Neden Kedi ve Köpek Besleniyor ?

Neden Kedi ve Köpek Besleniyor ?

Aslında maymunlar zeki ve etkileyici olmalarının yanı sıra kedi ve köpek kadar da sevilen hayvanlardır, insanlar köpek ve kediye yönelırken niçin bu hayvanların dostluğundan uzaklaşmışlardır ? Geçmişte toplumun üst sınıflarının pet olarak maymun beslediklerine ilişkin belgeler mevcuttur.Günumüzde ise insanların pet olarak ilgi duydukları hayvan türünün basında köpekler gelmektedir. Batı ülkelennde hala köpeklere uzak duran ve pet olarak domuz, maymun, koyun, at, keçi ve inek besleyen insanlar bulunmakla birlikte, bunların sayışı fazla değildir.

Köpek ve kedi ne kadar yaygındır? ingiltere ‘de evlerin % 24 ‘ünde köpek ve % 20’sınde kedi mevcutken muhabbet kuşu ancak % 6 kadardır. Arkeologlar kurtların ilk evcılleştinlen hayvanlardan olduğunu ve bunun da yaklaşık olarak 14 bin yıl önce meydana geldiğin! ifade etmektedirler. insanların hayatta kalabilme rnücadelesinde hayvanların katkısının önemli rolü olmuştur. Bu yakın ilişkide; insanların yerleşik yaşam tarzım seçmeleri île sofra artıklarım, yiyecek parçalarım ve kemikleri kurtlara ver-
meleri bir başlangıç oluşturmuştur. Kurtlar bu yolla bir kısım gereksinimlerim kolaylıkla sağlamışlardır.

Köpeğin yaşamımıza girmesindeki en önemli nokta; bu hayvanın doğru yer ve zamanda, diğer evcil hayvanlarda olduğu gibi, insanın yakımnda bulunmasından kaynaklanmıştır.

Vücut büyüklüğü, pet olarak köpeğin bu kadar yaygın yetiştirilmesinin bir diğer önemli nedenidir, Köpekler geniş bir yelpaze içersinde dağılım gösteren vücut büyükiüğüne sahiptirler. Bu dağılım içersinde büyük ırk köpekler, örneğin irlanda kurt köpeği bile insanlarla yakın iletişim kurabilmektedir.

Köpeklerin iyi eğitilebilir olmaları, tercih edilmelerinim bir başka nedenidir ve eğitimleri yalnız yeme, içme, dışkılama ve idrarlarım yapmayla da sınırlı değildir. Bekçilik, av, yarış, görme özürlülere yardımcı olma, bomba, mayın, uyuşturucu, enkaz altında kalanları arama, kızak ile yük çekme ve kurtarma faaliyetlerine katılma için de köpekler son derece güvenilir bir tarzda yetiştirilebilir.

Sonuç olarak insanlar ilgileri ve olanakları çerçevesinde farklı büyüklükte, değişik davranış özelliklerine sahip köpekleri değişik amaçlar için seçebilme, onları bakıp, büyütebilme şansına sahiptirler.

Kediler tüm ırklar dikkate alındığında ve köpeklerle karşılaştırıldığında, birbirine oldukça yakın vücut büyüklüğüne sahip hayvanlardır.

insanların tüylü, sıcak varlıkları sevmeleri de köpek ve kediye yönelmelerinde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca yaşlı insanlar onları çocukları yerine koymaktadır. Daha genç insanlar ise, dostluğu, güveni ve vefayı buldukları için hayatlarım bu hayvanlarla paylaşmayı tercih etmektedirler.

Hamster ve fareler çok küçük ev hayvanlar olup, kafesleri dışında bakılamazlar. Kafesten çıkartılacak olurlarsa da ezilebilir, kaybolabilir ya da diğer hayvanlara yem olabilirler.

Bu yazı ; Prof.dr.Ahmet ergün ve doç.dr.Ö.Hakan Muğlalının kedi ve köpek besleme besleme hastalıkları ve klinik besleme kitabından alınmıştır.

KÖPEK ve KEDİ BESLEME

Tüm diğer bilimsel konularda olduğu gibi kedi ve köpek beslemeyle ilgili önemli gelişmeler yirminci yüzyılda, özellikle de yirminci yüzyılın ikinci yarısında olmuştur. Kedi ve köpek beslemeye olan ilginin artışında insanların yaşam tarzlarındaki değişmeler ve Dünya’ya bakış açısında ortaya çıkan farklılıklar da etkili olmuştur. Ayrıca, çekirdek aile sayısındaki artışlar, yazılı ve görsel iletişim araçlarındaki sürat ve yaygınlık, ailelerin kültür ve sosyo-ekonomik düzeylerindeki dikkati çeken iyileşmeler olumlu katkı yapmıştır. Tüm bu sayılanlardan daha önemli olmak üzere hastalıkların önlenmesi ve sağıltımında ortaya konulan gelişmeler, bilimsel yöntemlerle üretilen dengeli ve sağlıklı, ticari karma yemlerde bu gelişmede etkili olmuştur. Ayrıca, bazı resmi ve özel kuruluşların profesyonel bir yaklaşımla vermeye başladıkları eğitimin de buna kalkışı vardır. Geniş halk kitlelerinin hayvan haklarım benimsemesi ve bunları gelişmişliğin bir göstergesi olarak ortaya koyup, uluslararası platformlarda savunması, yalnız kedi ve köpeğin değil tüm diğer hayvanların da en azından türlerinin korunması bakımından olumlu yaklaşımlardır,

Bu değişmelere koşut olarak Türkiye’de de son on yıl içersinde kedi ve özellikle de köpek sayısında dikkati çeken artışlar meydana gelmiştir. Büyük illerde özel veteriner kliniklerin hızla arttığı, köpek, kedi satan marketlere ve dergılere ılgının arttığı görülmektedir. Türkiye’de 1997 yılı içersinne köpek ve kedi yemi, aşısı ve aksesuarı ithali için ödenen paranın 12 milyon ABD dolarım aşması konun boyutlarım ortaya koyması bakımından çarpıcıdır.

Tüm bu gelişmelerin Türkiye’de sağlıklı bir biçimde olduğunu söylemek de olası değildir. Sertifikalı, annesi babası bilinen saf ırkların üretimi yerine tesadüfi çiftleştirmelerle elde edilen yavrular elden ele dolaşmaktadır.

Bu arada bütün Dünya’nın yakından tanıdığı sadık bir dost ve bir görev hayvanı olan Sivas Kangal köpeğinin üretimi meraklı özel kişi ve kuruluşların yanı sıra üniversitelerde, Silahlı Kuvvetlerde ve Emniyet Kuvvetlerinde ciddi programlar dahilinde yapılmakta olup, önemli sayısal artışlar meydana gelmiştir.

Akbaş ve Kars (Şark) Çoban Köpekleri ve benzeri diğer yerli köpek ırklarımızın da aynı ilgiyi görmesi ümit edilmektedir.

Ankara ve Van kedilerine olan ilgi de giderek artmakta olup, üretilmeleri üniversitelerin ve bazı araştırma enstitülerinin programları içersine alınmıştır.

Köpek ve kedi başta olmak üzere pet adı verilen evde beslenen hayvanların sahiplenilmesinde duygusallıktan uzak ve gerçekçi olmak gerekmektedir. Bir diğer ifade ile hayvan sahiplerinin;

1- yaşadıkları yakın çevrenin sağlık ve huzurunun bozulmamasına azami dikkati sarf etmeleri,

2- bedensel ve moral bakımdan kendi sağlıklarına özen göstermeleri,

3- hayvanın hak ve gereksinmelerini bilme ve yerine getirmede titiz olma mecburiyetleri vardır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki hayvanlar hep genç ve sağlıklı kalmazlar. Onlarında canlı oldukları, bir diğer ifade ile hastalanabilecekleri ve yaşlanacakları bilinmelidir. Gerçek hayvan sevgisi de böyle zamanlarda ortaya çıkmaktadır.

İlginç bilgiler

Erkekleri hamile kalan tek hayvan deniz atıdır.

c Köpeklerin ter bezleri ayaklarındadır

c Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler.

c Yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar.

c Timsahlar renk körüdür.

c Sadece dişi sivrisinekler ısırır

c Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.

c İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.

c Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.

c Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler

c Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.

c Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar.

c Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur

c Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.

c Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.

c Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.

c Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.

İnek sütünün pH değeri 6’dır.

c Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.

c Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.

Dünyanın en büyük hayvanı mavi balinadır. Aynı zamanda hayvanlar aleminin en hızlı büyüyen hayvanıdır. Kilosu 22 ayda 26 tona kadar ulaşır.

Dünyanın en hızlı hayvanı Leopar’dır. Hızı saate 100 km.’ye ulaşır.

Dünyanın en hızlı kuşu Boğazlı Kırlangıç’tır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır.

İyi bakılan ve erken yaşlarda kısırlaştırılmış bir tavşan 8 ila 12 sene yaşar.

Kediler 100 değişik ses, köpekler ise 10 ses çıkartabilirler.

Son 4000 sene içerisinde herhangi yeni hayvan evcilleştirilmemiştir.

Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.

Atlar bir aya kadar ayakta kalabilirler.

Kedilerin herbir kulağında 32 adele vardır.

Bir inek hayatı boyunca yaklaşık 200.000 bardak süt üretir.

Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.

Karıncalar uyumaz.

Her sene Amerika’daki hayvan bakım yerleri 30.000 kedi ve köpeği uyutma mecburiyetinde kalıyorlar.

Hastalanmayan tek hayvan köpek balıklarıdır.

2.600 değişik cins kurbağa vardır.

Yılanlar duyamaz.

Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.

Filler zıplamayan tek memelidir.

Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğin ki kadar gelişmiştir.

Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.

Atların, insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.

Fareler kusamaz.

Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.

Kutup ayıları solaktır.

Bir karınca kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir.

Zürafalar 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptirler.

Yunuslar gözleri açık uyurlar.

Kangurular geri geri yürüyemezler.

Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.

Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir.

Sineklerin beş gözü vardır.

Baykuş, mavi rengi görebilen tek kuştur.

Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur.

Sığırların dört tane midesi vardır.

Zürafalar yüzemez.

Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar.

Penguen yüzebilen, ama uçamayan tek kuştur.

Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir. Çünkü insanların ölümüne en fazla sebep olan hayvandır.

Hipopotamlar ağızlarını içine 1.20 cm.’lik bir çocuğun sığabileceği kadar geniş açabilirler.

Tüm dünyadaki kedi ve köpekler yılda 11 milyar dolarlık mama tüketiyorlar.

Bir sineğin hızı saatte sekiz kilometredir.

İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür.

Kedi ve köpekler insanlar gibi ya sağ ellerini çok kullanırlar ya da sol.

Kirpiler suda batmaz.

Develerin üç tane kaşı vardır.

Bir ıstakoz, ancak yedi senede, yarım kilo alabilir.

Salyangozların 25.000 civarında dişi vardır.

Mavi yunusların kalbi dakikada sadece dokuz kere çarpar.

Köpekbalıklarının kansere karşı bağışıklığı vardır.

Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır.

Büyükçe bir yunus günde iki ton yiyecek tüketir.

Istakozların kanı mavi renktedir.

Filler ortalama olarak günde iki saat kadar uyurlar.

Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar.

Kediler şeker tadını ayırt edemezler.

Amerika’da 58 milyondan fazla köpek vardır.

Eski Mısır’da kediler kutsal hayvan sayılıyordu ve öldükleri zaman insanlar saygılarını göstermek için kaşlarını kazırlardı.

Zürafaların ses telleri yoktur.

Bu sayfadaki bilgiler değişik internet sitelerinden derlenmiştir.

GERIATRI – YAŞLILIK

Yaşlılık insanlarda olduğu gibi ev hayvanlarında da problemlere neden olur.Geriatri yaşlılığa bağlı olarak oluşan sağlık problemlerini ve bunların tedavilerini inceleyen bir bilim dalıdır. yaşın ilerlemesi, fizyolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle canlı organizma normal görevlerini yavaş yavaş yapmakta zorlanmaya başlar.Bu durum dostlarımızın hastalıklara karşı daha hassas olmasına neden olurken dokularının kendilerini yenileme hızında da azalmalara neden olmaktadır.

     Henüz yaşlanmanın altında yatan nedenler tam olarak ortaya konabilmiş değil. Bu konuyla ilgili en geçerli teoriler hücrelerin çok fazla parçalanmaları, genlerin erimesi gibi pek çok teori geliştirilmiştir.

    yaşam süresini etkileyen pek çok faktör vardır. Bunlardan en önemlileri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

YAŞAM SÜRESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

GENETİK Küçük ırk köpekler büyük ırk köpeklerden daha uzun süre yaşarlar.Melez köpek ırkları,saf köpek ırklarına göre daha uzun yaşamaktadırlar.
BESLENME Şişman hayvanlar,Zayıf olanlara oranla daha kısa ömre sahiptirler.Yüksek yağ ve/veya düşük lif içeren mamalar hayvanların yaşam süresini kısaltır.
ÇEVRE Ev dışında bakılan hayvanlar,ev içinde bakılanlara göre daha kısa bir yaşam sürmektedir.Kırsal kesimde yaşayan hayvanlar,şehir ortamında yaşayanlara göre daha uzun ömürlü olmaktadır.

kısırlaştırılmış hayvanlar,kısırlaştırılmamış olanlara göre daha uzun süre yaşamaktadırlar.

KEDİ VE KÖPEKLERİN YAŞLI OLARAK KABUL EDİLDİKLERİ ORTALAMA YAŞ DÖNEMİ

Gurup Olgun dönem kilosu Ortalama Geriatri yaşı
Küçük köpek ırkları 0-9 kg 11,48±1,85 yıl
Orta büyüklükte köpek ırkları 9,5-23 kg 10,90±1,56 yıl
Büyük köpek ırkları 23,5-41 kg 8,85±1,38 yıl
Dev köpek ırkları 41 Kg ve Üstü 7,46±1,94 yıl
Kediler 11,88±1,94

 

 

not: Yukarıdaki veriler İVHO dergi 2/3 sayısından alınmıştır.

Düzenli olarak beslediğiniz dostunuzun kontrollerini yaptırdığınızda ilerleyen yaş dönemlerinde sizi pek bir süpriz beklemez. Çünkü veteriner hekiminize yaptığınız ziyaretlerde hekiminiz size gelecekte nelerin sizleri beklediği hakkında gereken bilgileri vererek sizleri zaten yönlendirecektir. Buda sizin  yaşlılıkta süpriz yaşamamanızı ve gereken hazırlıkları ona göre yapmanızı sağlayacaktır. Pek çok kişi yaşlılıkla ilgili yanlış fikirlere sahiptir. mesela yaşlılıkta gözlerde katarakt oluşumunun normal kabul edilmesi gibi. ? oysa katarakt başlı başına yaşlılıkla alakası olmayan bir hastalıktır ve tedavisi olan engellenebilen bir hastalıktır. yine yaşlılıkla bağlantılı olduğu sanılan bir hastalık olan ve köpeklerde ağrılarla seyreden eklem iltihaplarının da  yaşlılıkla pek alakası yoktur.

Yine yaşın ilerlemesiyle oluşabilecek kalp rahatsızlıkları önceden yapılacak kontrollerle daha başlangıçta yakalanıp ortadan kadırılabilir. kalp büyümesikalp yetmezliğiDiabetler(Şeker Hastalığı)Romatizmal ağrılar, bu hastalıklar gurubundan sadece bazılarıdır.

Dostunuzun düzenli olarak yapılacak kontrolleri onun kısa hayatının son dönemlerini gayet rahat bir şekilde geçirilmesini sağlayabilir. bunu asla unutmayınız.

Neden Aşı Yapmalıyım

Dostunuzun pek çok hastalıktan korunması için gerekli bir işlemdir. Bu hastalıklar kötü sonuçlar doğurabilen yada tedavi sonrası bazï kalïci hasarlara neden olan hastalïklardır. Bu aşılamalar bazı zoonoz (insandan gelen) hastalıkların engellenmesi içinde gereklidir

Nezaman Hangi Ayda Aşı Yapılmalı?

Aşılamaya ne zaman aşılaması gerektiğini ve hangi ayla başlanacağını aldığınız yavrunun annesinin yanında olup olmamasïyla,aldığınız bölgedeki hastalïk populasyonu durumuyla hatta aldığınız yerle direk alakalıdır.Veteriner hekiminizi ziyaret ettiğinizde hekiminiz bu durmlarla ilgili size sorular soracak ve yapïlması gerekenlri sıralaması ve periyoduyla alakalï size bilgi verecektir.

 Genel olarak yeni dostunuzun daha önce bir hekimi yoktuysa veteriner hekiminiz kedinize yada köpeğinizi önce muayene edecek şayet saysa ozaman aşılama işlemi için gereken işlemleri yapacaktır. Genelinde herhangi bir sağlık problemi yoksa ozaman veteriner hekiminiz dïşkı(Gaita ) tahlili yaparak dostunuzun için parazitlerininin olup olmadïğına bakacaktır.(çoğu zaman veteriner hekimler direk parazit ilacı verebilirler) Herhangi bir ilaç paraziti varsa önce parazitlerden dostumuzu kurtaracak sonra aşılama periyoduna geçecektir. Şayet herhangi bir sorun yoksa o zaman veteriner hekiminiz. Dostunuzu aldïğınız yer annesinin yanında olup olmadïğı gibi sorular size sorup yapacağı ilk aşılamanın hangisi olacağına karar verecektir.

Petshop yada barınaklardan alınan köpeklere karma aşıdan önce bartotella yada kenelcaft aşısı yapılabilir. şayet bu tür yerlerden alınan kediyse onada FIV aşısıyla başlanır.Şayet bu tür yerlerden değilde bildik bir annenin yavrusunu aldïysanız  Nezaman hangi aşının yapïlacağını kediler için buradan yada köpekler içinse  buradan öğrenebilirsinz  .

Zoonoz Hastalıklarla Mucadelede Aşılamanın Önemi

Hayvanlardan insanlara geçebilen hastalïklara zoonoz hastalıklar adï verilir. Bu hastalıklarï en önemlisi kuşkusuz kuduz hastalïğidır. Kuduz aşısı Hayvanlara 3 aylıkdan önce uygulanmaz ancak yavrularïn bağırsak siytemi ancak 3 aylïk olduklarïnda gelişimini tamamlar. Yavrular 3 aylık olduklarında tek doz ahlinde kuzu aşısı uygulanır ve bu aşı her yıl tekrar edilir. Bazï aşıların koruyuculuk süreleri 1 yïldan fazla olmasına rağmen bunlardan bazılarının heryıl tekrar edilmesi yasal bir zorunlulukdur.

Mantar Aşıları zoonoz hastalïklarla mücadelede önemlidir. mantar iyileşmesi uzun zaman alan ve bazï türlerinin insanlarada gelebildiği bir hastalïktır. Mantar hastalıklaı hem tedavide hemde koruyucu olarak kullanïlır yavrularda 2 doz ve sonraki her yïl için 1 doz şeeklinde uygulanmalıdır. Mantar hastalığıyla ilgili daha detaylı bilgiyiburadan alabilirsiniz

Lyme hastalïğina karşi yapılan borella aşılarıda zoonoz bir hastalïk olan lyme dan korunma amacïyla yapïlır. kenelerden köpeklere ve köpekdende insanlara gelebilen bu hastalïk malesef artïk yurdumuzdada görülmekdedir. Lyme için daha ayrıntılı  bilgiyi buradan alabilirsiniz.

 

Toxoplazma ïnsanlarda düzensizliklere erken doğuma veya sakat bebeklerin dünyaya gelmesine neden olan bir hastalïktır. daha çok kedilerden geçer. Toxoplazma hastalığıyla ilgili daha detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz

Yine zoonoz olan bazı bağırsak parazitleri ve diğer parazit etkenlerinden korunmak için dostunuzu anlamalı ve periyodik olarak veteriner hekiminize kontrol ettirtmelisiniz..

Veteriner hekiminiz gerekli gördüğü durumlarda tahliller yapacak ve sizi herkonuda aydınlatacaktır.

Gerekli bilgiler

HAYVAN SEVERLER İÇİN UÇUŞ REHBERİ

Uçakla yolculuğa çıkarken, sevgili kedinizi, köpeğinizi ya da kuşunuzu da birlikte götürmek istiyorsanız, havalimanında uçuştan vazgeçmenize bile neden olabilecek olaylar yaşamamak için önlemlerinizi alın. Yurtiçine de yurtdışına da gidiyor olsanız, evcil hayvanınız için kesinlikle rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Sevimli dostunuzun, sizinle birlikte seyahat edebilmeniz için ona uygun bir kafes ya da kutuya sahip olmanız gerekiyor. Bazı havayolu şirketleri belirli bir ücret karşılığında gerekli muhafazayı yolcuya veriyor olsa da, THY’de böyle bir uygulama yok. Yolcu kafesi kendi getirmek zorunda. Eğer muhafaza, check-in işlemleri sırasında, havayolu görevlisi tarafından uygun bulunmazsa, evcil hayvanınızın taşınması kabul edilmeyebilir. Evcil hayvanlar için öngörülen en uygun muhafaza boyutu, 46x31x25 olarak belirlenmiş.

BELGELERE DİKKAT

Ayrıca, gideceğiniz yer yurtiçi bile olsa, kutu içinde kabine alınacak canlı hayvanın geçerli sağlık belgesi, kimlik cüzdanı ve aşı kağıdını yanınızda bulundurmak zorundasınız. Eğer yurtdışına gidiyorsanız, gittiğiniz ülkenin kurallarına göre başka belgeler de istenebilir. Evcil hayvanlar, kabinde, bulundukları kutu ya da kafes muhafazasından çıkarılamazlar. Sahibinin oturduğu koltuğun önünde, kabin içindeki gidiş geliş ve servisi engellemeyecek biçimde yerleştirilirler. Aynı uçuşta, kabinde sadece bir tek evcil hayvan bulunabiliyor. Yani sizden önce herhangi biri kedi, köpek ya da kuşu için rezervasyon yaptırdıysa, sizin evcil hayvanınızla birlikte kabinde uçmanız yasak.

6 KG’DEN AĞIRSA KARGOYA

Aralarında THY’nin de bulunduğu bir çok havayolu şirketi, yolcunun serbest bagaj hakkına bakmaksızın, evcil hayvanlar için, kilo başına bilet ücretinin yüzde biri kadar ayrı ücret alıyor. Ayrıca, sizinle yolculuk edebilmesi için, evcil dostunuzun 6 kilodan ağır olmaması gerekiyor. Yalnızca, görme ve işitme engelli yolcuların beraberindeki, özel eğitimli köpekler için ağırlık sınırlaması yok.

YILAN VE ZÜRAFA UÇAMAZ

IATA kurallarına göre, geçerli sağlık, kimlik ve aşı belgelerine, ülkeye giriş izinlerine ve transit ülkelerden istenen öteki belgelere sahip, yılan, zürafa ve kokarca dışındaki tüm hayvanlar, uygun muhafazalar içinde olmak üzere, kargo bölümünde taşınabilir.

GENETİK KOPYALAMA

Artık içimiz rahat. Genetik kopyalama tekniğiyle önce koyun sonra keçi,maymun,fare ve inek kopyalandı. Şimdi sıra bizde. Yakındı aynı fabrika ürünü “A-1” serisi insanlar türeyecek.

    Genetik Mühendisleri akşam sabah çalışıyor. İşi Bir şey bilmeden fikir yürütmek olan basın da bu malzemeyi kullanmaya başladı. Kimisi geleceğin gangasterlerle dolu bir dünya olduğunu kimisi de bilim adamlarıyla dolu bir dünya olacağını söylüyor. Öyle ya Dünyaya nam salmış bilim adamlarından şöyle 300-400 tane yaptık mı tamamdır. artık siz görün icatları uzaya yürüyerek mi gideriz yoksa yatarak mı ? onu zaman gösterecek. yada bir gangaster kendisinden şöyle 10-15 kopya yaptığını düşünün doğrusu intihar etmek için yeterli bir sebep. Off ne yapsak acaba… Yada şöyle bir kaç kuruş para verip ömrümüzü 200-300 yıl falan uzatsak mı ? Yeni evlisiniz galiba o zaman işiniz daha zor. Çocuğunuz nasıl olacak sarı saçlı mı ?, uzun boylu mu ?, zayıf yada şişman mı ? Hangi dalda başarılı olsun ? resim, müzik , astronomi bilgisayar ? ne  olmasını istersiniz ? Karar vermeniz çok zor değil mi ?

    Neyse geçelim bu söylentileri. Doğru olan şu (ki doğrular ne hikmetse sürekli değişiyor) Gelecekte bizleri ne bilim adamı enflasyonu nede gangaster bolluğu bekliyor. en azından bunlar olacaksa bu günkü kopyalama tekniğiyle olmayacak. Neden mi? Çünkü insanı bilim adamı yada azılı bir hırsız olmasına en büyük etken kuşkusuz çevredir. iki insanın gen yapıları ne kadar mükemmel olursa olsun hatta gen yapıları ne kadar birbirine yakın olursa olsun bu iki insan birbirinden farklı karakterler taşırlar. Bunun en güzel örneği Tek yumurta ikizleridir. Tek yumurta ikizlerinin biri bilim adamı olabilirken diğeri hırsız olabilir. Bunu kararınıysa genler belirlemez. Zaten araştırmalar sürekli ilerliyor ve ilerledikçe değerleri ne hikmetse gözlerimizden düşüyor. Öyle ya kaçımız gen sayısı bakımından iki sinek edebildiğimizi düşünebilirdi . ?

Kısaca gelecek çok şeylere gebe. Bilinen hastalıkların büyük bir bölümünün tedevisinin yapılabileceği muhakkak. Yine gerçek olan bir şey daha var ki oda şu anda bilmediğimiz pek çok hastalığın da gelecekte bizi bekliyor olduğu.

Fıkralar Gülelim

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere
bakıyormuş. “Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest
oluyormuş.
Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya
başlamış.Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayinin
daha yaklaşmış olduğunu fark ediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçısın
sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine
atlamış, pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam “TANRIM!!!”
diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile
akmaz olmuş.Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık üzmesi adamın
üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:

“Yıllarca bana inanmadın, yaratılısı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda
yardim etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?”demiş.

Adam utanç içinde: “Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı
istemem haksizlik,ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz.” demiş. Ses:

“Peki.”
diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya başlamış.
Her şey eski haline dönmüş.ayı pençesini indirmiş,
iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış: “Tanrım,
senin
rızkınla
orucumu açıyorum,

hamd olsun verdiğin nimetlere.”

BİR FAREYİ SEVEBİLMEK

O bir tarla faresi ve adı Gonzales. Yıl 1989 . Gonzalesle tanışmamız pek sevindirici değildi bizim için. O zamanlar Üniversite de okuyorduk ve doğrusu yemeklerimize ortak almaya hiç niyetimiz yoktu. Gonzales se anlaşılan bizim düşüncelerimizin tersine bizden çok hoşlanmıştı. Biz onu evden çıkartmak için neler yapmadık ki ; Her şeyden önce sınırlı bütçemizi zorlamadan bu fareden kurtulmanın yolu onu kendi imkanlarımızla dışarı atmak olduğu kanaatine vardık. Hadi bakalım kolay gelsin der gibi Gonzales bizi saklandığı kanepenin altından gözetliyordu. Biz bütün silahlarımızı kuşanmıştık kimimizin elinde süpürge kimimizde faraş. Zavallı gonzales’se başına geleceklerden bi haber öylece duruyordu.Bu savaşta uygulayacağımız stratejiyi de önceden belirlemiştik. Birimiz kanepeyi kenarından kaldıracak diğeri arkadan saldırarak gonzalesin daha derinlere girmesine engel olacak ve öndeki iki arkadaşımızsa son darbeyi gonzalese indirerek işi bitirecekti. Her şey hazırdı ve operasyonu başlatma kararı almıştık ki ne olduğunu anlamadık gonzales yerinde yoktu. evin altını üstüne getirdik ama nafile sanki yer yarılıp yerin dibine girmişti. Bu arama sırasında dışarıya açılan bir delik bulduk. Burası gonzalesi bize getiren delik olmalı diyerek bu deliği bir güzel tıkattık. Sonrada dağıtırken zorlanmadığımız eşyalarımızı büyük sıkıntılar çekerek yerleştirdik. Bir taraftan da evi düzelttiğimiz için seviniyorduk. Ev o kadar dağınıktı ki geçen yıl kaybettiğimizi sandığımız cüzdanı bile bulduk. Her şey yerli yerine yerleşti artık rahatız. tek sorun acaba bu fare yiyeceklere dokundu mu dokunmadı mı ? doğrusu karar veremedik ve açıkta kalan yiyecek bir iki yemeği atmaya karar verdik. Gece yatma vakti. Herkes yatağına çekildi. O ne bir tıkırtı. Elektrik ocağının soluk ışığında hayal meyal bizim gonzalesi fark ediyoruz. hurraa hepimiz ayaktayız.Yine evde bir savaş havası ama bu kez işi bitirmeye kararlıyız. herkes tekrar silahını kuşanıyor. ve savaş başladı ama yine gonzales kaybettiriyor izini. deliği kontrol ediyoruz kapalı. yapacak bir şey yok evi toparlayacak zamanda yok yarınsa sınav var. ister istemez yatıyoruz. ama uyumak imkansız en ufak ses bize gonzalesmiş gibi geliyor. Ertesi gün bütün yiyecekleri kaldırıyoruz. açıkta bir şey yok. Gonzales bu gün oruç tutacak diyoruz içimizden ve dışarıda kışın ayazına bırakıyoruz kendimizi. akşam eve gelince benden önce eve arkadaşlarımın geldiğini görüp seviniyorum kapı açık ve bu evin sıcak olduğu anlamına geliyor. Kapıdaysa bir sürpriz karşılıyor beni kapıya asılı bir kağıtta Gonzalesin resmi altındaysa “ölü yada diri getirene ödül var “yazılı bir tebessüm kaplıyor içimi ve eve giriyorum.  Arkadaşların suratı asık. Ne oldu diyorum. Ekmek torbasını ve kuru erzakın bulunduğu rafları gösteriyorlar bana. Gözlerime inanamıyorum. O küçük tarla faresi nasıl olurda bütün yiyecek poşetlerinin bir tarafını açıp tadına bakabilir. Evde bir matem havası, herkes burnundan soluyor. Bu Gonzales in son günü olacak belli herkes tekrar silahlanıyor. Bana dahi süpürge veriyorlar. Oysa ben fareden korkarım. Ama dinleyen kim. Bütün eşyalar teker teker yan odaya aktarılıyor.yerdeki halıların altı kontrol ediliyor. Sonrada olası bütün delikler kapatılıyor. Gonzales yok. Herhalde yan odadadır diye düşünüyoruz. Savaş stratejimizi tekrar gözden geçiriyoruz. Bu kez ikinci oda boşaltılacak. O işlem de tamamlanıyor. Gonzales yine yok. Artık onun dışarı kaçtığına eminiz. İçeri girebileceği tek yer kapı. Onunda tedbiri alındı kapı kesinlikle açık kalmayacak.Bütün yiyecekler bu arada atıldı ve tekrar alışveriş yaptık. Doğrusu ekonomimiz ağır bir darbe aldı. Akşama doğru tekrar yemek yaptık ve ders çalışıyoruz. Bir ara bir tıkırtı duyar gibi oldum. Arkadaşlara sordum. Herkes ters bir şekilde yüzüme baktı ısrar edecek durumda değilim. Çünkü hepsi beni suçluyor. Akşama doğru yatarken tıkırtıları artık diğer arkadaşlar da duyunca yine ayaklandık. Ama gonzalesi göremedik. Neyse en azından uykumuzu aldık. Sabahleyin akşamdan kalan ekmeklerin gonzales tarafından tadına bakıldığını anlayınca sinirden artık gülüyorduk. Gülerken de eve bir kedi almaya karar verdik.             Eve aldığımız kedi de bir şey yapamadı. Çılgın arkadaşımız gonzalesin yollarına elektrik hattı döşedi ama nafile yine olmadı. En sonunda bir şeyi öğrendik. Akşam yatarken bir parça ekmeği gonzales için dışarı bırakınca hiçbir şeye zarar vermiyordu. Bu bizimde hoşumuza gitti herkes kedi-köpek bakarken biz tarla faresi bakıyorduk. Bazen akşamları gonzales kanepenin altından başını çıkartıp televizyon dahi seyrediyordu. 2-3 ay sonra hepimiz gonzalese alışmıştık. Hepimiz haracını unutmamaya çalışıyorduk. Ne olduysa gonzales evi terk etti. İnanın buna çok üzülmüştük. hatta onu bulmak için bile aradık. Ama bulamadık 2 hafta sonra gonzalesi bahçede çiçekleri sulamak için kullandığımız teneke kutunun içinde ölü olarak bulduk. Zavallı dostumuz kutuya düşmüş ve bir daha çıkamamıştı. Hepimizin morali çok bozuldu. O günkü sınavdan zayıf aldım oysa ki sınava çok iyi hazırlanmıştım.

CİMCİME & TIGER

TANIŞMA:

Cimcime ve Tiger sokakta doğan Abuzer ile Fato’nun çocukları… İki kedi ve benim tanışmam daha doğrusu tanışmak zorunda kalmam bir yağmurlu güne rastlar. İlk aylarda o güne lanetler ettiysem de şimdi benim için o gün kutsal bir gün oldu.

Efendim, gecenin onbirbuçuğu ve dişarda enfes bir yağmur… CD çalardan hafif müzik nağmeleri dökülüyor ve ben cam kenarına oturmuş, hayallere dalmış soğumaya yüz tutmuş çayımı yudumlamadan önce sönen sigaramı yakmaya çalışıyorum. Bu koca şehirde tek başımayım. İş stresinin üstüne ayrıldığım adamın hüznüde eklendi. Piskoloğumun söylediklerini nasıl uygulayabileceğimi düşünüyorum. Bunları düşünürken derinden gelen bir ses dikkatimi çekiyor. Aldımı şimdi bana bir merak. İnmidir, cinmidir, hırsızmıdır derken biraz cesaretle sesin dişardan geldiğini anladım. Hatta daha da ileri gidip camı açtım. Derinden gelen ses dahada netleşti. Bunun inlemeyle viyaklama arası bir ses olduğunu anladım. Anladım; ama acaba ses nereden geliyor diye düşünürken penceremin hemen yanındaki balkondan geldiğine karar verdim.Haydi kızım diye kendi kendimi poh pohladıktan sonra balkon kapısını açtım ve çığlığı bası vermemle kapıyı kitlemem bir oldu. İki fare balkonumun köşesine büzüşmüşler birbirinin üstüne tırmanmaya çalışıyordu. Oldum olası farelerden korkarım. Nedenini bilmem; ama yine de korktuğumu bilirim ve korkabildiğim kadar çok korkmaya çalışırım. Biraz sakinleşince önce itfaiyeyi aramayı düşündüm sonra adamların yüzlerinin alacağı ifadeyi gözümün önüne getirince vazgeçtim. İstanbul’da tanıdığım kimse yokki !

Aklıma komşum geldi. Pek samimi değilim; ama bu civarda göz aşınalığımın olduğu başka kimse de yok. Komşumun kapısını çaldım. ‘Beyi’ açtı kapıyı. Durumu anlattım. Hemen süpürgeyi kaptı ve romalı savaşçı edasıyla dalıverdi dairemden içeri. Biz (romalı askerin karısı ve ben) arkasından onu takip ediyoruz yüksekçe bir koltuğun arkasındayız her ihtimale karşı. Romalı önce silahını omuz hizasına kadar kaldırdı sonra da kapıyı dikkatlice araladı. Bir şey göremeyince birazdaha derken kapıyı tamamen açti fareler görünürde yok. adam kapıyı kapattı ve içeri gelerek farelerin balkonun köşesinde duran karton kutunun içine yada arkasına saklanmış olabileceklerini söyledi ve yine eskisi kadar dikkatli ve hazır bir şekilde kapıyı açtı balkona çıktı. kutuyu yavaş yavaş kendine doğru çekerken acı bir viyaklama sesi tekrar duyuldu. Romalı kutuyu iyice kendine çekince ortaya çıkan farelerin aslında kedi yavrusu olduğunu öğrendik.

Sorunlar başlıyor:

Yavrular vıyaklaya vıyaklaya birbirlerinin üstüne tımanıyorken “şimdi ne olacak diye sordum” romalı “sorun değil boş bir kutuya koyup dişarı atarız anneleri gelir alır onları hanım sen evden boş bir kutu getir” dedi. yavrular karton bir kutunun içine süpürgeyle itilerek kondu ve dış kapının önüne kondular. aslında sorun bitmişti nezaketen komşuma kahve yaptım kahveleri içerken kedi yavrularının nasıl 2. kata kadar çıkmış olabileceği konusunu konuştuk herşeyi bilen romalı annelerinin onları ağızında taşımış olduğunu ve balkonumu yuva olarak seçmiş olabileceğini söyledi. kahveler bitti herkes evine çekildi. Ben tekrar sigaramı yaktım biten cd calara yeni bir cd koydum ve cam kenarında yarı patronla yapacağım görüşmeyi düşünmeye karar verdim. verdiğim karar iyiydi ama aklımı bir türlü toplayamıyordum sıksık aklıma gelen “acaba anne yavruları aldı mı?”  sorusu yavaş yavaş merağa döuştu. gece 12 yi çoktan geçmişti. önce balkona çıktım aşağıya doğru kendimi sarkıtıp kutuyu görmeye çalıştım ama olmadı. neyse herhalde anne onları almıştır üstelik sesleride gelmiyor diye kendimi teselli ediyordum ki viyaklamalar tekrar başladı. Dişarda hizla yağmur yağıyordu acaba ıslanıyorlarmıdır diye içimden geçirirken ayaklarım sokak kapısına doğru bei sürükledi. şağı indiğimde karton yağmurdan erimiş yavrular nerdeyse boğuluyordu. nasıl oldu bilmiyorum ama eve geldiğimde iki yavru kucağımdaydı ve ben onları kurutabilecek birşeyler arıyordum. Sakin olmam gerektiğine karar verdim. Daha önce hiçbir hayvanı ellememiştim bile ama şimdi durum farklıydı ençok korkmaktan korkuyordum ama işte hiç korkmamıştım onları ellerken emin olmak için onları birazdaha ellemeye karar verdim daha önce hayvan severlerin yaptığı okşama şeklini hatırladım ve onları taklit ederek kedi yavrularını okşadım işte o an inanılmaz bir şey oldu-benim için- yavruların viyaklamaları durdu. onların üşüdüklerine karar verdim havluya sararak karoluferin üstüne koydum. Bu iş hoşuma gitmeye başlamıştı. ne yapacağımı bilmiyordum ama öncelikle yavruları kurutmam ve ısıtmam gerektiğinden emindim. Elime aldığım kağıt havluyla karaliför üstündeki yavruları kurulamaya başladığımda yavruların elimi emdiklerini fark ettim. acıkmıştı yavrucaklar Onlara birşeyler vermeliydim ama ne vereceğimi bilmiyordum. bu kadar küçük yavrular herhalde süt içerler diye düşündüm. dolaptan aldığım süt şişesini bıraz ılıklaştırdım sonrada bir çay tabağına koyup içmelerini bekledim. ama ikiside süt içmedi. süt yerine benim ellerimi emiyorlardı. bır anda yavrularının gözlerinin görmediğini fark ettim öyleki gözleri kapalıydı ve göz bebekleri görünmüyordu. zavallı kör yavruları çay kaşığıyla beslemeye başladım. yemek ziyafetinden sonra yavrular rahatladı viyaklamaları yavaş yavaş azaldı ve uyumaya başladılar. Bense pimpirikli anne oluverdim aman karalüferin üstünde  ya sıcaktan pişerlerse diye sıksık elim havlunun üstünde dolaşıyor. Neyseki herşey nornal saatde 2 olmuş artık bende yatamaya karar verdim. uyumak için herşey hazır. yatağa uzandım ve uzun süredir ilk defa kendimde bir huzur buldum. Bir ara uyandığımda kabuslar gördüğümü farkettim çünkü çok korkmuştum. hemen balkona baktım sonrada dış kapıyı kontrolettim ama anne kediyi göremedim. acaba  o ne yapıyor yavrularınımı arıyor yoksa bir köşede ağlıyormu? yine yatağıma uzandım ve tam dalıyordumki miniklerin viyaklama sesi tekrar duyulmaya başladı yatağımdan fırlayıp yanlarına geldim. havlu normal sıcaklıktaydı herhalde acıktılar diye düşündüm tekrar kaşıkla süt vermeye çalıştım ama hiçbiri içmedi viyaklamalar devam etti belki de susamışlardır dedim su verdim yine susmadılar aklıma yapabilecek bir şey gelmiyordu. canları mı skıldı acaba onları oynatmak için bir sürü hokkabazlık yaptım ama nafile viyaklamalar gittikçe artıyordu o an teknolojiden yararlanmaya karar verdim. internetten bir veterinerin cep numarasını buldum. hiç düşünmeden aradım. uykulu bir ses telefonu açtı ve ben bir solukta başıma gelenleri ve neler yaptığımı anlattım. her şeyi anlattıktan sonra veteriner hekim uykulu sesiyle önce bana geçmiş olsun dedi sonrada yavruların büyük ihtimalle tuvaletini yapamadığını bu yüzden ağladıklarını anneleri olmadığına göre tuvaletlerini benim yaptırmam gerektiğini söyledi. bunun için yavruların karınlarını geriye doğru yavaş yavaş ve hafif bastırarak sıvazlamamı ve sütü yarıyarıya sulandırmamı yarında kliniğe getirmemi söyledi. Teşekkür ettikten sonra yavruların teker teker tuvaletlerini yaptırdım ikiside rahatladı ve uyumaya başladılar. artık bendeçok yogundum koltuğun üstünde uyuya kalmışım

Sabah geç uyandım apartopar işe gitmek için hazırlanıp taksiye bindim işe gelirken kedicikler aklıma geldi yapacak birşeyim yoktu. işyerinden izin almaya çalışacaktım. işyerine geldiğimde arkadaşlara gecikme nedenimi ve yavruları anlattım. artık her kafadan yavrucakları nasıl bakacağım konusunda bir fikir çıkıyordu ilginç kimsenin bir dediği ötekini tutmuyordu. arkadaşlar dedim ben bu kedilere bakmaya niyetli değilim zaten onları biryere bırakmam lazım ama nereye. İzin aldım ve eve gittim Yavrucakları ağlarken bulmuştum acıknışlardı karınlarını doyurup tuvaletlerini yaptırdım. sonrada evim etrafında annelerini aramaya başladım. sokakta bir sürü kedi vardı Üsküdar bu açıdan tam bir cennet kedilere yemek veren bir bayan arkadaşla tanıştım öğretmenmiş kendisi ve sokaktaki kedilere bakıyormuş. başıma gelenleri anlattım sağolsun bana yardımcı oldu ve anne kediyi bulduk. hemen yavruları getirip yanına koydum anne önce yavruları kokladı sonrada kıçını dönüp gitti aaaa ne oluyor şimdi ? öğretmen arkadaşım gülerek yavrulara dokunduğum için anne onları kabul etmediğini söyledi benim kokum yavruların üzerine sinmişmiş. hemen çantamdan parfüm çıkardım yavruların üzerine sıkıp kendi kokumu kaybettirmeyi düşünüyordum ki bununda bir işe yaramayacağını öğrendim. yavrular başıma kalmıştı ama benim bakmama imkan yok. yavruları verebileceğim bir yer olmalıydı. öğretmen üzgün olduğunu ama bu konuda yardım edemeyeceğini söyledi. eve gelip internette bir şeyler bulmayı düşündüm belediyeleri aradım. petyshooplerı aradım sonuç koca bir sıfır oldu. aklıma akşam aradığım veteriner hekimi aramak geldi. utana sıkıla numarayı çevirdim. Doktorun sesi daha dinç geliyordu durumumu tekrar anlattım ve neyapabileceğimi sordum. doktor biraz düşündükten sonra gece almak şartıyla gündüz yavruları kliniğe brakabileceğimi söyledi. 2 ay sonrada onları sokağa bırakabileceğimi söyledi . en mantıklı çozüm buydu gerci ben tamamen kurtulmayı düşünüyordum ama bunada razıydım. doktorun adresini aldım eve zaten çok yakın olan kliniğe gittim.

Klinikte doktorla tanıştım onun ellerinde yavrular sanki daha emin ve güvende olduklarını anlamış gibi ikiside büzüşüp uyudu. doktor yavaş yavaş biberonla ağızlarına mama veriyor bir taraftanda karınlarını ovuyordu. bu esnada birinin erkek ve bireininde dişi olduğunu öğrendim. yavrular yemeklerini yedikten sonra onları bir kutuya koydu ve yardımcısına teslim etti. doktor bu yavrulara birisim vermem gerektiğini söyledi garibime gitmişti doğrusu biraz düşündükten sonra Tiger ve Cimcime dedim. doktorda onlara sağlık karnesi çıkartarak isimlerini yazdı. ve karnelerini bana verdi

Artık yavrularım yavaş yavaş büyüyor ilk çelimsiz halleri kaybolmaya başlıyordu. Yavrular büyüdükçe dahada şirin oluyorlardı. oyunlarına benide katıyorlardı ki geceleri benim için kabus olmaktan çıkmıştı. iki ay geçtikten sonra piskoloğuma gittiğimde  artık daha rahattım ve budurumu doktorum kedi yavrularına bağlamıştı. yavrular büyüdüklerinden artık klinikte kalmıyorlar kliniğe sadece aşı zamanı geldiğinde gidiyorlardı.