Gerekli bilgiler

HAYVAN SEVERLER İÇİN UÇUŞ REHBERİ

Uçakla yolculuğa çıkarken, sevgili kedinizi, köpeğinizi ya da kuşunuzu da birlikte götürmek istiyorsanız, havalimanında uçuştan vazgeçmenize bile neden olabilecek olaylar yaşamamak için önlemlerinizi alın. Yurtiçine de yurtdışına da gidiyor olsanız, evcil hayvanınız için kesinlikle rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Sevimli dostunuzun, sizinle birlikte seyahat edebilmeniz için ona uygun bir kafes ya da kutuya sahip olmanız gerekiyor. Bazı havayolu şirketleri belirli bir ücret karşılığında gerekli muhafazayı yolcuya veriyor olsa da, THY’de böyle bir uygulama yok. Yolcu kafesi kendi getirmek zorunda. Eğer muhafaza, check-in işlemleri sırasında, havayolu görevlisi tarafından uygun bulunmazsa, evcil hayvanınızın taşınması kabul edilmeyebilir. Evcil hayvanlar için öngörülen en uygun muhafaza boyutu, 46x31x25 olarak belirlenmiş.

BELGELERE DİKKAT

Ayrıca, gideceğiniz yer yurtiçi bile olsa, kutu içinde kabine alınacak canlı hayvanın geçerli sağlık belgesi, kimlik cüzdanı ve aşı kağıdını yanınızda bulundurmak zorundasınız. Eğer yurtdışına gidiyorsanız, gittiğiniz ülkenin kurallarına göre başka belgeler de istenebilir. Evcil hayvanlar, kabinde, bulundukları kutu ya da kafes muhafazasından çıkarılamazlar. Sahibinin oturduğu koltuğun önünde, kabin içindeki gidiş geliş ve servisi engellemeyecek biçimde yerleştirilirler. Aynı uçuşta, kabinde sadece bir tek evcil hayvan bulunabiliyor. Yani sizden önce herhangi biri kedi, köpek ya da kuşu için rezervasyon yaptırdıysa, sizin evcil hayvanınızla birlikte kabinde uçmanız yasak.

6 KG’DEN AĞIRSA KARGOYA

Aralarında THY’nin de bulunduğu bir çok havayolu şirketi, yolcunun serbest bagaj hakkına bakmaksızın, evcil hayvanlar için, kilo başına bilet ücretinin yüzde biri kadar ayrı ücret alıyor. Ayrıca, sizinle yolculuk edebilmesi için, evcil dostunuzun 6 kilodan ağır olmaması gerekiyor. Yalnızca, görme ve işitme engelli yolcuların beraberindeki, özel eğitimli köpekler için ağırlık sınırlaması yok.

YILAN VE ZÜRAFA UÇAMAZ

IATA kurallarına göre, geçerli sağlık, kimlik ve aşı belgelerine, ülkeye giriş izinlerine ve transit ülkelerden istenen öteki belgelere sahip, yılan, zürafa ve kokarca dışındaki tüm hayvanlar, uygun muhafazalar içinde olmak üzere, kargo bölümünde taşınabilir.

GENETİK KOPYALAMA

Artık içimiz rahat. Genetik kopyalama tekniğiyle önce koyun sonra keçi,maymun,fare ve inek kopyalandı. Şimdi sıra bizde. Yakındı aynı fabrika ürünü “A-1” serisi insanlar türeyecek.

    Genetik Mühendisleri akşam sabah çalışıyor. İşi Bir şey bilmeden fikir yürütmek olan basın da bu malzemeyi kullanmaya başladı. Kimisi geleceğin gangasterlerle dolu bir dünya olduğunu kimisi de bilim adamlarıyla dolu bir dünya olacağını söylüyor. Öyle ya Dünyaya nam salmış bilim adamlarından şöyle 300-400 tane yaptık mı tamamdır. artık siz görün icatları uzaya yürüyerek mi gideriz yoksa yatarak mı ? onu zaman gösterecek. yada bir gangaster kendisinden şöyle 10-15 kopya yaptığını düşünün doğrusu intihar etmek için yeterli bir sebep. Off ne yapsak acaba… Yada şöyle bir kaç kuruş para verip ömrümüzü 200-300 yıl falan uzatsak mı ? Yeni evlisiniz galiba o zaman işiniz daha zor. Çocuğunuz nasıl olacak sarı saçlı mı ?, uzun boylu mu ?, zayıf yada şişman mı ? Hangi dalda başarılı olsun ? resim, müzik , astronomi bilgisayar ? ne  olmasını istersiniz ? Karar vermeniz çok zor değil mi ?

    Neyse geçelim bu söylentileri. Doğru olan şu (ki doğrular ne hikmetse sürekli değişiyor) Gelecekte bizleri ne bilim adamı enflasyonu nede gangaster bolluğu bekliyor. en azından bunlar olacaksa bu günkü kopyalama tekniğiyle olmayacak. Neden mi? Çünkü insanı bilim adamı yada azılı bir hırsız olmasına en büyük etken kuşkusuz çevredir. iki insanın gen yapıları ne kadar mükemmel olursa olsun hatta gen yapıları ne kadar birbirine yakın olursa olsun bu iki insan birbirinden farklı karakterler taşırlar. Bunun en güzel örneği Tek yumurta ikizleridir. Tek yumurta ikizlerinin biri bilim adamı olabilirken diğeri hırsız olabilir. Bunu kararınıysa genler belirlemez. Zaten araştırmalar sürekli ilerliyor ve ilerledikçe değerleri ne hikmetse gözlerimizden düşüyor. Öyle ya kaçımız gen sayısı bakımından iki sinek edebildiğimizi düşünebilirdi . ?

Kısaca gelecek çok şeylere gebe. Bilinen hastalıkların büyük bir bölümünün tedevisinin yapılabileceği muhakkak. Yine gerçek olan bir şey daha var ki oda şu anda bilmediğimiz pek çok hastalığın da gelecekte bizi bekliyor olduğu.

Fıkralar Gülelim

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere
bakıyormuş. “Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest
oluyormuş.
Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya
başlamış.Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayinin
daha yaklaşmış olduğunu fark ediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçısın
sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine
atlamış, pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam “TANRIM!!!”
diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile
akmaz olmuş.Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık üzmesi adamın
üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:

“Yıllarca bana inanmadın, yaratılısı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda
yardim etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?”demiş.

Adam utanç içinde: “Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı
istemem haksizlik,ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz.” demiş. Ses:

“Peki.”
diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya başlamış.
Her şey eski haline dönmüş.ayı pençesini indirmiş,
iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış: “Tanrım,
senin
rızkınla
orucumu açıyorum,

hamd olsun verdiğin nimetlere.”

BİR FAREYİ SEVEBİLMEK

O bir tarla faresi ve adı Gonzales. Yıl 1989 . Gonzalesle tanışmamız pek sevindirici değildi bizim için. O zamanlar Üniversite de okuyorduk ve doğrusu yemeklerimize ortak almaya hiç niyetimiz yoktu. Gonzales se anlaşılan bizim düşüncelerimizin tersine bizden çok hoşlanmıştı. Biz onu evden çıkartmak için neler yapmadık ki ; Her şeyden önce sınırlı bütçemizi zorlamadan bu fareden kurtulmanın yolu onu kendi imkanlarımızla dışarı atmak olduğu kanaatine vardık. Hadi bakalım kolay gelsin der gibi Gonzales bizi saklandığı kanepenin altından gözetliyordu. Biz bütün silahlarımızı kuşanmıştık kimimizin elinde süpürge kimimizde faraş. Zavallı gonzales’se başına geleceklerden bi haber öylece duruyordu.Bu savaşta uygulayacağımız stratejiyi de önceden belirlemiştik. Birimiz kanepeyi kenarından kaldıracak diğeri arkadan saldırarak gonzalesin daha derinlere girmesine engel olacak ve öndeki iki arkadaşımızsa son darbeyi gonzalese indirerek işi bitirecekti. Her şey hazırdı ve operasyonu başlatma kararı almıştık ki ne olduğunu anlamadık gonzales yerinde yoktu. evin altını üstüne getirdik ama nafile sanki yer yarılıp yerin dibine girmişti. Bu arama sırasında dışarıya açılan bir delik bulduk. Burası gonzalesi bize getiren delik olmalı diyerek bu deliği bir güzel tıkattık. Sonrada dağıtırken zorlanmadığımız eşyalarımızı büyük sıkıntılar çekerek yerleştirdik. Bir taraftan da evi düzelttiğimiz için seviniyorduk. Ev o kadar dağınıktı ki geçen yıl kaybettiğimizi sandığımız cüzdanı bile bulduk. Her şey yerli yerine yerleşti artık rahatız. tek sorun acaba bu fare yiyeceklere dokundu mu dokunmadı mı ? doğrusu karar veremedik ve açıkta kalan yiyecek bir iki yemeği atmaya karar verdik. Gece yatma vakti. Herkes yatağına çekildi. O ne bir tıkırtı. Elektrik ocağının soluk ışığında hayal meyal bizim gonzalesi fark ediyoruz. hurraa hepimiz ayaktayız.Yine evde bir savaş havası ama bu kez işi bitirmeye kararlıyız. herkes tekrar silahını kuşanıyor. ve savaş başladı ama yine gonzales kaybettiriyor izini. deliği kontrol ediyoruz kapalı. yapacak bir şey yok evi toparlayacak zamanda yok yarınsa sınav var. ister istemez yatıyoruz. ama uyumak imkansız en ufak ses bize gonzalesmiş gibi geliyor. Ertesi gün bütün yiyecekleri kaldırıyoruz. açıkta bir şey yok. Gonzales bu gün oruç tutacak diyoruz içimizden ve dışarıda kışın ayazına bırakıyoruz kendimizi. akşam eve gelince benden önce eve arkadaşlarımın geldiğini görüp seviniyorum kapı açık ve bu evin sıcak olduğu anlamına geliyor. Kapıdaysa bir sürpriz karşılıyor beni kapıya asılı bir kağıtta Gonzalesin resmi altındaysa “ölü yada diri getirene ödül var “yazılı bir tebessüm kaplıyor içimi ve eve giriyorum.  Arkadaşların suratı asık. Ne oldu diyorum. Ekmek torbasını ve kuru erzakın bulunduğu rafları gösteriyorlar bana. Gözlerime inanamıyorum. O küçük tarla faresi nasıl olurda bütün yiyecek poşetlerinin bir tarafını açıp tadına bakabilir. Evde bir matem havası, herkes burnundan soluyor. Bu Gonzales in son günü olacak belli herkes tekrar silahlanıyor. Bana dahi süpürge veriyorlar. Oysa ben fareden korkarım. Ama dinleyen kim. Bütün eşyalar teker teker yan odaya aktarılıyor.yerdeki halıların altı kontrol ediliyor. Sonrada olası bütün delikler kapatılıyor. Gonzales yok. Herhalde yan odadadır diye düşünüyoruz. Savaş stratejimizi tekrar gözden geçiriyoruz. Bu kez ikinci oda boşaltılacak. O işlem de tamamlanıyor. Gonzales yine yok. Artık onun dışarı kaçtığına eminiz. İçeri girebileceği tek yer kapı. Onunda tedbiri alındı kapı kesinlikle açık kalmayacak.Bütün yiyecekler bu arada atıldı ve tekrar alışveriş yaptık. Doğrusu ekonomimiz ağır bir darbe aldı. Akşama doğru tekrar yemek yaptık ve ders çalışıyoruz. Bir ara bir tıkırtı duyar gibi oldum. Arkadaşlara sordum. Herkes ters bir şekilde yüzüme baktı ısrar edecek durumda değilim. Çünkü hepsi beni suçluyor. Akşama doğru yatarken tıkırtıları artık diğer arkadaşlar da duyunca yine ayaklandık. Ama gonzalesi göremedik. Neyse en azından uykumuzu aldık. Sabahleyin akşamdan kalan ekmeklerin gonzales tarafından tadına bakıldığını anlayınca sinirden artık gülüyorduk. Gülerken de eve bir kedi almaya karar verdik.             Eve aldığımız kedi de bir şey yapamadı. Çılgın arkadaşımız gonzalesin yollarına elektrik hattı döşedi ama nafile yine olmadı. En sonunda bir şeyi öğrendik. Akşam yatarken bir parça ekmeği gonzales için dışarı bırakınca hiçbir şeye zarar vermiyordu. Bu bizimde hoşumuza gitti herkes kedi-köpek bakarken biz tarla faresi bakıyorduk. Bazen akşamları gonzales kanepenin altından başını çıkartıp televizyon dahi seyrediyordu. 2-3 ay sonra hepimiz gonzalese alışmıştık. Hepimiz haracını unutmamaya çalışıyorduk. Ne olduysa gonzales evi terk etti. İnanın buna çok üzülmüştük. hatta onu bulmak için bile aradık. Ama bulamadık 2 hafta sonra gonzalesi bahçede çiçekleri sulamak için kullandığımız teneke kutunun içinde ölü olarak bulduk. Zavallı dostumuz kutuya düşmüş ve bir daha çıkamamıştı. Hepimizin morali çok bozuldu. O günkü sınavdan zayıf aldım oysa ki sınava çok iyi hazırlanmıştım.

CİMCİME & TIGER

TANIŞMA:

Cimcime ve Tiger sokakta doğan Abuzer ile Fato’nun çocukları… İki kedi ve benim tanışmam daha doğrusu tanışmak zorunda kalmam bir yağmurlu güne rastlar. İlk aylarda o güne lanetler ettiysem de şimdi benim için o gün kutsal bir gün oldu.

Efendim, gecenin onbirbuçuğu ve dişarda enfes bir yağmur… CD çalardan hafif müzik nağmeleri dökülüyor ve ben cam kenarına oturmuş, hayallere dalmış soğumaya yüz tutmuş çayımı yudumlamadan önce sönen sigaramı yakmaya çalışıyorum. Bu koca şehirde tek başımayım. İş stresinin üstüne ayrıldığım adamın hüznüde eklendi. Piskoloğumun söylediklerini nasıl uygulayabileceğimi düşünüyorum. Bunları düşünürken derinden gelen bir ses dikkatimi çekiyor. Aldımı şimdi bana bir merak. İnmidir, cinmidir, hırsızmıdır derken biraz cesaretle sesin dişardan geldiğini anladım. Hatta daha da ileri gidip camı açtım. Derinden gelen ses dahada netleşti. Bunun inlemeyle viyaklama arası bir ses olduğunu anladım. Anladım; ama acaba ses nereden geliyor diye düşünürken penceremin hemen yanındaki balkondan geldiğine karar verdim.Haydi kızım diye kendi kendimi poh pohladıktan sonra balkon kapısını açtım ve çığlığı bası vermemle kapıyı kitlemem bir oldu. İki fare balkonumun köşesine büzüşmüşler birbirinin üstüne tırmanmaya çalışıyordu. Oldum olası farelerden korkarım. Nedenini bilmem; ama yine de korktuğumu bilirim ve korkabildiğim kadar çok korkmaya çalışırım. Biraz sakinleşince önce itfaiyeyi aramayı düşündüm sonra adamların yüzlerinin alacağı ifadeyi gözümün önüne getirince vazgeçtim. İstanbul’da tanıdığım kimse yokki !

Aklıma komşum geldi. Pek samimi değilim; ama bu civarda göz aşınalığımın olduğu başka kimse de yok. Komşumun kapısını çaldım. ‘Beyi’ açtı kapıyı. Durumu anlattım. Hemen süpürgeyi kaptı ve romalı savaşçı edasıyla dalıverdi dairemden içeri. Biz (romalı askerin karısı ve ben) arkasından onu takip ediyoruz yüksekçe bir koltuğun arkasındayız her ihtimale karşı. Romalı önce silahını omuz hizasına kadar kaldırdı sonra da kapıyı dikkatlice araladı. Bir şey göremeyince birazdaha derken kapıyı tamamen açti fareler görünürde yok. adam kapıyı kapattı ve içeri gelerek farelerin balkonun köşesinde duran karton kutunun içine yada arkasına saklanmış olabileceklerini söyledi ve yine eskisi kadar dikkatli ve hazır bir şekilde kapıyı açtı balkona çıktı. kutuyu yavaş yavaş kendine doğru çekerken acı bir viyaklama sesi tekrar duyuldu. Romalı kutuyu iyice kendine çekince ortaya çıkan farelerin aslında kedi yavrusu olduğunu öğrendik.

Sorunlar başlıyor:

Yavrular vıyaklaya vıyaklaya birbirlerinin üstüne tımanıyorken “şimdi ne olacak diye sordum” romalı “sorun değil boş bir kutuya koyup dişarı atarız anneleri gelir alır onları hanım sen evden boş bir kutu getir” dedi. yavrular karton bir kutunun içine süpürgeyle itilerek kondu ve dış kapının önüne kondular. aslında sorun bitmişti nezaketen komşuma kahve yaptım kahveleri içerken kedi yavrularının nasıl 2. kata kadar çıkmış olabileceği konusunu konuştuk herşeyi bilen romalı annelerinin onları ağızında taşımış olduğunu ve balkonumu yuva olarak seçmiş olabileceğini söyledi. kahveler bitti herkes evine çekildi. Ben tekrar sigaramı yaktım biten cd calara yeni bir cd koydum ve cam kenarında yarı patronla yapacağım görüşmeyi düşünmeye karar verdim. verdiğim karar iyiydi ama aklımı bir türlü toplayamıyordum sıksık aklıma gelen “acaba anne yavruları aldı mı?”  sorusu yavaş yavaş merağa döuştu. gece 12 yi çoktan geçmişti. önce balkona çıktım aşağıya doğru kendimi sarkıtıp kutuyu görmeye çalıştım ama olmadı. neyse herhalde anne onları almıştır üstelik sesleride gelmiyor diye kendimi teselli ediyordum ki viyaklamalar tekrar başladı. Dişarda hizla yağmur yağıyordu acaba ıslanıyorlarmıdır diye içimden geçirirken ayaklarım sokak kapısına doğru bei sürükledi. şağı indiğimde karton yağmurdan erimiş yavrular nerdeyse boğuluyordu. nasıl oldu bilmiyorum ama eve geldiğimde iki yavru kucağımdaydı ve ben onları kurutabilecek birşeyler arıyordum. Sakin olmam gerektiğine karar verdim. Daha önce hiçbir hayvanı ellememiştim bile ama şimdi durum farklıydı ençok korkmaktan korkuyordum ama işte hiç korkmamıştım onları ellerken emin olmak için onları birazdaha ellemeye karar verdim daha önce hayvan severlerin yaptığı okşama şeklini hatırladım ve onları taklit ederek kedi yavrularını okşadım işte o an inanılmaz bir şey oldu-benim için- yavruların viyaklamaları durdu. onların üşüdüklerine karar verdim havluya sararak karoluferin üstüne koydum. Bu iş hoşuma gitmeye başlamıştı. ne yapacağımı bilmiyordum ama öncelikle yavruları kurutmam ve ısıtmam gerektiğinden emindim. Elime aldığım kağıt havluyla karaliför üstündeki yavruları kurulamaya başladığımda yavruların elimi emdiklerini fark ettim. acıkmıştı yavrucaklar Onlara birşeyler vermeliydim ama ne vereceğimi bilmiyordum. bu kadar küçük yavrular herhalde süt içerler diye düşündüm. dolaptan aldığım süt şişesini bıraz ılıklaştırdım sonrada bir çay tabağına koyup içmelerini bekledim. ama ikiside süt içmedi. süt yerine benim ellerimi emiyorlardı. bır anda yavrularının gözlerinin görmediğini fark ettim öyleki gözleri kapalıydı ve göz bebekleri görünmüyordu. zavallı kör yavruları çay kaşığıyla beslemeye başladım. yemek ziyafetinden sonra yavrular rahatladı viyaklamaları yavaş yavaş azaldı ve uyumaya başladılar. Bense pimpirikli anne oluverdim aman karalüferin üstünde  ya sıcaktan pişerlerse diye sıksık elim havlunun üstünde dolaşıyor. Neyseki herşey nornal saatde 2 olmuş artık bende yatamaya karar verdim. uyumak için herşey hazır. yatağa uzandım ve uzun süredir ilk defa kendimde bir huzur buldum. Bir ara uyandığımda kabuslar gördüğümü farkettim çünkü çok korkmuştum. hemen balkona baktım sonrada dış kapıyı kontrolettim ama anne kediyi göremedim. acaba  o ne yapıyor yavrularınımı arıyor yoksa bir köşede ağlıyormu? yine yatağıma uzandım ve tam dalıyordumki miniklerin viyaklama sesi tekrar duyulmaya başladı yatağımdan fırlayıp yanlarına geldim. havlu normal sıcaklıktaydı herhalde acıktılar diye düşündüm tekrar kaşıkla süt vermeye çalıştım ama hiçbiri içmedi viyaklamalar devam etti belki de susamışlardır dedim su verdim yine susmadılar aklıma yapabilecek bir şey gelmiyordu. canları mı skıldı acaba onları oynatmak için bir sürü hokkabazlık yaptım ama nafile viyaklamalar gittikçe artıyordu o an teknolojiden yararlanmaya karar verdim. internetten bir veterinerin cep numarasını buldum. hiç düşünmeden aradım. uykulu bir ses telefonu açtı ve ben bir solukta başıma gelenleri ve neler yaptığımı anlattım. her şeyi anlattıktan sonra veteriner hekim uykulu sesiyle önce bana geçmiş olsun dedi sonrada yavruların büyük ihtimalle tuvaletini yapamadığını bu yüzden ağladıklarını anneleri olmadığına göre tuvaletlerini benim yaptırmam gerektiğini söyledi. bunun için yavruların karınlarını geriye doğru yavaş yavaş ve hafif bastırarak sıvazlamamı ve sütü yarıyarıya sulandırmamı yarında kliniğe getirmemi söyledi. Teşekkür ettikten sonra yavruların teker teker tuvaletlerini yaptırdım ikiside rahatladı ve uyumaya başladılar. artık bendeçok yogundum koltuğun üstünde uyuya kalmışım

Sabah geç uyandım apartopar işe gitmek için hazırlanıp taksiye bindim işe gelirken kedicikler aklıma geldi yapacak birşeyim yoktu. işyerinden izin almaya çalışacaktım. işyerine geldiğimde arkadaşlara gecikme nedenimi ve yavruları anlattım. artık her kafadan yavrucakları nasıl bakacağım konusunda bir fikir çıkıyordu ilginç kimsenin bir dediği ötekini tutmuyordu. arkadaşlar dedim ben bu kedilere bakmaya niyetli değilim zaten onları biryere bırakmam lazım ama nereye. İzin aldım ve eve gittim Yavrucakları ağlarken bulmuştum acıknışlardı karınlarını doyurup tuvaletlerini yaptırdım. sonrada evim etrafında annelerini aramaya başladım. sokakta bir sürü kedi vardı Üsküdar bu açıdan tam bir cennet kedilere yemek veren bir bayan arkadaşla tanıştım öğretmenmiş kendisi ve sokaktaki kedilere bakıyormuş. başıma gelenleri anlattım sağolsun bana yardımcı oldu ve anne kediyi bulduk. hemen yavruları getirip yanına koydum anne önce yavruları kokladı sonrada kıçını dönüp gitti aaaa ne oluyor şimdi ? öğretmen arkadaşım gülerek yavrulara dokunduğum için anne onları kabul etmediğini söyledi benim kokum yavruların üzerine sinmişmiş. hemen çantamdan parfüm çıkardım yavruların üzerine sıkıp kendi kokumu kaybettirmeyi düşünüyordum ki bununda bir işe yaramayacağını öğrendim. yavrular başıma kalmıştı ama benim bakmama imkan yok. yavruları verebileceğim bir yer olmalıydı. öğretmen üzgün olduğunu ama bu konuda yardım edemeyeceğini söyledi. eve gelip internette bir şeyler bulmayı düşündüm belediyeleri aradım. petyshooplerı aradım sonuç koca bir sıfır oldu. aklıma akşam aradığım veteriner hekimi aramak geldi. utana sıkıla numarayı çevirdim. Doktorun sesi daha dinç geliyordu durumumu tekrar anlattım ve neyapabileceğimi sordum. doktor biraz düşündükten sonra gece almak şartıyla gündüz yavruları kliniğe brakabileceğimi söyledi. 2 ay sonrada onları sokağa bırakabileceğimi söyledi . en mantıklı çozüm buydu gerci ben tamamen kurtulmayı düşünüyordum ama bunada razıydım. doktorun adresini aldım eve zaten çok yakın olan kliniğe gittim.

Klinikte doktorla tanıştım onun ellerinde yavrular sanki daha emin ve güvende olduklarını anlamış gibi ikiside büzüşüp uyudu. doktor yavaş yavaş biberonla ağızlarına mama veriyor bir taraftanda karınlarını ovuyordu. bu esnada birinin erkek ve bireininde dişi olduğunu öğrendim. yavrular yemeklerini yedikten sonra onları bir kutuya koydu ve yardımcısına teslim etti. doktor bu yavrulara birisim vermem gerektiğini söyledi garibime gitmişti doğrusu biraz düşündükten sonra Tiger ve Cimcime dedim. doktorda onlara sağlık karnesi çıkartarak isimlerini yazdı. ve karnelerini bana verdi

Artık yavrularım yavaş yavaş büyüyor ilk çelimsiz halleri kaybolmaya başlıyordu. Yavrular büyüdükçe dahada şirin oluyorlardı. oyunlarına benide katıyorlardı ki geceleri benim için kabus olmaktan çıkmıştı. iki ay geçtikten sonra piskoloğuma gittiğimde  artık daha rahattım ve budurumu doktorum kedi yavrularına bağlamıştı. yavrular büyüdüklerinden artık klinikte kalmıyorlar kliniğe sadece aşı zamanı geldiğinde gidiyorlardı.

ÇİKOLATA VE KÖPEĞİNİZ

Köpeklere çikolata ve çikolata içeren şekerlemelerinin verilmeme nedeninin başında onların şeker hastalığına karşı korunması amacı yatar. Oysa köpeğiniz için zararlı olan çikolatanın tamamı değil çikolatanın içinde bulunan KAFEİN ve THEOBROMİN  adı verilen toksik maddelerdir. Özellikle hassas ırklarda görülen çikolata zehirlenmesinin nedeni theobromin’in kendisidir. Bu madde acı çikolatada 15 mg/g; sütlü çikolatada ise 1,5 mg/g oranında bulunur ve bazı durumlarda theobromin tedavi amacıyla hekimlikte kullanılır ki bu durumda tedavi amacıyla verilmesi gereken miktar 20 mg/kg dır. oysa aynı madde 200 mg/kg dozda alındığında öldürücü olabilmektedir.

%0,2 oranında theobromin cacao ürünlerinin kullanıldığı ticari mamaların yenmesini takip eden 1-2 gün içinde bazı ölüm olaylarının görüldüğü rapor edilmiştir. Bazı durumlarda belirtiler gıda alındıktan 8 saat sonra ortaya çıkar ve ölümler gıda alındıktan 12-24 saat sonra şekillenir köpeklerde bazen kalp kasının sertleşmesi sonucunda kalp yetmezliği belirtileri ,kalp ritim bozuklukları, susuzluk, ishal, idrar tutamama, sinirlilik, klonik kas spazmı, uykusuzluk, titreme ve koma ortaya çıkabilir.

 

KÖPEK ve KEDİ BESLEMEDE GENEL YAKLAŞIM

KÖPEK ve KEDİ BESLEME

Tüm diğer bilimsel konularda olduğu gibi kedi ve köpek beslemeyle ilgili önemli gelişmeler yirminci yüzyılda, özellikle de yirminci yüzyılın ikinci yarısında olmuştur. Kedi ve köpek beslemeye olan ilginin artışında insanların yaşam tarzlarındaki değişmeler ve Dünya’ya bakış açısında ortaya çıkan farklılıklar da etkili olmuştur. Ayrıca, çekirdek aile sayısındaki artışlar, yazılı ve görsel iletişim araçlarındaki sürat ve yaygınlık, ailelerin kültür ve sosyo-ekonomik düzeylerindeki dikkati çeken iyileşmeler olumlu katkı yapmıştır. Tüm bu sayılanlardan daha önemli olmak üzere hastalıkların önlenmesi ve sağıltımında ortaya konulan gelişmeler, bilimsel yöntemlerle üretilen dengeli ve sağlıklı, ticari karma yemlerde bu gelişmede etkili olmuştur. Ayrıca, bazı resmi ve özel kuruluşların profesyonel bir yaklaşımla vermeye başladıkları eğitimin de buna kalkışı vardır. Geniş halk kitlelerinin hayvan haklarım benimsemesi ve bunları gelişmişliğin bir göstergesi olarak ortaya koyup, uluslararası platformlarda savunması, yalnız kedi ve köpeğin değil tüm diğer hayvanların da en azından türlerinin korunması bakımından olumlu yaklaşımlardır,

Bu değişmelere koşut olarak Türkiye’de de son on yıl içersinde kedi ve özellikle de köpek sayısında dikkati çeken artışlar meydana gelmiştir. Büyük illerde özel veteriner kliniklerin hızla arttığı, köpek, kedi satan marketlere ve dergılere ılgının arttığı görülmektedir. Türkiye’de 1997 yılı içersinne köpek ve kedi yemi, aşısı ve aksesuarı ithali için ödenen paranın 12 milyon ABD dolarım aşması konun boyutlarım ortaya koyması bakımından çarpıcıdır.

Tüm bu gelişmelerin Türkiye’de sağlıklı bir biçimde olduğunu söylemek de olası değildir. Sertifikalı, annesi babası bilinen saf ırkların üretimi yerine tesadüfi çiftleştirmelerle elde edilen yavrular elden ele dolaşmaktadır.

Bu arada bütün Dünya’nın yakından tanıdığı sadık bir dost ve bir görev hayvanı olan Sivas Kangal köpeğinin üretimi meraklı özel kişi ve kuruluşların yanı sıra üniversitelerde, Silahlı Kuvvetlerde ve Emniyet Kuvvetlerinde ciddi programlar dahilinde yapılmakta olup, önemli sayısal artışlar meydana gelmiştir.

Akbaş ve Kars (Şark) Çoban Köpekleri ve benzeri diğer yerli köpek ırklarımızın da aynı ilgiyi görmesi ümit edilmektedir.

Ankara ve Van kedilerine olan ilgi de giderek artmakta olup, üretilmeleri üniversitelerin ve bazı araştırma enstitülerinin programları içersine alınmıştır.

Köpek ve kedi başta olmak üzere pet adı verilen evde beslenen hayvanların sahiplenilmesinde duygusallıktan uzak ve gerçekçi olmak gerekmektedir. Bir diğer ifade ile hayvan sahiplerinin;

1- yaşadıkları yakın çevrenin sağlık ve huzurunun bozulmamasına azami dikkati sarf etmeleri,

2- bedensel ve moral bakımdan kendi sağlıklarına özen göstermeleri,

3- hayvanın hak ve gereksinmelerini bilme ve yerine getirmede titiz olma mecburiyetleri vardır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki hayvanlar hep genç ve sağlıklı kalmazlar. Onlarında canlı oldukları, bir diğer ifade ile hastalanabilecekleri ve yaşlanacakları bilinmelidir. Gerçek hayvan sevgisi de böyle zamanlarda ortaya çıkmaktadır.

VET & PET

“Vet”, Batı dillerinde veteriner hekimin kısa yazılımı ve konuşma dilinde ki ifadesidir. “Pet”, elin baş ve boyundan başlayarak dolaştırılması, temas ederek sevmek anlamında ingilizce bir kelimedir. Evde beslenen tüm hayvanlar dokunularak sevilmeseler bile, köpek ve kedi böyle sevildiği için, evde bakılan bütün hayvanlar için “pet” kelımesi kullanılmakta olup, kısa ve kolay olduğu için dılımize de girmiştir. Bu grupta başta köpek ve kedi olmak üzere, koyun, keçi, maymun, tavuk, tavşan, kobay , hamster,  fare, midilli atı, ve akvaryum balıkları ile kuşlar yer almaktadır. Meraklıları tarafından yılan, akrep, örümcek, vb de evde beslenmekle birlikte, bunların sayışı son derece azdır.

Neden Kedi ve Köpek Besleniyor ?

Aslında maymunlar zeki ve etkileyici olmalarının yanı sıra kedi ve köpek kadar da sevilen hayvanlardır, insanlar köpek ve kediye yönelırken niçin bu hayvanların dostluğundan uzaklaşmışlardır ? Geçmişte toplumun üst sınıflarının pet olarak maymun beslediklerine ilişkin belgeler mevcuttur.Günumüzde ise insanların pet olarak ilgi duydukları hayvan türünün basında köpekler gelmektedir. Batı ülkelennde hala köpeklere uzak duran ve pet olarak domuz, maymun, koyun, at, keçi ve inek besleyen insanlar bulunmakla birlikte, bunların sayışı fazla değildir.

Köpek ve kedi ne kadar yaygındır? ingiltere ‘de evlerin % 24 ‘ünde köpek ve % 20’sınde kedi mevcutken muhabbet kuşu ancak % 6 kadardır. Arkeologlar kurtların ilk evcılleştinlen hayvanlardan olduğunu ve bunun da yaklaşık olarak 14 bin yıl önce meydana geldiğin! ifade etmektedirler. insanların hayatta kalabilme rnücadelesinde hayvanların katkısının önemli rolü olmuştur. Bu yakın ilişkide; insanların yerleşik yaşam tarzım seçmeleri île sofra artıklarım, yiyecek parçalarım ve kemikleri kurtlara ver-
meleri bir başlangıç oluşturmuştur. Kurtlar bu yolla bir kısım gereksinimlerim kolaylıkla sağlamışlardır.

Köpeğin yaşamımıza girmesindeki en önemli nokta; bu hayvanın doğru yer ve zamanda, diğer evcil hayvanlarda olduğu gibi, insanın yakımnda bulunmasından kaynaklanmıştır.

Vücut büyüklüğü, pet olarak köpeğin bu kadar yaygın yetiştirilmesinin bir diğer önemli nedenidir, Köpekler geniş bir yelpaze içersinde dağılım gösteren vücut büyükiüğüne sahiptirler. Bu dağılım içersinde büyük ırk köpekler, örneğin irlanda kurt köpeği bile insanlarla yakın iletişim kurabilmektedir.

Köpeklerin iyi eğitilebilir olmaları, tercih edilmelerinim bir başka nedenidir ve eğitimleri yalnız yeme, içme, dışkılama ve idrarlarım yapmayla da sınırlı değildir. Bekçilik, av, yarış, görme özürlülere yardımcı olma, bomba, mayın, uyuşturucu, enkaz altında kalanları arama, kızak ile yük çekme ve kurtarma faaliyetlerine katılma için de köpekler son derece güvenilir bir tarzda yetiştirilebilir.

Sonuç olarak insanlar ilgileri ve olanakları çerçevesinde farklı büyüklükte, değişik davranış özelliklerine sahip köpekleri değişik amaçlar için seçebilme, onları bakıp, büyütebilme şansına sahiptirler.

Kediler tüm ırklar dikkate alındığında ve köpeklerle karşılaştırıldığında, birbirine oldukça yakın vücut büyüklüğüne sahip hayvanlardır.

insanların tüylü, sıcak varlıkları sevmeleri de köpek ve kediye yönelmelerinde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca yaşlı insanlar onları çocukları yerine koymaktadır. Daha genç insanlar ise, dostluğu, güveni ve vefayı buldukları için hayatlarım bu hayvanlarla paylaşmayı tercih etmektedirler.

Hamster ve fareler çok küçük ev hayvanlar olup, kafesleri dışında bakılamazlar. Kafesten çıkartılacak olurlarsa da ezilebilir, kaybolabilir ya da diğer hayvanlara yem olabilirler.

Bu yazı ; Prof.dr.Ahmet ergün ve doç.dr.Ö.Hakan Muğlalının kedi ve köpek besleme besleme hastalıkları ve klinik besleme kitabından alınmıştır.

 

Apartman dairelerinde hayvan besleme

Apartmanda köpek beslenmesi ile ilgili malesef istenmeyen durumlar ortaya çıkıyor. Yönetim kararı değil de apartman yönetmeliğinde “evcil hayvan beslenememesi” ibaresi var mıydı?

Aşağıda emsal bir mahkeme kararı var. Fikriniz olsun diye yolluyorum. Ayrıca hayvan hakları yasa tasarısı iç işleri komisyonunda ve rapor verilmiş haberi geldi. Fakat dikkatinizi çekmek istediğim konu, uzun zamandır tartışılan yasa tasarısındaki eksik ve suistimale açık maddeler. Bu konu ile ilgili çalışmalar devam ediyor. İdeal bir yasa tasarısının TBMM’den geçmesi apartman dairelerinde hayvan besleyen kişileri de rahatlatacaktır.

——————————
ÖRNEK MAHKEME

Mersin’de ikamet eden Veteriner Hekim Tandan Emek, 2001 senesinde köpeğinin havlaması yüzünden mahkemeye verildiği halde davayı kazanmıştır. Bu veteriner hekimle yapılan kişisel görüşme sonucu, evdeki hayvandan şikayetçi birisi tarafından mahkemeye verilme durumunda uygulanabilecek savunma metotları ile ilgili bilgiler aşağıdadır:

Adana 2. idare mahkemesi
Dosya no: 2001/761 E.

Kurgu: Şikayetçi apartman sakini köpeğinin çok havladığını bahane ederek köpek sahibini Cevre İl Müdürlüğü’ne şikayet eder. Köpek sahibine köpeği uzaklaştırması için uyarı gelir. Köpek uzaklaştırılmazsa para cezası gelir. Ancak eğer ses ölçümü yapılmamışsa bu cezanın hiçbir geçerliliği yoktur, sakın ÖDEMEYİN.

**Öncelikle apartman yönetim planı iyi okunmalı. “Apartman yönetim planı” apartmanın inşası bittikten sonra yapılan ilk toplantıda yapılır. Yani apartman kaç yıl önce inşa edildiyse, o ilk toplantıda “evcil hayvan beslenemez” diye bir karar yönetim planına konulmuş ve kat sahipleri tarafından imzalanmışsa yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Sonradan konulan kararların (şikayet öncesi-sonrası) hükmü yoktur.

**Ancak bu karar şikayetçi olunduktan sonra kondu ise şikayetin hiçbir geçerliliği yoktur, dava ilk celsede usul aykırılığı sebebiyle ret olunur. Bu durumda şikayetçi olanın yeniden dava açması gerekir (eğer yeniden para ödemeyi göze alıyorsa).

Aşağıda sıralananlar, apartman yönetim planında böyle yazılı bir madde olmaması halinde yapılacaklardır. Buradaki en önemli nokta, şikayet sahibinin şikayetinin tamamen SÜBJEKTİF olduğunun ispatına çalışmaktır:

(1) Temel itaat eğitimi aldığına dair rapor alınır (veterinerler verebilir belki). Köpeğin temel komutlara uyduğunu ve başına buyruk hareket etmediğini ispat etme amaçlı.

(2) Köpekten rahatsız olmayan apartman sakinlerinin beyanları alınır. Örnek:
Su apartmanın su no’lu dairesinde oturan Falanca Dedik’in köpeğinin bu apartmanda   oturması bizi hiçbir şekilde rahatsız etmemektedir. Şikayetçi değiliz.
Toplu imza Muhtardan imza sahiplerinin o apartmanda oturduklarına dair onay.

(3) Mahkemede Savunma: Eğer o apartmanda köpekle beraber eskiden beri oturuluyor ve şikayet son zamanlarda yapılıyorsa, o zaman niye simdi şikayet ediyor? Şikayet sahibinin köpeği bir şekilde taciz ederek havlamasına sebep olduğu söylenebilir. Mesela o dairenin önünden geçerken kapıya vurma, veya üst kattan ayağını yere vurarak gurultu yapma yoluyla köpeğin havlamasını sağlama. Bunların elle tutulur bir kanıtla belgelenmesi gerekmiyor, “ben şahidim” demek bile savunma sayılıyor.

(4) Cevre İl Müdürlüğü’nden gurultu seviyesinin tespiti (fiyatı 20-25 milyon civarı). Yani kendi evindeki köpeğin çıkardığı sesin kamuyu rahatsız edip etmediğinin tespiti. Ses tespiti “desibel” olarak yapılıyor. Bumda birkaç önemli nokta var:

  1. a) Ses tespiti mikrofonu köpeğin ağzına  dayayarak yapılmaz. Şikayetçi olan kişinin evinden, yani başka bir daireden yapılır. Ayrıca tek bir kere köpeğin yüksek sesle “hav” demesi, ölçüm için yeterli değildir. Bu isin usulü, MÜHÜRLÜ bir teyp kullanılarak şikayetçi kişinin evinden en az bir gün boyunca sürekli ölçüm yapılmasıdır. Çünkü gurultu kirliliği, “SÜREKLİ ve belli bir düzeyin üzerinde olduğunun tespiti” demektir. Bu konuda ısrar etme
    hakkına sahipsiniz.

    b) Genel çevrenin ses düzeyini de muhakkak ölçtürüyorsunuz.Eğer genel çevrenin ses düzeyi köpeğinkine çok yakınsa köpeği savunma hakkınız doğuyor. Örneğin genel çevrenin sesi 70 desibel çıktı, köpeğinki 75 çıktıysa şu şekilde bir savunma yapılabilir: ‘Arada çok az fark var, veya hiç yok, nasıl oluyor da köpeğin sesi bu genel ses düzeyi içinde rahatsız edici boyutlara ulaşabiliyor?’ İsin asli, hemen hemen hiçbir köpek gün boyunca yüksek sesle havlamaz, dolayısıyla hayvanin sesi çoğunlukla cevre ses düzeyinin altında kalır. Rahatsız edici ses siniri, kanunlara göre 120 desibelden baslar, bu da yaklaşık 3-4 otomatik yer kazma aletinin ayni anda çıkardığı sese denk gelir ki hiçbir köpek bu sesi çıkaramaz. Yani kanunlar gereği, gurultu sebebiyle hiçbir köpek evden atılamaz.

  2. c) Diğer bir savunma yöntemi: Eğer apartmanda başka havlayan köpek varsa haliyle köpekler haberleşmek için havlayacaklardır. Bundan doğal birsek yoktur, bu köpeğin içgüdüsel bir davranışıdır. Bu durumda neden benim köpeğim şikayet konusu oluyor da diğeri olmuyor? (Bu savunma tamamen şikayet sahibinin taraflı davrandığının ispatına yönelik kullanılabilir).

    d) Köpeğin sesi ciddi boyutlardaysa, ama ses tespiti yapılmamışsa eğer, şikayet sahibinin elinde hiçbir delil yok demektir. O zaman savunmada “Neden ses tespiti yapılmadan şikayet ediyor? Gürültülü olduğu nereden belli?” denilebilir.

    (5) Köpek sahibinin kusuru olmadığının ispati da gerekli. Yani köpek sahibi olarak ben köpeğimi balkona mi kıtlıyorum? Ya da aç mi bırakıyorum? Köpeğimin havlaması için herhangi bir neden yaratmadığımı ispat edersem eğer, bu durumda tek ihtimal (köpek temel itaat eğitimi de aldığına göre) bir başkasının köpeğin havlamasına sebep olduğudur. Mesela kapıya vurup taciz ederek (3), veya apartmanda başka köpek varsa (4c). Bu beyanı da veteriner hekim ya da yakın bir komşu rahatlıkla verebilir.

    Tandan beyin ısrarla üzerinde durduğu üç nokta:

    **Şikayet sahibinin SÜBJEKTİF olduğunun ispatına yönelik her turlu savunma ise yarar.
    **Yasal belge olmadan (mahkeme emri) hiç kimsenin eve gelip hayvanin sesini ölçemez. Bunun için de sık ayet sahibinin dava açmış olması gerekir.
    **Eğer bilimsel bir ses olcumu yapılmamışsa verilen para cezasının hiçbir anlamı yoktur, tamamen geçersizdir.

    Simdi bir de veteriner hekimin (Tandan bey) başından gecen olayı tam olarak anlatalım:

    Köpeği çok havladığı için şikayet edilmiş. Ses ölçümcüler gelmiş, hayvanin sesini ağzına mikrofonu dayayarak ölçmüşler (ki bu tamamen yasa dışı, mahkeme emri olmadan kimse evinize girme hakkına sahip değildir, bunu kesinlikle unutmayın!). Hayvan da havlamış tabii garip alete. Tandan Bey hiç sesini çıkarmamış. Ama tutanağa hayvanin sesinin ölçüldüğü mesafeyi (10-20 cm gibi) isletmiş!.. Ayrıca cevre ses düzeyini de oracıkta ölçtürerek tutanağa isletmiş. Daha sonra mahkemede gerektiği gibi olcum yapılmadığını
    kolayca ispat edebilmiş.
    Tekrar ölçmeye geldiklerinde ise şikayet sahibinin evine mühürlü teyp koydurup gün boyunca hayvanin sesini ölçtürmüş. Ayrıca yukarıdaki maddelerin de çoğunu yapmış. Ve sonuçta hayvanin gurultu kirliliği yaratmadığı ortaya çıkmış. Davayı kazanmış. Simdi havlayan, ama yeterince yüksek havlamayan, uslu köpeğini istediği gibi apartmanda besleyebilecek.. Apartmandaki herkes köpeği sevdiğinden ve “şikayetçi değilim” dilekçesi verdiğinden asla yönetim planında “köpek beslenemez” diye bir maddeyi imzalamayacaklar.

Kuşlar Hakkında İlginç Bilgiler

Devekuşu yaklaşık 135 kilograma ulaşan ağırlığı ve 2,5 metreyi bulan boyuyla yaşayan en iri kuştur. Yeni Zelanda’da yaşadığı bilinen soyu tükenmiş moalar ise 3,5 metre boyunda uçamayan kuşlardı. Öte yandan And kondorunun (Vultur gryphus) ve gezgin albatrosun (Diomedea exulans) kanat açıklıkları 3,5 metreye erişebilmektedir. Yeryüzünün en küçük kuşu Küba’da yaşayan arı kolibrisidir (Mellisuga helenae). Bu kuşun uzunluğu 5,5 santimetreyi, ağırlığı 2 gramı aşmaz. Kuşlar şakımaları ve ilginç davranışlarıyla insanların en sevdiği hayvanlar arasında yer alır. Ama bazı kuşlar, özellikle tarla ürünlerini yağmalayarak önemli zararlara yol açar. Örneğin Afrika’da yaşayan küçük yapılı bir kuş türü olan küela (Quelea quelea) çekirge sürülerini andırır biçimde aşırı çoğalarak girdiği tarım alanlarını yıkıma uğratır. Tek bir küela sürüsünde 20 milyonu aşkın kuş bulunabilir. Uçamayan Kuşlar Afrika’ya özgü bir kuş türü olan devekuşı (Struthio camelus) uçamaz; ama kanatların saatte 70 kilometreye ulaşan bir hızla koşarken denge unsuru olarak kullanır.Emu (Dro maius novaehollandiae) 1,5 metreyi aşan boyuyla devekuşundan sonra yaşayan en iri kuştur. Avustralya’da yerleşimin başlamasıyla birlikte kırıma uğrayan birçok benzerinden geriye yalnız bu tür kalmıştır. Emular da çok hızlı koşabilir ve saatte yaklaşık 50 kilometrelik bir hıza ulaşırlar. Üç türden oluşan kiviler (Apteryx cinsi) Yeni Zelanda’ya özgü uçamayan kuşlardır. Ağırlığı 450 gramı bulan yumurtaları gövdelerine göre son derece iridir. Ender rastlanan kuş türlerinden takahe (Notornis mantelli) yalnız Yeni Zelanda’da,Güney Adası’nın ıssız vadilerinde bulunur. Saz tavuklarma akraba olan bu uçamayan kuş türü parlak mavi ve yeşil renklerle bezelidir. Güney Amerika’ya özgü uçamayan iki kuş türünden oluşan rea (Rhea cinsi), devekuşlarının zebra ve antiloplarla birlikte dolaşması gibi, geyik ve guanako sürüleriyle karışık halde bulunur. Pasifik Adaları’ndan Yeni Kaledonya’da yaşayan kagu (Rhynochetus jubatus), kanatlarını yalnız iki yana açıp “dans” ederken kullanır. Dalıcımartıların uçamayan tek türü olan büyük dalıcımartı (Pinguinus impennis) yakın bir zamana kadar Atlas Okyanusu’nun kuzeyindeki kayalık adalarda yaşıyordu. Ama 19. yüzyıl başlarında denizciler tarafından kırıma uğratılmış, sonuncu çift 1844’te öldürülmüştür. Bir zamanlar Afrika’nın doğu kıyıları açıklarındaki Mauritius Adası’nda yaşayan dodo (Raphus cucullatus) da yaklaşık 200 yıl önce yok olmuştur. Uçamayan kuşların genellikle bulundukları yerlerde yaşayan doğal düşmanları olmadığından, kaçmak için uçmaya gereksinimleri yoktur. Ama insanlar yalnız kendileri değil yanlarında getirdikleri köpek, kedi ve fare gibi hayvanlarla da bu kuşların sonlarını hazırlamışlardır.

Kuşların Yaşama Ortamları

Dünyada ve yurdumuzda her türlü yaşama ortamında kuşlara rastlarız.Köy,kasaba ve şehirlerde serçe, güvercin, gugucuk, sığırcık, kırlangıç, karga, saksağan, kukumav ve leyleklere rastlanır. Bunların birçoğu saçak ve kiremit altlarında, baca deliklerinde, çatılarda yuvalanır. Bir kısmı ise ağaçlarda, damlarda, balkon, kapı ve pencere kirişlerinde açık veya kapalı yuvalar yaparlar. Birçoğu insanlardan artan gıdalarla beslenirler.Yerleşim yerleri dışında tarım alanları, çalılık ve ağaçların bulunduğu kırlarda yaşarlar. Ağaçlar, çalılar, otluklar ve kayalıklar yuvalanmaları ve barınmalarını sağlarlar. Meyveler, tohumlar, böcekler ve küçük hayvanlarla beslenirler. Göllerde, bataklık ve sazlarda, akarsu boylarında rastlanan ve çoğunluğu suya bağımlı olan kuşlar sazlıklarda, adacıklarda, oyuklarda yuvalanırlar, balıklar, böcekler, kurtçuklar ve bitkilerle beslenirler. Deniz kıyılarında rastlanan kuşların çoğu da kıyıda veya denizde avlandıkları canlılar ve kıyılardaki yarlarda, kayalıklarda veya kumsallarda yuvalanırlar. Ormanlarda ise ağaçlarda, ağaç kovuklarında ve dallarda yuvalanan, böcekler,meyve ve tohumlarla beslenen kuşlara, kuşlar ve küçük memelilerle beslenen gündüz ve gece yırtıcılarına rastlanır. Sarp kayalıklarda, dağların yüksek yerlerinde buraya has kartal, akbaba gibi büyük yırtıcı kuşlara, dağ kargaları, urkeklik ve kaya serçesi, kaya ardıcı gibi kuşlara rastlanır. Steplerde ise yerde yuvalanan ve iyi koşabilen, tohum ve böceklerle beslenen kuşlara ve çeşitli yırtıcı kuşlara rastlanır. Her yaşama ortamının kendine özgü, ortama çok iyi uyum sağlamış kuş türleri vardır. Bazı türler ise çok değişik ortamlara uyum sağlayabilir ve değişik ortamlarda rastlanırlar.

KUŞLARDA GÖÇ

Kuşlarla ilgilenen,kuşları azçok tanıyan herkes ilkbaharın geldiğini kırlangıçların ve leyleklerin gelmesi ile fark eder.Daha bir çok kuş baharla birlikte yurdumuza gelerek yuvasını yapar ve kuluçkaya yatar. Yavrularını büyüten bu kuşlar sonbaharın gelmesiyle tekrar geldikleri sıcak ülkelere dönerler.Bu kez sonbaharda yurdumuz üzerinden geçerek güney ülkelerine giden veya yurdumuzun sulak sahalarında, bataklıklarında kışlamaya gelen diğer kuşlara rastlarız.Avcı olanlar yaban ördekleri ve kazların gelişini ve dönüşlerini,bıldırcınların,çullukların belli bölgelere gelmelerini gayet iyi takip ederler.Kuşların ilkbahar ve sonbaharda muntazaman tekrarladıkları ve uzun mesafeleri kat ederek gerçekleştirdikleri bu büyük göç milyonlarca yıldan beri süre gelmektedir.içgüdüsel bir hareket olduğu kabul edilen bu büyük göçün nedenleri henüz tam olarak bilinmemekle beraber ortaya konan çeşitli varsayımlar vardır.Bunlardan biri ve hala geçerli sayılanı buzulçağının bitmesiyle Afrika,Güney Asya ve Güney Amerika’ daki çeşitli kuşlar kuzeye doğru yayılmış ve şimdiki kuluçka alanlarına gelerek bahar ve yaz aylarında uygun kuluçka,barınma ve beslenme alanları bulmuşlardır.Fakat kışın başlamasıyla barınma ve beslenme olanaklarının daralması üzerine anavatanları olan güneye inmişlerdir.Dönüşte de geldikleri yolu izlemişlerdir.Uygun ortamlarda yaşamla­rını sürdürmek için yapılan bu göçler gelecek nesillere kalıtsal bir özellik olarak geçmiştir.Göç besin azlığını gidermekten çok içgüdüsel bir hareket haline dönüşmüştür. Göçten alıkonan göçmen kuş yavruları yaşlılar gittikten sonra sahndıklarında doğrultu içgüdüsüyle güneye yönelirler,ama gerçek göç yolunu bulamazlar.Yavrular göç yollarını ana babalarından öğrenirler. Kuşların göç sırasında aynı yolu nasıl buldukları eskiden beri bilimsel olarak incelenmektedir. Varılan kanılar kuşların yön bulmak için güneşi, ayı ve yıldızları çok iyi kullandıkları, ayrıca dünyanın manyetik alanını da kullandıkları doğrultusundadır. Eski dünyanın kuzeyinde kuluçkaya yatan kuşların bir bölümü kışı Güney Avrupa, Kuzey Afrika, Akdeniz sahilleri, Ortadoğu ve Basra körfezinde, bir kısmı Kızıldeniz, Nil vadisi, Orta ve Güney Afrika’da, diğer bir kısmı da Hindistan ve Güneydoğu Asya’da geçirmektedirler. Her yıl muntazaman uzun bir göçe katılan bu kuşlara “Göçmen Kuşlar” diyoruz. Göçmen kuşların bir kısmı ilkbahar ve yazın yurdu­muzda olurlar (Yaz Göçmenleri), bir kısmı ise sonbahar ve kış aylarında raslanırlar (Kış Göçmenleri). Bir kısmı ise güneye göç sırasında yurdumuzdan geçerler (Geçit Kuşları).
Bu büyük göçün dışında bazı kuşlar, yerli kuşların bir bölümü de yine iklim, barınma ve beslenme şartlarındaki değişiklikler dolayısıyle kısa mesafeli, dağların yüksek yerlerinden vadi tabanlarına veya daha ılıman bölgelere kısa göçler yaparlar. Doğu ve Orta Anadolu’nun birçok yerinde bilinen ve raslanan keklik sökünleri örnek olarak ve­rilebilir. Orta Anadolu’nun tamamen karla kaplandığı, göllerin donduğu zamanlarda yerli ve göçmen ördekler, kazlar güneye, Akdeniz kıyısındaki sulak alanlara giderler. Bu diğer büyük göçten ayrılmalıdır.
Bu kısa göçlerin dışında bazı kuşlar daha iyi beslenebilmek için yer değiştirirler. Bu her yıl tekrarlanabildiği gibi, kurak ve yağışlı yıllara bağlı olarak daha uzun periyotlar içinde de olabilir. Mesela Step Tavuğu (Syrraptes paradoxus) bazı yıllar İran’dan batıya doğru, Orta Avrupa’ya kadar gitmektedir. Bu tip hareket eden kuşlara “Gezginci kuş” denir.
Yurdumuz Orta ve Doğu Avrupa ile Kuzeybatı Asya’da yazı geçiren kuşların göç yolu üzerinde önemli bir yer işgal eder. Orta ve Doğu Avrupa’daki kuşlar Balkanlar ve Trakya istikametinden gelerek Boğazlan geçer. Marmara, Ege ve Orta Anadolu üzerin­den Akdeniz kıyılarına ve Doğu Akdenize, oradan güneye Nil vadisi, Orta ve Güney Afrika, Arabistan ve Basra körfezine ulaşırlar. Karadenizi doğruca geçen bir kısım kuşta Orta Anadolu’yu katederek güneye inerler. Diğer önemli bir kol da Karadenizin doğusu ve Kafkaslar üzerinden inerek Çoruh vadisi, Karasu ve Fırat vadilerini takiben güneye iner. Bütün bu göç yolları Doğu Akdenizde ve Güneydoğu Anadolu’da birleşerek yukarda belirtilen yolu takiben güneye iner.