve tüp çapının 1/3ünden daha büyük olmamak şartıyla açılabilir. Yatay direnler ile çalışma mekanizmaları hemen hemen aynıdır. Fenestre direnler hem içeriden hem de dışarıdan direnaj yapabilirler ve emici bir mekanizmaya bağlanabilirler. İrigasyona olanak sağlarlar. Pahalı değillerdir ve kullanıma hazırdırlar. Plastik tüpler kauçuk olanlardan daha az reaksiyon oluştururlar. Bir dezavantajları çok sert olmaları nedeniyle hastayı postoperatif dönemde rahatsız etmeleridir. Bu direnler debris ile tıkanabilirler, bu nedenle düzenli olarak temizlemek gerektiği düşünülmelidir.

AKTİF DİRENLER AÇIK EMİCİ DİRENLER

Çok lümenli bir direne vakum uygulanırsa yaraya bir yandan hava girerken sıvı çıkışı sağlanmış olur. Her ne kadar direnaj süresini azaltsa da dış ortamdan çok miktarda hava gireceğinden enfeksiyon riski artacaktır. Bu kontaminasyon riskini azaltmak için bakteri filtreleri hava girişine eklenebilir.

KAPALI EMİCİ DİRENLER

İçeri hava girişinin bulunmadığı direnlerdir. Bu sistem direnaj akışının sürekliliğini sağlar ve tüpün tıkanmasını engelleyerek yara irigasyonu ihtiyacını ortadan kaldırır. Bu sistem yerçekimi ya da kapillariteye ihtiyaç duymaz. Ama buna rağmen nekrotik doku ve yabancı cisimlerle tıkanma riski söz konusudur. Pek çok kapalı emici direnaj sistemi piyasada mevcuttur. Bir bandajda uygulandıklarında sürekli akış hatta baskı sağlarlar. Eğer tek yönlü bir valf kullanılmadıysa sıvı yaranın içine tekrar girebilir. Yaranın ve seçilecek malzemenin boyutları iyi hesaplanmalıdır. Ucuz ve basit bir sistem kelebek kateter kullanılarak yapılabilir. Tüp içeri de kalacak şekilde yerleştirilir ve kelebek vakumlu bir tüpe bağlanarak emiş sağlanır. Tüpün sokulacağı punksiyon tüp çapıyla aynı olmalıdır ve dokuya emilemeyen bir dikiş ile sabitlenmelidir. Yara kapatıldıktan sonra tüpe bağlanır ve uygun bandaj uygulanır. Eğer diren deri grefti ile birlikte uygulanacaksa tüpün bitiş noktası derinin bitimi ile birlikte olmalıdır. Basit bir agraf tel ile deri tüp ve dokudan geçecek şekilde sabitlenir. Bu sayede tüp doku vaskülaritesini bozmamış olur. Bu sistemin bir modifikasyonu da farklı boyutlardaki enjektörlerin kullanımları ile mümkündür. Kateter yaraya uygulandıktan sonra kateterin solunda bulunan Luer-Lok eklenir. Emici güç, istenen seviyede tüp kollabe olmadan vakumu sağlayacaktır. 16-18 numara bir kanül de enjektörün istenilen seviyede kalmasını sağlar.Farklı noktalardaki sabitleme farklı basınçlar uygulayacaktır.Büyük miktarlardaki emiş için 30mllik bir enjektör uygun olacaktır. Kapalı emici sistemler yaranın ve örtünün kuru kalmasını sağlar. Bakteriyel ilişkiyi azalatır. Sürekli direnaj sağlayarak iyileşme süresini kısaltırlar. İrrigasyona olan ihtiyacı azaltırlar ve komplikasyonları daha azdır. Deri greftleri ile birlikte kullanıldıklarında greftin deriye tutunmasını arttırırlar. Erken vaskülarizasyonu sağlayarak yara yatağı oluşumunu desteklerler. Gerekli olduğu sürece değiştirilebilirler ve sıvı miktarı ile enfeksiyon varlığına işaret edebilecek belirtilerin saptanmasını sağlarlar. Sistemin bir dezavantajı , negatif basıncın dokuyu zedeleyebilecek olmasıdır. Yine de 10ml’lik tüpler her nekadar bandaj ile birlikte kolay uygulanabilseler de sıklıkla değiştirilmeleri gerekir.

DİRENAJ SÜRESİ

Direnin uzaklaştırılması için gereken süre oldukça değişkendir. Mümkün olan en kısa zamanda uzaklaştırılmalıdırlar.Klinik olarak sıvının azalmaya başlaması direnaja son verilmesi için iyi bir göstergedir.Genel olarak hematom oluşumunu engellemek için yerleştirilen diren 24 saat içinde alınabilir. Enfeksiyonlarda kullanılan direnler 3-5 gün enfeksiyon kontrol edilene kadar bırakılmalıdır. Higroma ve geniş seromalar için direnin uzaklaştırılması 10-14 gün sürebilir. Ciddi ısırık yaraları 4-6 ve mastektomiler de 4 gün yeterli olacaktır. Pasif direnlerin üzerine yaranın ve direnin korunması için uygun bir bandaj uygulanmalıdır. Yaradaki değişimler ancak bandaj değişimlerinde gözlenebilir. Akıntı eksudatif değil transudatif olmaya başlamalı ve iyileştikçe azalmalıdır. Bu kriterler elde edildiğinde diren de uzaklaştırılabilir.

KOMPLİKASYONLAR VE HATALAR

Deriye açılan direnlerin korunmasındaki başarısızlık ya da parçalanması görevini yerine getirmeden uzaklaşmasına neden olur. Yaranın içine kalması ya da kırılması mümkündür. Eğer kuvvetli yapışmalar oluştuysa çıkarılırken kırılabilirler. Azalan doku bağışıklığı nedeniyle enfeksiyon riski artacaktır. Belirli bölgelere ( aksiler ya da inguinal) yerleştirilen direnler vücut hareketleri ile hava girişine ve anfizeme neden olabilirler. Cerrahlar ne iyi cerrahi yöntemler yerine direni tercih etmeli ne de açık bırakılması gereken bir yaranın direnajında inatçı olmamalıdırlar.

KAYNAK: Fossum T.W. (2002): Surgery of the Integumentary System. In: Small Animal Surgery. Mosby, St.Lois, Missouri (134-145)

29.11.2006 18:17:21

SITMA NEDİR? NASIL BULAŞIR?

SITMA (PLASMODİUM SPP.) Sıtma Nedir?

Sıtma parazitlerin neden olduğu tropikal ve subtropikal birçok bölgede görülen yaygın ve yaşamı tehdit eden bir hastalıktır. Her yıl birçok uluslararası yolcu, hastalığın görüldüğü ülkeleri ziyaret ederken sıtmaya yakalanmakta ve 10 000’in üzerinde ziyaretçi ise eve döndükten sonra hasta olmaktadır.

Bir yolcuda sıtmanın yaygın olduğu bir bölgeden ayrıldıktan iki üç ay sonra görülen ateş, acil bir tıbbi durumdur ve derhal araştırılmalıdır. Nedeni Nedir? İnsan sıtmasına, tek hücreli Plazmodyum parazitinin dört farklı türü yol açmaktadır: Plasmodium falciparum, P.vivax, P. ovale ve P. malariae. Nasıl Bulaşır? Sıtma parazitleri; Anofel sineklerinin çeşitli türleri ile bulaşmaktadır. Bu sinekler tarafından ısırılan insanlara sinekler tarafından bulaştırılır. Hastalığın Seyri nasıldır? Sıtma; kuluçkada kalması 7 veya daha fazla gün süren akut ateşli bir hastalıktır. Bu yüzden, muhtemel bir sinek ısırığını izleyen ilk bir hafta içindeki ateşli hastalık sıtma değildir.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

Ateş, titreme, terleme ve baş ağrısı ve ileri dönemlerde sarılık, kan pıhtılaşma bozuklukları, şok, böbrek ve karaciğer yetmezlikleri gelişebilir. Merkezi sinir sistemi bozuklukları ve koma görülür. tropikal bölgeden yakınlarda dönmüş kişinin iki veya üç günde titreme nöbetleri, ateş,ve terlemenin görülmesi, sıtmanın en iyi belirtisidir. Sıtmaya ilk maruz kalma olasılığının yedinci günü ve son maruz kalma olasılığından iki ay sonrası (nadiren daha geç) arasındaki zaman diliminde ortaya çıkan ve açıklanamayan ateş durumlarında ilk olarak falciparum sıtması olasılığı düşünülmeli ve bu zaman aralığında ateşi çıkan bir kişi en kısa zamanda teşhis ve etkili bir tedavi için bir sağlık kurumuna başvurmalıdır. Erken tanı ve uygun tedavi hayat kurtarabilir.

Falciparum sıtması, eğer tedavi 24 saatten fazla gecikirse ölüme yol açabilir. Sıtma parazitleri için bir kan örneği incelenmelidir. Eğer ilk kan örneğinde parazit saptanmadıysa ve semptomlar hala devam ediyorsa, bir dizi kan örneği alınmalı ve 6-12 saat aralıklarıyla incelenmelidir. Hamile kadınlar ve küçük çocuklar; ağır ve komplike falciparum sıtmasına karşı daha da hassastırlar. Hamile kadınlarda sıtma görülmesi; anne ölümü, düşük, ölü doğum ve yeni doğan ölümü riskini arttırmaktadır.

Diğer Plazmodyum türlerinin yol açtığı sıtma formları daha hafif ve nadiren yaşam tehdit edicidir. (Ülkemizde Mayıs ve Ekim ayları arasında sadece Çukurova- Amikova ovalarında P. Vivax kaynaklı sıtma riski vardır.) Birçok ülkede sıtma durumu daha da kötüye gitmektedir. Falciparum sıtmasının önlenmesi ve tedavisi daha zor hale gelmektedir çünkü P. falciparum çeşitli sıtma önleyici ilaçlara karşı giderek direnç kazanmaktadır.

Sıtma Nerelerde Görülebilir?

Amerika’nın ortası ve güneyi, Asya ve Akdeniz bölgesindeki vakaların yaygın olduğu ülkelerdeki ana kentsel bölgelerde (varoşlar dahil değildir) sıtma bulaşması görülmez. Ancak, Afrika ve Hindistan’da başlıca kentsel bölgelerde de sıtma görülebilir. 1500 metrenin üzerinde hastalık riski genellikle daha düşüktür ancak uygun iklim koşullarında 3000 metreye kadar sıtma vakaları rastlanılabilir. Enfeksiyon riski mevsime bağlı olarak da değişebilir, en yüksek risk yağmurlu mevsimlerde bulunmaktadır.

Sıtmalı Yerlere Sahip Ülkeler ve Bölgeler Bu ülkelerin bazılarında, sıtma sadece bazı yerlerde veya bazı rakımlara kadar görülür. Sıtma birçok ülkede mevsimliktir. ( Sadece P.vivax riski olan yerler) Afganistan Etiyopya Nijerya Cezayir Fransız Guyanası Umman Angola Gabon Pakistan Arjantin Gambia Panama Ermenistan Georgia Papua Yeni Gine Azerbaycan Gana Paraguay Bangladeş Guatemala Peru Belize Gine Filipinler Benin Gine-Bissau Ruanda Bhutan Guyana Sao Tome ve Principe Bolivya Haiti Suudi Arabistan Botswana Honduras Senegal Brezilya Hindistan Sierra Leone Burkina Faso Endonezya Solomon Adaları Burundi İran İslam Cumhuriyeti Somali Kamboçya Irak Güney

Afrika Yolcular için riski nedir?

Sıtmanın yaygın olduğu bölgelerdeki bulaşma mevsimi boyunca, özellikle de geceleri sinek ısırmalarına maruz kalan ve bağışıklık kazanmamış tüm yolcular, klinik sıtma riski altındadır. İnsanlarda meydana gelen sıtma vakalarının çoğu; koruyucu ilaç rejimlerine uymamak veya uygun olmayan koruyucu ilaç kullanmaktan dolayı gerçekleşmektedir. Falciparum sıtması ölümcül olabilmektedir ve P. falciparum enfeksiyonuna yakalanan hastaların yaklaşık % 1’inin bu hastalıktan öldüğü tahmin edilmektedir.

Küçük çocuklar, gebe kadınlar ve yaşlı yolcular daha fazla risk altındadırlar. P. falciparum enfeksiyonu geçiren bir hastanın kurtulmasında etkili olan en önemli faktörler erken tanı ve uygun tedavidir. Kırsal alanlarda geceleri dışarıda uyuyan insanlar en fazla riske sahiptirler.

İnsanlar sıtmayı önlemede dört prensibine dikkat etmelidirler:

1. Risk, kuluçka süresi ve başlıca semptomların farkında olmalıyız.

2. Sinekler tarafından, özellikle de geceleri ısırılmaktan korunmalıyız.

3. Gerektiği yerlerde, enfeksiyonu baskılamak için sıtma önleyici ilaçlar kullanılmalı (kemoprofilaksi).

4. Sıtma riskinin bulunduğu bir bölgeye gittikten bir hafta veya daha sonra ateş görülürse, teşhis ve tedavi için acilen bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

Sinek ısırmalarına karşı kişisel koruma, sıtmaya karşı savunmanın ilk sırasını temsil eder.

Bu önlemler şunlardır:

-Böcek uzaklaştırıcılar,

-Sinek bobinleri,

-Böcek spreyleri,

-Koruyucu giysiler giyme.

-Sinek geçirmeyen ağlar kullanılmalıdır.

Sıtmadan Koruyucu İlaç Kullanım İlkeleri.

Çocuklar için dozaj çizelgesi vücut ağırlığına dayanılarak oluşturulmalıdır. Gidilecek yerlere en uygun sıtma önleyici ilaçlar, doğru dozajlarla hazırlanmalıdır. Günlük olarak alınması gereken sıtma önleyici ilaçların, riskli bölgeye varmadan bir gün önce alınmaya başlanması gerekmektedir. Varıştan bir hafta önce haftalık klorokin tedavisine başlanmalıdır.

Optimal koruyucu kan düzeylerine ulaşmak ve yan etki meydana gelmesi durumunda gitmeden önce olası alternatifleri göz önünde bulundurmak amacıyla, haftalık meflokin tedavisine varıştan en az bir hafta, tercihen iki-üç hafta önce başlanmalıdır. Sıtma riskinin bulunduğu yerlerde kalınan süre içerisinde kullanılan tüm profilaktik ilaçların içilmesinin değişmez bir düzenlilikte devam etmesi ve enfeksiyon riskini yaratan son sinek ısırması olayından sonraki 4 haftaya kadar sürmesi gerekmektedir, çünkü parazitler bu zaman dilimi içerisinde hala karaciğerden çıkabilmektedirler.

Kaynak : http://www.hssgm.gov.tr/?sf=sey_sitma&nerden=sey