Evcil hayvanlarda üreme tablosu

Ergenlik Yaşı 4-18 (12) ay, çoğu ırklarda yaklaşık 15 ay
  siklus şekli Polyestrous Her yıl
 Büyük baş siklus genişliği 21 gün (18-24)
  Çiftleşme süresi 18 saat (10-24)
  Uygun çıftleşme zamanı Yumurtlamanın bitiminden 6 saat sonra
  Sonraki kızgınlık zamanı Değişir, bazı ırklarda 60-90 gün
Ergenlik Yaşı 7-12 (9) ay
  siklus şekli Çoğunlukla polyestrous, çoğu kez kış sonlarına doğru 
 Koyun siklus genişliği 16 gün (14-20)
  Çiftleşme süresi 24-48 saat
  Uygun çıftleşme zamanı Yumurtlamadan sonraki18-20 saat 
  Sonraki kızgınlık zamanı bir yıl sonra
Ergenlik Yaşı 4-8 (5) ay
  siklus şekli Çoğunlukla polyestrous, çoğu kez kış sonlarına doğru 
 Keçi siklus genişliği 18-21 gün (19)
  Çiftleşme süresi 2-3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlama esnasında
  Sonraki kızgınlık zamanı Sonraki yıl
Ergenlik Yaşı 4-9 (7) ay
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Domuz siklus genişliği 21 gün (16-24)
  Çiftleşme süresi 2-3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan sonraki 24 saat içinde
Sonraki kızgınlık zamanı 4-10 gün süt verimi durunca
Ergenlik Yaşı 10-24 (18) ay
  siklus şekli çoğu kez polyestrous, yaz döneminde
 At siklus genişliği değişken, ~21 gün (19-26)
  Çiftleşme süresi 6 gün (2-10)
  Uygun çıftleşme zamanı son birkaç günde bazı ırklarda son 2 gün
  Sonraki kızgınlık zamanı 4-14 gün (9)
Ergenlik Yaşı 5-24 ay;küçük ırklarda erken büyük ırklarda daha geç
  siklus şekli mevsime bağlı olmaksızın monestrous
 Köpek siklus genişliği 3-13 ay
  Çiftleşme süresi 2-21 gün (6-12 ortalama)
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan sonraki 2 günde ve sonraki günlerde
  Sonraki kızgınlık zamanı 2-3 ay sonra
Ergenlik Yaşı 4-12 (10) ay; Persian kedisinde  12-18 ay 
  siklus şekli polyostrus çoğunlukla yıllık
 kedi siklus genişliği 14-21 gün
  Çiftleşme süresi 6-7 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamanın 2. günü
  Sonraki kızgınlık zamanı 4-6 hafta
Ergenlik Yaşı 10 ay
  siklus şekli Monestrous aralık-mart ayları arasında fakat bazan ocak-şubat ayı arasında
 Tilki siklus genişliği  
  Çiftleşme süresi 2-4 gün
  Uygun çıftleşme zamanı  
  Sonraki kızgınlık zamanı gelecek kış
Ergenlik Yaşı 10 ay
  siklus şekli polyestrous şubat-nisan arasında
 Vizon siklus genişliği 7-10 gün
  Çiftleşme süresi 2 gün
  Uygun çıftleşme zamanı kızgınlık süresi boyunca
  Sonraki kızgınlık zamanı bir yıl sonra
Ergenlik Yaşı 6-8 ay (400-600 g)
  siklus şekli Polyestrous, karım mayıs arası
 Chinchilla siklus genişliği 30-50 gün (41)
  Çiftleşme süresi 6. gün geceleyin
  Uygun çıftleşme zamanı 2 yada 4 erkekle
  Sonraki kızgınlık zamanı 2-48 saat, yumurtlamadan sonraki 2. gece
Ergenlik Yaşı 5-8 ay
  siklus şekli Polyestrous
 Nutria siklus genişliği 24-29 gün
  Çiftleşme süresi 2-4 gün
  Uygun çıftleşme zamanı  
  Sonraki kızgınlık zamanı 48 saat
Ergenlik Yaşı 5-9 ay; bazen 4-12 ay
  siklus şekli her yıl
 Tavşan siklus genişliği düzensiz
  Çiftleşme süresi 1 ay
  Uygun çıftleşme zamanı vulva kanamalı olduğunda
  Sonraki kızgınlık zamanı hemen 
Ergenlik Yaşı 37-67 gün
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Siçan siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi ~14 saat (12-18)
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamaya yakın
  Sonraki kızgınlık zamanı 24 saat içinde
Ergenlik Yaşı 35 gün (28-49)
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Fare siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi siklusun ilk bir kaç saati içinde ve gece
  Uygun çıftleşme zamanı dişinin erkeği kabul etmeye başladığı ilk 3 saat içinde
  Sonraki kızgınlık zamanı 24 saat içinde 
Ergenlik Yaşı 55-70 gün
  siklus şekli Polyestrous her yıl
 Vahşi Domuz siklus genişliği 16 gün
  Çiftleşme süresi 6-11 saat gece
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan önce
  Sonraki kızgınlık zamanı hemen
Ergenlik Yaşı 4-6 hafta
  siklus şekli Polyestrous her yıl bazen kışın
 Hamster siklus genişliği 4-5 gün
  Çiftleşme süresi 12 saat ilk gece
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamadan önce
  Sonraki kızgınlık zamanı sütten kesildikten sonra (yavrular)
Ergenlik Yaşı 9-12 hafta
siklus şekli Polyestrous
Gerbil siklus genişliği 4-6 gün
(Mongolian) Çiftleşme süresi 12-15 saat
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlama anında
  Sonraki kızgınlık zamanı 1-3 gün
Ergenlik Yaşı 3 yıl
siklus şekli Polyestrous her yıl
Rhesus siklus genişliği 27-28 gün (23-33)
Eşşek Çiftleşme süresi ~3 gün
  Uygun çıftleşme zamanı yumurtlamaya yakın
  Sonraki kızgınlık zamanı sütten kesildikten sonra (yavrular)

Köpeğinizi seyahat etmeye nasıl alıştırabilirsiniz?

Köpeğinizi seyahat etmeye nasıl alıştırabilirsiniz?

Eğer köpeğiniz yavru ise ya da yetişkin olduğu halde hiçbir zaman araba ile yolculuk etmediyse, bu yeni deneyin onu fazla sarsmaması için yavaş yavaş alıştırılması gerekir. Sakin bir alıştırma için gerekli yöntem ve süreleri görelim: 1- Köpeğinizi arabaya bindirin ama motoru çalıştırmayın, hazırlamış olduğunuz bisküvilerle oynamasına izin verin. 2- Köpeği arabada tutun, motoru çalıştırın ama hareket ettirmeyin. Hayvanı sesiniz ve okşamalarınız ile sakinleştirmeye devam edin. 3- Arabada köpeğiniz ile sık sık mola verin ve yavaş yavaş molaların arasını açın. Okşama ve ödülleri unutmayın. 4- 6u alıştırmalardan yaklaşık iki hafta sonra köpeğiniz sizinle birlikte istediğiniz kadar kilometreyi yapmaya hazır olacaktır. Hatta seyahatlerinizde size refakat etmekten mutluluk duyacaktır. Köpeğiniz nerede yolculuk etmeli? Yasalar, köpeğin arabanın arkasında yolculuk etmesini ve öne atlamasını önleyecek bir parmaklığın bulunmasını öngörüyor. Bu parmaklık ya da metalden olabilir (piyasada her arabaya uygun olabilecek değişik türleri bulunmakta).Bu yasaya kesinlikle uyulması gerekir, aksi takdirde köpeğin beklenmedik bir davranışı sürücünün dikkatini dağıtıp tehlikeli trafik kazalarına neden olabilir (Avrupa’da, bu yasaya uymayan sürücülerden trafik polisi ceza kesiyor). Son olarak, birkaç öneri daha: 1- Yolculuk uzun ise, köpeğinize sık sık yatacağınız molalarda içecek vermeyi unutmayın. Bu molalar ona hem hareket sağlayacak hem de ihtiyaçlarını giderebilecektir. 2- Köpeğin yolculuk sırasında bacını camdan dışarı çıkartmasına engel olun.Rüzgarla gelen temiz hava, kulak iltihabı, nezle, burun iltihabı veya göz mukozasının iltihaplanması gibi hastalıklara neden olabilir. 3- Vaz ayında yolculuk ediyorsanız ve hava çok sıcaksa, köpeğiniz arabada kalacak ise, gölgede park etmeyi ve pencereleri bir parmak açık bırakmayı unutmayın. Böylece hava akımına olanak vermiş, ve köpeğinizin arabanın içinde oluşacak aşırı derecedeki sıcaklıktan etkilenmesini önlemiş olursunuz. Diğer sözlerle, köpeğinizi sıcak çarpmasından koruyunuz, çünkü bu onun sağlığına ciddi zararlar verebilir (sinir sisteminde ve kalpte ciddi sarsılmalar olabilir). 4- Arabanızda, köpeğin sevdiği oyuncaklardan birkaçını bulundurmayı unutmayın. Onu oyalamaya yarar ve yolculukları daha kısa ve daha az sıkıcı kılarlar. Köpeğinizin araba tutmasını nasıl önleyebilirsiniz? Aynı insanlarda olduğu gibi, araba tutması köpekler için de son derece rahatsız edici ve tüm yolculuk boyunca devam edebilecek bir durumdur. Bunu nasıl önlersiniz? 1- Köpeğe yolculuk öncesindeki üç saat boyunca yemek vermeyin. 2- Hafif ve kolay hazmedilecek bir yemek verin. 3- Arabadan etkilendiğini biliyorsanız, veterinerinizin ona hafibir bulantı ilacı vermesini isteyin

Düşünemeyen bir canlıda psikolojiden nasıl bahsedebiliriz?

Dekart hayvan psikolojisinin gelişimine önemli derecede engel oldu. Çünkü hayvanların fiziksel veya duygusal acı çekmeyen biyolojik makineler olduğunu söylemişti.Bu, bilimin ve insanlığın gerçeği görmesini uzun süre engelledi. Artık diyoruz ki, felsefeciler insanla hayvanı ayırt etmek için başka şeyler bulsunlar; Çünkü hayvanlar da düşünebilir!Düşünme yetenekleri insanla kıyaslandığında elbette çok sınırlıdır. Ancak psikolojinin temeli sayılan öğrenmenin mekanizması açısından pek fazla fark yoktur. Fark öğrenilen şeye gösterilen tepkilerin çeşitliliğindedir. İnsanlar, bir uyarana sayısız şekilde tepki verebilirken köpekler ancak sınırlı sayıda tepki verebilirler. Köpekleri psikoloji açısından insanla mukayese ettiğimizde bir konuda daha üstün olduklarını görüyoruz:Köpekler insan psikolojisinden gayet iyi anlıyorlar. Maalesef aynı şeyi insanlar için söyleyemiyoruz.

PSİKOLOJİK PROBLEMLER
Önce psikolojik problem kavramını açıklayalım. Köpeğin kendi doğasına ters düşen ve herhangi bir amaç taşımaksızın yapılan davranışların sebebi psikolojik problemler olabilmektedir. Bunlardan bazıları, sebebi dış faktörler olsa bile, köpeğin kendi içsel hesaplaşmalarıdır. Buna, anoraksia nervosa dediğimiz sinirsel sebeplere dayalı iştahsızlık, depresyon, demoralizasyon ve sebepsiz kaşınmadan tutun, kuyruk yemeğe kadar varan obsessiv-kompulsiv davranışlar örnek gösterilebilir. Bunlar genellikle insan-köpek ilişkisini doğrudan etkilemezler. Ancak bu ilişkiyi doğrudan etkileyen bozukluklar vardır ki, bunun en tipik örneği agresif (saldırgan) davranışlardır ve köpeğin anksiyetesi (gerginliği) dışarıya yönelmiştir. Bunların tamamı tedavi gerektiren psikolojik problemlerdir.Öncelikle şu soruyu cevaplandırmalıyız: Köpekte problem olarak nitelendirdiğimiz husus gerçekten köpeğin problemi mi yoksa bizim problemimiz midir? Aslında ortaya çıkan davranış problemlerinin önemli bir bölümü, köpek tarafından normal olan davranışların, insanlar tarafından anormal olarak algılanmasıdır. Bizler hayvanlardan, bizim gibi hareket etmelerini ve bizim monoton hayat düzenimize uymalarını bekleriz. Tabi ki, evcilleştirmeyle birlikte, köpekler de kendi kabiliyetleri doğrultusunda bize uymaya çalışmışlardır. Ancak, bazen bizim isteklerimiz çok abartılı olabilmektedir.Maalesef, köpek için tamamen normal olan birçok davranış insan-köpek ilişkisine zarar verecek boyutlardadır. Örneğin; köpeğin evde liderlik iddiasında bulunması, köpeğin içgüdülerine ters düşmeyen, son derece normal bir davranıştır. Bu tür davranışlar, köpek açısından davranış bozukluğu olmasa da, köpeğin insanla beraber yaşamına olumsuz etki ettiği için, istenmeyen davranış sınıfına girer ve bunların giderilmesinde de psikolojinin tedavi yöntemleri uygulanır.Bazı istenmeyen davranışlar, sadece basit bir nedenden dolayı oluşmaktadır. Örneğin; bekçilik amacıyla yetiştirilen ancak sonradan küçük bir ev içinde yaşamaya mahkum edilen, dolayısıyla sürekli olarak havlayan bir köpek, bahçe içine konulsa havlamayacaktır.
Eğer hayvana bu ortamı sağlayamıyorsak, hayvandaki bu davranışı anormal diye nitelendirmeden evvel biraz düşünmemiz gerekmiyor mu?

DAVRANIŞ BOZUKLUĞUNA YAKLAŞIM
Bu problemlerin çözümü, bazen birçok organik problemin çözümünden daha zor olabilmekte ve daha fazla deneyim ve bilgi birikimi gerekmektedir. Ancak bu zorluğun yanı sıra, çözümde başarı şansı organik olanlardan daha az değildir.Bir canlı düşünme yeteneğine sahipse, gayet doğal olarak, bu yetenekle orantılı olarak psikolojik problemlere de sahip olacaktır. Psikolojik problemlerle istenmeyen davranış problemlerini bir birleriyle karıştırmamak gerekir. Bazı istenmeyen davranış problemleri eğitim yöntemleri ile düzelebilir ama psikolojik problemler eğitim yöntemleriyle daha da şiddetlenebilir. Bunun ne tür bir bozukluk olduğuna bırakın veteriner hekim karar versin. Veteriner hekim, gereken medikal tedaviyi yapacak, medikal tedaviyle beraber veya tedavisiz, eğitim yöntemlerinin uygulanması gerekiyorsa güvendiği bir eğitimciye, psikolojik bir problem için gerekli görüyorsa Veteriner Fakültesinde bulunan “Psikolojik Danışma ve Tedavi Birimi”ne havale edecektir.Davranış tedavisinin hedefi, zorlu problemleri çözmektir. Bu tedavinin şekli problemin niteliği, hayvanın mizacı, hayvan sahibinin ve hattâ terapistin özelliklerine göre değişmektedir. Bu problemlerin çözümünde, terapistlerin, yani hayvanlar üzerinde uzmanlaşmış psikologlar veya psikolojide uzmanlaşmış veteriner hekimlerin görev alması bütün gelişmiş ülkelerin tercihidir.

Davranış bozuklukları nasıl tedavi edilir?
Davranış bozukluğu olan köpek, normal bir köpek değildir. Normal köpeklerin eğitim programları, bu bozuklukların giderilmesinde yarar sağlamaz.Davranış bozukluğunun tedavisinde, öncelikle problem ile bu problemi doğuran motiv ve bunun kalıcılığını sağlayan takviyeler teker teker ortaya konulmalıdır. Bunu başarabilmek için, psikologun detaylı şekilde çalışması ve hayvan sahibinin çözüm için istekli ve sabırlı olması gerekir.

Hayvan psikologu kimdir, hayvanlarda psikolojik bozuklukları kim tedavi eder?
Birçok değişik şekilleri olan psikolojik bozuklukların tedavisi için, birçok gelişmiş ülkede ayrı bilim dalları kurulmuştur. Bu bozuklukların tedavisi hem medikal hem de davranış değişimi olmak üzere iki yönlüdür. Medikal tedavi veteriner hekimin yetkisi, davranış değişim tedavisi ise psikologun yetkisi dahilindedir. Bu nedenle bu vakalarda, veteriner hekimle psikologun kolektif çalışması gerekmektedir. Ancak ülkemizde, bu iki meslekle de alâkası olmayan kişilerin, kendi kendilerine uzman kesildiklerine tanık oluyoruz.Davranış bozukluğu aynı tip olabilse de, onu yaratan sebepler tamamen farklıdır. Bunları ortaya çıkarmak için de davranış analizi gerekir. Bu analizi bilimsel psikoloji eğitimi olmayan kişilerin ne derece yapabileceğini belirtmeye gerek görmüyorum. Gelişmiş ülkelerde köpek psikologları eğitimle çözülebilecek olayları zaten köpek eğitim uzmanlarına havale ederler. Bilinçli köpek eğitim uzmanları da hangi durumlarda köpek psikologlarından yardım isteyeceğini bilirler.Ülkemizde de çok değerli eğitim uzmanları vardır; bu arada uzman diyemeyeceğim kişiler de köpek eğitimi yapabilir ve başarılı olabilirler. Bunda anormal bir durum söz konusu değildir. Ama bu kişi kendisini köpek psikologu olarak tanıtabiliyorsa, daha psikolojinin tanımından dahi habersiz demektir ve onun eğitimciliğinden de şüphe edilir; zira köpek eğitimcisi olmakla maalesef psikolog olunamamaktadır. Eğitimci köpek psikolojisinden tabi ki anlar, ama davranış analizi yapıp, bozuk davranışın nörolojik temellerini ortaya koyamadıktan sonra psikolog olamaz. Beyinde davranış bozukluklarının oluşumundan sorumlu nörokimyasal değişimlerin fizyopatolojisini ve bu bozukluğu giderecek psikofarmakolojiyi de bir hekimden başkası bilemez. Bu nedenle herkes haddini bilmeli, konu köpek diye küçümsenmemeli ve maddî çıkarlar uğruna bilime ve yasalara saygısızlık edilmemelidir. Eğitimci eğitimini, hekim ve psikolog da kendi işini yapmalıdır. Köpekte davranış terapisinde, desensitizasyon, karşı şartlanma veya reziprokal şartlanma yöntemleriyle beraber, medikal yöntemleri uygulayan hayvan psikologu gerektiğinde zaten eğitimciden yardım alacaktır. Burada anlatmak istediğim, birbirlerinin yöntemlerinden faydalansalar da psikologluğun ve eğitmenliğin tamamen ayrı dallar olduğudur. İnsan eğitimcileri de psikolojinin metotlarından faydalanırlar ama hangisi, “ben psikoloğum” diye ortaya çıkmaktadır?Peki, köpek psikologu kim olmalıdır. Şimdiye kadar mevcut durumda Avrupa ve ABD’e psikologlar hayvan üzerinde, etologlar ve veteriner hekimler ise psikoloji üzerinde ihtisas yapmak suretiyle hayvan psikologu olabiliyorlardı. Bu meslekler içinde, sadece veteriner hekimler medikal tedaviyi yapma yetisine sahip oldukları için, hayvan psikiyatrı olabilmektedirler. Ülkemizde bu özel bölümler henüz kurulmamıştır, ancak veteriner fakültelerinde verilen nöroloji eğitimi sayesinde, bu fakültenin mezunları, psikiyatrik bozukluğun tedavisini yapma yetkisine sahiptir. Bunun dışında, yasal olarak yetkili yoktur. İsteyenin istediği gibi, hayvan doğrayabildiği ülkemizde yasaları kim takar? Şeklinde bir soru da sorabilirsiniz; ancak bu nedenden ötürü, “Ben bildiğimi okur, istediğimi yapabilirim” diyen biri varsa, bu onun ahlâki sorunudur.Ayrıca, davranış bozukluğunun temelinde organik hastalıklar yatabilmektedir. Örneğin; anal bezlerinde problemi olan köpek otur komutunu öğrenemez. Bunlar tedavi edilmeden, normal köpeklere uygulanan eğitim metotlarının böyle hayvanlardaki stresi ne derece arttırabileceğine siz karar verin.

Davranış bozukluklarından korunma
Hayvan sahiplerinin veteriner hekimden alması gereken bilgilerBaşka hastalıklarda olduğu gibi, davranış bozukluklarında da probleme engel olmak, problemi gidermekten daha kolaydır. İleride şekillenecek potansiyel psikolojik problemler, köpek daha 3-12 haftalıkken, alınacak bazı tedbirlerle engellenebilecektir. Bu konuda hayvan sahibini aydınlatmak veteriner hekimlerin görevidir.

Aşağıdaki konularda veteriner hekimden bilgi isteyiniz.
A-Köpek edinilmeden önceKöpek daha satın alınmadan önce, veteriner hekimle kurulacak temasla, birçok yanlışın önüne geçilebilir. Sizin şartlarınıza ve kişiliğinize uymayan bir ırk ve cinsiyetin seçimi, hem sizi hem de köpeği mutsuz edecektir. Irklar üzerine yazılmış olan piyasa kitapları yeterince objektif olamamakta ve genellikle ırkların iyi yönlerine değinmektedirler. Az da olsa, bu ırkların kötü yönlerine değinen kitaplardan alacağınız bilgiler yeterli değildir; bu nedenle veteriner hekiminiz, en azından belirli ırklara mahsus olan hastalık ve doğuştan gelen kusurlar konusunda sizi aydınlatacaktır.

Bu dönemde veteriner hekimin önerilerini şöyle özetleyebiliriz:
1. Amaca ve kişiye uygun ırkın ve hattâ cinsiyetin belirlenmesi
2. Yavrular arasından en ideal olanın seçilmesi
3. Yavrunun alınacağı sağlıklı yerler
4. Yavrunun eve getirilişi ve evde yapılması gereken hazırlıklar

B- Köpek edindikten sonra

1. İlk günlerde sahibinin doğru ve yanlış olan davranışları üzerinde çalışma
2. Köpeğin teşvik edilmesi ya da kısıtlanması gereken davranışları
3. Sosyalizasyon dersleri
4. İtaat eğitimi ve ileri eğitim konusunda bilgiler

PSİKOLOJİ NEDİR? KÖPEK VE İNSAN PSİKOLOJİSİ ARASINDA NE FARK VARDIR
Psikoloji genel anlamda, canlıların davranış şekillerini, bu davranışların sebep ve sonuç ilişkileriyle mekânizmalarını inceleyen bilim dalıdır. Gerek davranış olayları, gerekse de düşünsel olaylar birbirinden bağımsız olmayıp, birlikte incelenirler. İnsanlar veya hayvanlar arasındaki bireysel farklılıklar ve nedenleri psikolojinin konusudur.Bütün bilimlerin olduğu gibi psikolojinin de kaynağı felsefedir. Ancak psikoloji, 20. yüzyılın başlarında bilimsel yöntemler kullanmasıyla felsefeden ayrılmış ve bilim olarak kabul görmeye başlamıştır.Davranış mekânizmalarının bir kısmı hayvanlar üzerinde de araştırılmış ve elde edilen bulgulardan insanlara genelleme yapılmıştır (örneğin; Pavlov’un deneyleri).Zaten psikoloji temelde hayvan-insan ayırımı yapmaz. Bütün canlıların davranışlarında sebep ve sonuç ilişkisini araştırır. İnsan ve hayvanın öğrenme süreçlerinde temel yapı birbirine benzer. Hayvan psikolojisi, her ne kadar biz insanlar tarafından yeterince kavranmamış olsa da, hayvanın yaşamında çok önemli yer tutan bir konudur. İnsan için, insan psikolojisi ne denli önemli ise, köpek için de aynı derece önemlidir dersek, hiç de abartmış olmayız. Beraber yaşayan, çoğu kez de aynı çevre şartlarının etkisi altında kalan bu iki canlı türü arasında mükemmel bir psikolojik iletişim sağlanmaktadır.Köpekte psikolojiyi ret eden tutuculara rağmen, 1970’li yılların başlarında yapılan çeşitli araştırmalarla hayvanlardaki davranış bozukluklarının tedavisinde psikoloji yöntemlerinin kullanılabileceği kabul görmeye başlamıştır. Bu yöntemleri geliştiren hayvan psikologları, davranış bozukluğu olan hastaları kabul etmeye başlamışlardır.Son yıllarda bazı ülkelerin veteriner fakültelerinde hayvanlarda psikolojik bozuklukların tedavisiyle uğraşan bilim dalları kurulmuştur. Ülkemizde “hayvan psikolojisi”, yakın bir gelecekte olması gereken yere getirilecek ve bu konuda İ.Ü. Veteriner Fakültesi öncülük edecektir. Hayvan ve insanın psikolojik yapısı arasındaki farklar nelerdir?Çok genel bir yaklaşımla, en önemli farkın öğrenme kapasiteleri arasındaki fark olduğunu söyleyebiliriz; zira insan ve köpekte birçok davranışın nedeni yaşam sırasında öğrenilenlerdir. İnsanın öğrenmesinde de ödül ve cezalar önemli yer tutar. Takdir edilen davranış yerleşir, olumsuz neticelere sebep olan davranış terk edilir.Bebekte olduğu gibi, yavru köpeğin çevreden gelen uyarımlara tepkisi çok sınırlıdır. Gelişimiyle beraber, öğrendiklerinin artmasına paralel olarak, tepkileri de artacaktır. Canlıları davranışa iten iç veya dış uyaranlardır. Bu uyaranlara gösterilen tepkilerin çeşitliliği, canlının gelişim seviyesine göre değişir. Bu noktada, köpek ve insan arasında kıyaslama yapılırsa, insanın bu uyarımlara gösterdiği tepki potansiyelinin köpeğinkinden yüzlerce kez daha fazla olduğu görülür. Gerçekten birçok temel davranış insanda, köpekte ve hattâ farede bile aynıdır. Bu nedenle insan ve köpek, hattâ daha da genellersek, insan ve hayvan davranışları arasındaki fark niceldir (tepki sayısı). Aksi olsaydı, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler insana genellenemez ve bu deney sonuçlarını, insan davranışlarını izah etmede kullananlar çıkmazdı.İnsan ve hayvan psikolojisi arasındaki en önemli benzerliklerden biri ise öğrenmeye meraktır. Bu iki canlı türü de, merakları sayesinde öğrenmeye son derece heveslidir. Bu merak yitirildiği zaman öğrenme arzusu da kalmaz. İnsan eğitimcileri gibi köpek eğitimcileri de, eğitimde merakın önemini çok iyi bilirler.
……………………………………………..
DOÇ. DR. H. TAMER DODURKA
Köpek psikolojisi hakkında daha fazla bilgi edinmek için

Neden Kedi ve Köpek Besleniyor ?

Neden Kedi ve Köpek Besleniyor ?

Aslında maymunlar zeki ve etkileyici olmalarının yanı sıra kedi ve köpek kadar da sevilen hayvanlardır, insanlar köpek ve kediye yönelırken niçin bu hayvanların dostluğundan uzaklaşmışlardır ? Geçmişte toplumun üst sınıflarının pet olarak maymun beslediklerine ilişkin belgeler mevcuttur.Günumüzde ise insanların pet olarak ilgi duydukları hayvan türünün basında köpekler gelmektedir. Batı ülkelennde hala köpeklere uzak duran ve pet olarak domuz, maymun, koyun, at, keçi ve inek besleyen insanlar bulunmakla birlikte, bunların sayışı fazla değildir.

Köpek ve kedi ne kadar yaygındır? ingiltere ‘de evlerin % 24 ‘ünde köpek ve % 20’sınde kedi mevcutken muhabbet kuşu ancak % 6 kadardır. Arkeologlar kurtların ilk evcılleştinlen hayvanlardan olduğunu ve bunun da yaklaşık olarak 14 bin yıl önce meydana geldiğin! ifade etmektedirler. insanların hayatta kalabilme rnücadelesinde hayvanların katkısının önemli rolü olmuştur. Bu yakın ilişkide; insanların yerleşik yaşam tarzım seçmeleri île sofra artıklarım, yiyecek parçalarım ve kemikleri kurtlara ver-
meleri bir başlangıç oluşturmuştur. Kurtlar bu yolla bir kısım gereksinimlerim kolaylıkla sağlamışlardır.

Köpeğin yaşamımıza girmesindeki en önemli nokta; bu hayvanın doğru yer ve zamanda, diğer evcil hayvanlarda olduğu gibi, insanın yakımnda bulunmasından kaynaklanmıştır.

Vücut büyüklüğü, pet olarak köpeğin bu kadar yaygın yetiştirilmesinin bir diğer önemli nedenidir, Köpekler geniş bir yelpaze içersinde dağılım gösteren vücut büyükiüğüne sahiptirler. Bu dağılım içersinde büyük ırk köpekler, örneğin irlanda kurt köpeği bile insanlarla yakın iletişim kurabilmektedir.

Köpeklerin iyi eğitilebilir olmaları, tercih edilmelerinim bir başka nedenidir ve eğitimleri yalnız yeme, içme, dışkılama ve idrarlarım yapmayla da sınırlı değildir. Bekçilik, av, yarış, görme özürlülere yardımcı olma, bomba, mayın, uyuşturucu, enkaz altında kalanları arama, kızak ile yük çekme ve kurtarma faaliyetlerine katılma için de köpekler son derece güvenilir bir tarzda yetiştirilebilir.

Sonuç olarak insanlar ilgileri ve olanakları çerçevesinde farklı büyüklükte, değişik davranış özelliklerine sahip köpekleri değişik amaçlar için seçebilme, onları bakıp, büyütebilme şansına sahiptirler.

Kediler tüm ırklar dikkate alındığında ve köpeklerle karşılaştırıldığında, birbirine oldukça yakın vücut büyüklüğüne sahip hayvanlardır.

insanların tüylü, sıcak varlıkları sevmeleri de köpek ve kediye yönelmelerinde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca yaşlı insanlar onları çocukları yerine koymaktadır. Daha genç insanlar ise, dostluğu, güveni ve vefayı buldukları için hayatlarım bu hayvanlarla paylaşmayı tercih etmektedirler.

Hamster ve fareler çok küçük ev hayvanlar olup, kafesleri dışında bakılamazlar. Kafesten çıkartılacak olurlarsa da ezilebilir, kaybolabilir ya da diğer hayvanlara yem olabilirler.

Bu yazı ; Prof.dr.Ahmet ergün ve doç.dr.Ö.Hakan Muğlalının kedi ve köpek besleme besleme hastalıkları ve klinik besleme kitabından alınmıştır.

KÖPEK ve KEDİ BESLEME

Tüm diğer bilimsel konularda olduğu gibi kedi ve köpek beslemeyle ilgili önemli gelişmeler yirminci yüzyılda, özellikle de yirminci yüzyılın ikinci yarısında olmuştur. Kedi ve köpek beslemeye olan ilginin artışında insanların yaşam tarzlarındaki değişmeler ve Dünya’ya bakış açısında ortaya çıkan farklılıklar da etkili olmuştur. Ayrıca, çekirdek aile sayısındaki artışlar, yazılı ve görsel iletişim araçlarındaki sürat ve yaygınlık, ailelerin kültür ve sosyo-ekonomik düzeylerindeki dikkati çeken iyileşmeler olumlu katkı yapmıştır. Tüm bu sayılanlardan daha önemli olmak üzere hastalıkların önlenmesi ve sağıltımında ortaya konulan gelişmeler, bilimsel yöntemlerle üretilen dengeli ve sağlıklı, ticari karma yemlerde bu gelişmede etkili olmuştur. Ayrıca, bazı resmi ve özel kuruluşların profesyonel bir yaklaşımla vermeye başladıkları eğitimin de buna kalkışı vardır. Geniş halk kitlelerinin hayvan haklarım benimsemesi ve bunları gelişmişliğin bir göstergesi olarak ortaya koyup, uluslararası platformlarda savunması, yalnız kedi ve köpeğin değil tüm diğer hayvanların da en azından türlerinin korunması bakımından olumlu yaklaşımlardır,

Bu değişmelere koşut olarak Türkiye’de de son on yıl içersinde kedi ve özellikle de köpek sayısında dikkati çeken artışlar meydana gelmiştir. Büyük illerde özel veteriner kliniklerin hızla arttığı, köpek, kedi satan marketlere ve dergılere ılgının arttığı görülmektedir. Türkiye’de 1997 yılı içersinne köpek ve kedi yemi, aşısı ve aksesuarı ithali için ödenen paranın 12 milyon ABD dolarım aşması konun boyutlarım ortaya koyması bakımından çarpıcıdır.

Tüm bu gelişmelerin Türkiye’de sağlıklı bir biçimde olduğunu söylemek de olası değildir. Sertifikalı, annesi babası bilinen saf ırkların üretimi yerine tesadüfi çiftleştirmelerle elde edilen yavrular elden ele dolaşmaktadır.

Bu arada bütün Dünya’nın yakından tanıdığı sadık bir dost ve bir görev hayvanı olan Sivas Kangal köpeğinin üretimi meraklı özel kişi ve kuruluşların yanı sıra üniversitelerde, Silahlı Kuvvetlerde ve Emniyet Kuvvetlerinde ciddi programlar dahilinde yapılmakta olup, önemli sayısal artışlar meydana gelmiştir.

Akbaş ve Kars (Şark) Çoban Köpekleri ve benzeri diğer yerli köpek ırklarımızın da aynı ilgiyi görmesi ümit edilmektedir.

Ankara ve Van kedilerine olan ilgi de giderek artmakta olup, üretilmeleri üniversitelerin ve bazı araştırma enstitülerinin programları içersine alınmıştır.

Köpek ve kedi başta olmak üzere pet adı verilen evde beslenen hayvanların sahiplenilmesinde duygusallıktan uzak ve gerçekçi olmak gerekmektedir. Bir diğer ifade ile hayvan sahiplerinin;

1- yaşadıkları yakın çevrenin sağlık ve huzurunun bozulmamasına azami dikkati sarf etmeleri,

2- bedensel ve moral bakımdan kendi sağlıklarına özen göstermeleri,

3- hayvanın hak ve gereksinmelerini bilme ve yerine getirmede titiz olma mecburiyetleri vardır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki hayvanlar hep genç ve sağlıklı kalmazlar. Onlarında canlı oldukları, bir diğer ifade ile hastalanabilecekleri ve yaşlanacakları bilinmelidir. Gerçek hayvan sevgisi de böyle zamanlarda ortaya çıkmaktadır.

İlginç bilgiler

Erkekleri hamile kalan tek hayvan deniz atıdır.

c Köpeklerin ter bezleri ayaklarındadır

c Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler.

c Yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar.

c Timsahlar renk körüdür.

c Sadece dişi sivrisinekler ısırır

c Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.

c İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.

c Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.

c Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler

c Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.

c Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar.

c Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur

c Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.

c Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.

c Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.

c Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.

İnek sütünün pH değeri 6’dır.

c Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.

c Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.

Dünyanın en büyük hayvanı mavi balinadır. Aynı zamanda hayvanlar aleminin en hızlı büyüyen hayvanıdır. Kilosu 22 ayda 26 tona kadar ulaşır.

Dünyanın en hızlı hayvanı Leopar’dır. Hızı saate 100 km.’ye ulaşır.

Dünyanın en hızlı kuşu Boğazlı Kırlangıç’tır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır.

İyi bakılan ve erken yaşlarda kısırlaştırılmış bir tavşan 8 ila 12 sene yaşar.

Kediler 100 değişik ses, köpekler ise 10 ses çıkartabilirler.

Son 4000 sene içerisinde herhangi yeni hayvan evcilleştirilmemiştir.

Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.

Atlar bir aya kadar ayakta kalabilirler.

Kedilerin herbir kulağında 32 adele vardır.

Bir inek hayatı boyunca yaklaşık 200.000 bardak süt üretir.

Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.

Karıncalar uyumaz.

Her sene Amerika’daki hayvan bakım yerleri 30.000 kedi ve köpeği uyutma mecburiyetinde kalıyorlar.

Hastalanmayan tek hayvan köpek balıklarıdır.

2.600 değişik cins kurbağa vardır.

Yılanlar duyamaz.

Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.

Filler zıplamayan tek memelidir.

Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğin ki kadar gelişmiştir.

Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.

Atların, insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.

Fareler kusamaz.

Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.

Kutup ayıları solaktır.

Bir karınca kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir.

Zürafalar 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptirler.

Yunuslar gözleri açık uyurlar.

Kangurular geri geri yürüyemezler.

Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.

Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir.

Sineklerin beş gözü vardır.

Baykuş, mavi rengi görebilen tek kuştur.

Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur.

Sığırların dört tane midesi vardır.

Zürafalar yüzemez.

Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar.

Penguen yüzebilen, ama uçamayan tek kuştur.

Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir. Çünkü insanların ölümüne en fazla sebep olan hayvandır.

Hipopotamlar ağızlarını içine 1.20 cm.’lik bir çocuğun sığabileceği kadar geniş açabilirler.

Tüm dünyadaki kedi ve köpekler yılda 11 milyar dolarlık mama tüketiyorlar.

Bir sineğin hızı saatte sekiz kilometredir.

İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür.

Kedi ve köpekler insanlar gibi ya sağ ellerini çok kullanırlar ya da sol.

Kirpiler suda batmaz.

Develerin üç tane kaşı vardır.

Bir ıstakoz, ancak yedi senede, yarım kilo alabilir.

Salyangozların 25.000 civarında dişi vardır.

Mavi yunusların kalbi dakikada sadece dokuz kere çarpar.

Köpekbalıklarının kansere karşı bağışıklığı vardır.

Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır.

Büyükçe bir yunus günde iki ton yiyecek tüketir.

Istakozların kanı mavi renktedir.

Filler ortalama olarak günde iki saat kadar uyurlar.

Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar.

Kediler şeker tadını ayırt edemezler.

Amerika’da 58 milyondan fazla köpek vardır.

Eski Mısır’da kediler kutsal hayvan sayılıyordu ve öldükleri zaman insanlar saygılarını göstermek için kaşlarını kazırlardı.

Zürafaların ses telleri yoktur.

Bu sayfadaki bilgiler değişik internet sitelerinden derlenmiştir.

GERIATRI – YAŞLILIK

Yaşlılık insanlarda olduğu gibi ev hayvanlarında da problemlere neden olur.Geriatri yaşlılığa bağlı olarak oluşan sağlık problemlerini ve bunların tedavilerini inceleyen bir bilim dalıdır. yaşın ilerlemesi, fizyolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle canlı organizma normal görevlerini yavaş yavaş yapmakta zorlanmaya başlar.Bu durum dostlarımızın hastalıklara karşı daha hassas olmasına neden olurken dokularının kendilerini yenileme hızında da azalmalara neden olmaktadır.

     Henüz yaşlanmanın altında yatan nedenler tam olarak ortaya konabilmiş değil. Bu konuyla ilgili en geçerli teoriler hücrelerin çok fazla parçalanmaları, genlerin erimesi gibi pek çok teori geliştirilmiştir.

    yaşam süresini etkileyen pek çok faktör vardır. Bunlardan en önemlileri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

YAŞAM SÜRESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

GENETİK Küçük ırk köpekler büyük ırk köpeklerden daha uzun süre yaşarlar.Melez köpek ırkları,saf köpek ırklarına göre daha uzun yaşamaktadırlar.
BESLENME Şişman hayvanlar,Zayıf olanlara oranla daha kısa ömre sahiptirler.Yüksek yağ ve/veya düşük lif içeren mamalar hayvanların yaşam süresini kısaltır.
ÇEVRE Ev dışında bakılan hayvanlar,ev içinde bakılanlara göre daha kısa bir yaşam sürmektedir.Kırsal kesimde yaşayan hayvanlar,şehir ortamında yaşayanlara göre daha uzun ömürlü olmaktadır.

kısırlaştırılmış hayvanlar,kısırlaştırılmamış olanlara göre daha uzun süre yaşamaktadırlar.

KEDİ VE KÖPEKLERİN YAŞLI OLARAK KABUL EDİLDİKLERİ ORTALAMA YAŞ DÖNEMİ

Gurup Olgun dönem kilosu Ortalama Geriatri yaşı
Küçük köpek ırkları 0-9 kg 11,48±1,85 yıl
Orta büyüklükte köpek ırkları 9,5-23 kg 10,90±1,56 yıl
Büyük köpek ırkları 23,5-41 kg 8,85±1,38 yıl
Dev köpek ırkları 41 Kg ve Üstü 7,46±1,94 yıl
Kediler 11,88±1,94

 

 

not: Yukarıdaki veriler İVHO dergi 2/3 sayısından alınmıştır.

Düzenli olarak beslediğiniz dostunuzun kontrollerini yaptırdığınızda ilerleyen yaş dönemlerinde sizi pek bir süpriz beklemez. Çünkü veteriner hekiminize yaptığınız ziyaretlerde hekiminiz size gelecekte nelerin sizleri beklediği hakkında gereken bilgileri vererek sizleri zaten yönlendirecektir. Buda sizin  yaşlılıkta süpriz yaşamamanızı ve gereken hazırlıkları ona göre yapmanızı sağlayacaktır. Pek çok kişi yaşlılıkla ilgili yanlış fikirlere sahiptir. mesela yaşlılıkta gözlerde katarakt oluşumunun normal kabul edilmesi gibi. ? oysa katarakt başlı başına yaşlılıkla alakası olmayan bir hastalıktır ve tedavisi olan engellenebilen bir hastalıktır. yine yaşlılıkla bağlantılı olduğu sanılan bir hastalık olan ve köpeklerde ağrılarla seyreden eklem iltihaplarının da  yaşlılıkla pek alakası yoktur.

Yine yaşın ilerlemesiyle oluşabilecek kalp rahatsızlıkları önceden yapılacak kontrollerle daha başlangıçta yakalanıp ortadan kadırılabilir. kalp büyümesikalp yetmezliğiDiabetler(Şeker Hastalığı)Romatizmal ağrılar, bu hastalıklar gurubundan sadece bazılarıdır.

Dostunuzun düzenli olarak yapılacak kontrolleri onun kısa hayatının son dönemlerini gayet rahat bir şekilde geçirilmesini sağlayabilir. bunu asla unutmayınız.

Kedi ve Köpeklerde Bandaj ve Direnaj Uygulamaları AÇIK YARALARIN BANDAJI

Büyük yaralar ciddi doku kayıplarına ya da kontaminasyonlara neden olabilirler. Genellikle primer ya da sekonder iyileşme gerçekleşene kadar açık yara tedavisi gerektirirler. Uygun bandaj uygulamaları yaraların en uygun ortamda iyileşmelerine yardımcı olur. Aynı zamanda ikinci aşama olan epitelizasyon ve kapanma için gerekli olan gerginliği de sağlarlar.

BANDAJIN KATMANLARI: Bir bandaj üç katmandan meydana gelir ve her biri dokuya yakınlığı ve de işlevi bakımından farklılıklar gösterir.

BİRİNCİL (TEMAS) KATMAN : Birincil katman steril olmalı ve hayvan yatarken de hareket halindeyken de yara ile bitişik durmalıdır. Yaranın tüm yüzeylerine değmeli ve okluziv bandajların aksine ikinci katmana sıvı geçişini sağlar nitelikte olmalıdır. Yaranın tipine göre birinci katman dokuların ayrılmasında, ilaçların ulaştırılmasında, exudat akışının sağlaması ya da yaranın kapatılması gibi görevleri vardır. Eğer birincil katmanın dokuya yapışması isteniyorsa dışına geniş bir malzeme ile destek vermek faydalı olacaktır. Eğer yapışmayan bir katman söz konusu ise dolgu maddeli bandaj tercih edilmelidir. Bu amaçla piyasadaki ürünlerden kullanılabileceği gibi oklüziv bandajlar da tercih edilebilir. Bunun nedeni granulasyon dokusunun epitelizasyonu aşmasını, yani deri kapanmadan iyileşmesini engellemektir.

İKİNCİL (ORTA) KATMAN: Enfeksiyöz etkenlerin , eksudatın ve debrisin uzaklaştırılması, lavaj, kemoterapötiklerin etkinlikleri açısından faydalıdır. İkinci katmanda serum, kan , eksudat, nekrotik debris ve etkenler emilir. Eğer sıvının buharlaşması da sağlanıyorsa bu yolla bakteri üremesi başarılı bir şekilde geciktirecektir. Bandajın değiştirilme sıklığı yaranın akıntısına ve ikinci katmanın emiş gücüne bağlı olarak değişir. Buna göre ilk günlerde bandajlar daha sık değiştirilmelidir. Önemli olan bandajın ikinci katman emiş gücünü yitirmeden değiştirilmesidir. Eğer dış katman ıslanacak olursa kontaminasyon riski de artacaktır. Bu nedenle ikinci katman maksimum emiş güzüne sahip olmalıdır. Yeterince dolgu malzemesinin oluşu hem emiş hem de destek etkisi göstererek yara iyileşmesinde büyük fayda sağlayacaktır.

ÜÇÜNCÜL (DIŞ) KATMAN: Öncelikli olarak bandaj malzemelerini bir arada tutar ve özellikle atelli (cebireli) uygulama mevcutsa yaralı bölgeyi immobilize eder. Veteriner bandajlarında genellikle cerrahi flaster kullanılır (tercihen su geçirmez, nefes alabilir, elastik). Nefes alabilen band sıvı buharlaşmasına olanak tanır ve bölgeyi istenen kurulukta tutar. Ancak dışarıdan gelen sıvılar ile bakteri girişine müsaade edebilir. Su geçirmeyen flasterler dışarıdan sıvı girişine engel olur fakat uygun olarak uygulanmazsa içerideki sıvı da orada kalacaktır.Bu nedenle eksudatı fazla olan yaralarda kontrendikedir. Elastik yapışkan flaster; baskı, ve immobilizasyon sağlar. Eğer bir yaranın belirgin bir direnajı ve eksudat emilimi varsa bu büyük oranda badajın etkisindendir. Üçüncül katman sadece katmanların sıkı bir şekilde durmasını sağlayacak gerginlikte olmalıdır. Birincil ve ikincil katmaların arasında gevşeklikten kaynaklanan bir boşluğun varlığı yarada sıvı birikimine neden olur ki bu da doku maserasyonuna (çürüme) neden olur. Eğer son katman çok sıkı olursa bu ikincil katmanın emiş kapasitesini ve dokunun kanlanmasını azaltacaktır. Bu nedenle sıkılık çok iyi ayarlanmalıdır.Bandaj uygulamasından sonra lokal şişmelere karşı gözlenmeli, gerekirse bandaj gevşetilmelidir. Son olarak yapıştırıcı flaster ile bandaj sabitlenir ve deriden kaymaması sağlanır. Flasterin deriye ve/veya kıllara yapışmasını sağlamak için masaj yaparak bir dakika kadar ısıtılır.

İYİLEŞMENİN FARKLI SAFHALARINDA KULLANILAN BANDAJ MALZEMELERİ VE TEKNİKLER YANGI SAFHASI

Kontamine ya da enfekte yaralar cerrahi olarak genişletilmeli ve bol miktarda lavaj uygulanmalıdır. Yapıştırıcı etki gösteren temas katmanı ( kuruya kuru ya da ıslağa ıslak ) tercih edilmelidir. Daha geniş yarıklarda yapışkan gazlı pedler, debris oluşumunu, yabancı cisimlerin ve nekrotik materyalin uzaklaştırılmasını sağlar. Bandaj değiştirildiğinde bu etkenler de uzaklaştırılmış olacaktır. Pamuk dolgulu gazlı bezler iyileşme sürecinde yabancı cisim etkisi yaratacağından tercih edilmemelidir. Genel kural olarak yoğun eksudatlı yaralarda kuruya-kuru bandaj kullanılmalıdır. Viskoz bir eksudat söz konusu ise ıslağa-kuru bandaj uygulanmalıdır. Yapışan bandajlar daha çok 3.-5. günlerde kullanılmalıdır. Bundan sonra nekrotik doku ve debrisin büyük kısmı uzaklaşmış olacaktır. Kısmi genişletme her bandaj değişiminde nekrotik dokuların alınması şeklinde uygulanabilir. Jel uygulamaları ise farklı bir prensiple çalışırlar. Yarada oluşan jel bakterilerin ve nekrotik dokunun uzaklaştırılmasına yardımcı olur.

KURUYA KURU BANDAJ: İlk katman olarak kuru geniş gazlı pedler kullanılır. Böylece nekrotik dokunun, yabancı cisimlerin ve çok miktardaki yoğun eksudatın uzaklaştırılmasını sağlar. Emici bir ikincil katman ile birlikte sıvı buharlaşmasına izin veren bir dış katman uygulanmalıdır. Nekrotik doku ve yabancı cisimler kuru gazlı beze iyi yapışırlar. Bandaj, eksudat iki katman tarafından emilene ve birinci katman yaraya yapışana kadar kalmalıdır. Eğer bandaj alındığında debris ya da nekrotik doku varsa cerrahi olarak uzaklaştırılmalıdır. Kuruya kuru bandajın dezavantajları canlı hücrelerin de nekrotik dokuların beraberinde kısmen uzaklaştırılması ve bandaj alınırken ağrı oluşumudur. Temas katmanının uzaklaştırmadan önce serum fizyolojik ile ıslatılması ağrıyı azaltılabilir. Oda ya da vücut sıcaklığı ile birlikte %2lik epinefrinsiz lidokain de endikedir. Bazı bandaj değişimlerinde sedasyon gerekebilir. Bandaj kuruduktan sonra değiştirilecekse, bu işlem mutlaka gün aşırı yapılmalıdır.

ISLAK KURU BANDAJ: Geniş gazlı pedler steril FTS ya da antiseptikle yumuşatılır ve nekrotik dokusu yumuşamış, yabancı cisimli, visköz eksudatlı dokuya yapıştırlır. Islatmak için kullanılan sıvının hafifçe ısıtılması daha az ağrıya neden olacaktır. Emici ikincil katman yerleştirilir ve poröz dış katman sıvı buharlaşmasını sağlayacak şekilde uygulanır. Temas katmanındaki sıvı visköz eksudatı sulandıracak, böylece tüm eksüdat ikinci katman tarafından emilebilecektir. Bandaj kurudukça nekrotik doku ve debris birinci katmana yapışır ve değiştirilirken uzaklaştırılmış olur. Kuruya kuru bandajlarda olduğu gibi değişimde ağrı şekillenebilir. Aynı şekilde ılık FTS ya da lidokain kullanılabilir. Eğer bandaj uzun süre ıslak kalırsa bakteriyel üreme riski artacaktır. Daha uzun süre ıslak kalırsa doku maserasyonu şekillenir. Islak bir çevre bakterilerin hareketlerini de kolaylaştıracağından enfeksiyonun yayılması da kolaylaşır. Eğer bandaj çok ıslaksa çevreden bakteriyel kontaminasyon oluşma riski de göz önünde bulundurulmalıdır. Kuruya kuru yada ıslak kuru bir bandaj uzaklaştırılırken, birincil katman tamamen kuru olmasa da bandaj alınabilir. İyi kötü bir nemlilik bulunmalıdır. Kuruluk yeni ıslatılmış bir gazlı bez ile kıyaslanabilir.

DERİ BENZERİ JEL BANDAJLAR: Kalsiyum aglinat örtüleri örgü dokuya sahip değildir. Bu pedler belli başlı deniz yosunlarından elde edilen doğal liflerden üretilirler. Yaraya yerleştirildiklerinde jel forma dönüşürler. Kuvvetli hidrofilik yapıya sahiptirler ve ciddi eksudatlı yaralarda dahi endikedirler. Yaradan sıvının emilmesi ile örtüdeki kalsiyum, yaradaki sodyum ile yer değiştirir ve sıvı sodyum alginat jeline dönüşür. Bu jel bakterilere tuzak oluşturarak uzaklaştırıldığında beraberinde bakterilerin de dokudan ayrılmasını sağlar.Kas kemik yada tendo dokularının açık olduğu yaralarda kullanılmamalıdır. Eğer yeterli sıvının üretilmediği yara ya da dokulara uygulanırsa oluşacak olan kalsiyum alginat eskarı (nekrotik dokusu) daha ciddi komplikasyonlara yol açabilir.

TOPARLAMA SÜRECİ

Toparlama sürecinde kullanılacak bir teknik de yapışkan olmayan ve yarı okluziv nitelikli bandajlardır.Bu safha sağlıklı granülasyon yatağının ve yara kenarlarından epitelizasyonun oluşumu olarak tanımlanır. Yarı okluziv bandajlar yara yüzeyini nemli tutarken sıvı girişine de kısmen engel olurlar. Bu optimum yara iyileşmesini sağlayabilecek bir ortam yaratır. Yaraya yapışmayan birincil katman sayesinde yeni oluşan doku zarar görmeyecektir. Bu bandajlar gazlı pedler ve ilaçlarla hazırlanabilir. Ek olarak piyasada bunu sağlayan pek çok ürün mevcuttur. Her üretici ilk katmanın yapışmaması için farklı tasarımlar oluşturmuştur. Sünger dolgulu gazlı bezler petrolatum ile birlikte yarı okluziv ve yapışma yaratmayacak şekilde uygulanabilirler. Bu tarz pedler otoklavda sterilize edilmiş süngerli pedlerin petrolatum ile kaplanması ile elde edilebilirler. Petrolatum yer çekiminin de etkisiyle süngere iyice işler. Her ne kadar bu bezlerin üst kısımları çok işlevsel olmasa da alt kısımları yarı okluziv etkiyi oluşturabilir. Ek olarak bu uygulamanın faydalarının yanında epitelizasyonu engellediği ortaya çıkmıştır. Polietilen glikol gibi maddeler içeren plasterlerin bu gibi bir etki göstermediği açıklanmıştır. Ayrıca hidrofilik yapılarından dolayı bu bandajlar nonhidrofil olan türdeşlerinden, sıvı çekme açısından daha başarılıdırlar. Polietilenglikol dermatolojik kremlerde de bulunan bir maddedir. Bilindik polietilenglikol içeren veteriner preparatı da nitrofurazon içerir. Piyasadaki yapışmayan yarı okluziv pedlere ek olarak, poliüretan türevi süngerler de mevcuttur. Nemli bir ortam sağlarken aynı zamanda fazla sıvıyı emerler. Yüksek miktardaki emici yapısından dolayı bandajın sık değiştirilmesi gerekmez. Aynı zamanda sıvı ilaç formları ile müdahale etme olanağı sunar.

OKLUZİV TASARIMLAR

Okluziv tasarımlar yaraların iyileşme safhasında da kullanılabilirler. Bu örtünün hidrokolloid yüzeyi, yaradaki sıvı ile alışveriş sonucu hidrokolloid jel oluşumunu sağlanmaktadır. Her ne kadar bu jel epitelizasyonu engelleyici etki gösterse de yara kenarlarına tutunarak yara kontraksiyonlarını azalatır. Bu malzeme sadece iyileşme sürecinde ve iyi bir granülasyon yatağı oluştuktan sonra kullanılabilir. Bandaj 2-3 gün kalabilir. Eğer doku maserasyonu gözlenirse bu sistem yarı okluziv sistem ile değiştirilmelidir. Hidrojel örtüler de yara epitelizasyonunun desteklenmesinde kullanılabilir. Hidrojel örtü ince bir hidrofilik polietilen oksit kompozittir ve iki sentetik yaprak arasında bulunur. Hidrojel, çevre dokuya yapışmadan yaranın sıvısını alır. Hidrokolloid jelden daha az engelleyici etkiye sahiptir ve daha kolay temizlenir. Aynı zamanda enfekte olmayan dokularda eskarı yumuşatıp uzaklaştırılmasını sağlar.

BASKI BANDAJLARI

Her ne kadar açık yaralarda ufak çaplı kanamaların önüne geçilmesi için kullanımları elzem de olsa uygulama sürelerine dikkat etmek gerekmektedir. Yara ödemi oluşumunun kontrolünde yardımcı olurlar ve daha çok pasif ödeme karşı endikedirler. Aynı zamanda taşkın granülasyon dokusu oluşumunu engellerler. Boşluk oluşumunun engellenmesi ve yaralı dokunun immobilizasyonunda da kullanılmaktadırlar. Elastik bir materyal kullanılmadığı sürece yara üzerinde pamuk ve benzeri malzemelerle sürekli bir basınç oluşturmak çok zordur. Pamuk ve benzeri maddeler kullanıldıklarında kısa bir süre için baskı unsuru oluştururlar. Bu dezavantaj dış plasterin gergin uygulanması ile engellenmeye çalışılsa da bu sefer yaranın kanlanması aksar . Elastik malzemelerle yapılan bandaj hasta her hareket ettiğinde dinamik bir baskı oluşacaktır. Elastik materyaller kullanılmış olsa bile yine de damar bozuklukları, doku kayıpları ve felç gözlenebilir. Hem hasta sahibi hem de veteriner hekim; bandajın uygulandığı bölgede ödem, hipotermi, siyanoz, kuruluk, hissizlik oluşumuna dikkat etmelidir. Eğer hayvan bandajı yalıyor ya da kaşıyorsa bandaj yenilenmelidir. Elastik bandajın uyguladığı kuvvet bandajın yapıldığı zamana, katmanve sarımların sayısına ve bandajın yapıldığı bölgeye göre değişir. Uygulanan bölgenin çevresi ne kadar kısa ise baskı da bir o kadar çok olacaktır. Bu nedenle bölgenin kalınlığına göre gerginliğe dikkat etmek gerekir.

BASINÇLI- GEVŞEK BANDAJLAR

Bandajın yapılacağı yüzeyin de baskı üzerinde etkisi vardır. Yüzey ne kadar dışbükey olursa basınç da o kadar yüksek olacaktır. Dışbükey yüzeye dolgu malzemesi eklenmesi bölgeyi daha da kavisli yapar. Bu durum dışbükey bir yüzeydeki açık yaranın tedavisinde sorun yaratacaktır. Dolayısıyla yaranın üzerine eklenecek olan koruma amaçlı dolgu madesi iyileşmeyi daha da yavaşlatacaktır. Bu tarz bölgelerde baskı azaltıcı bandajlar endikedir. Halka şeklindeki süngerimsi dolgulu bandajlar, kemik ve eklem üstü bölgelerde tercih edilebilir. Bu bandajlar havlu benzeri bir bezin rulo haline getirilip bantlanması ve halkalar şeklinde kesilmesi sonrasında yara delik kısma gelecek şekilde yerleştirilir ve bandaj yapılır. Bu bandajlar arka bacakların distal kısımlarındaki kemikli bölgelerde endikedir. Boru izolasyon bandajları olecranon gibi çıkıntılı bölgelerde kullanılabilir. Boru izolasyon süngerinin ikiye bölünmesi ve lezyonun çevresine konması ile bandaj yapılabilir. Humeral bölgenin anterior kısmında borular bağlanmadan önce ek bir dolgu gereklidir. Bu dolgu maddeleri hayvanın eklemini bükmesini ve sternal bölgenin olecranona baskı yapması engellenmiş olur. Bandajın kaymasını engellemek zor olabilir. Bunun için humeral ekleme bir bağlantı yapmak faydalı olacaktır. Sabitlemenin esas amacı dolgu malzemesinin yerini korumaktır. Ön ayaklarda bandaj sadece posterior olarak uygulanır. 5 cmlik bir fark bırakılarak yeterli sayıda turda bandaj humeral ekleme sabitlenebilir. Dışarıda bırakılan açık uçların yapışkan tarafları birbirine ters olacak şekilde sonlandırılması ve bandajın dışına yapıştırılması sonucu kayma önlenebilir. Aynı zamanda hayvanın sırtından da birkaç tur atılarak sabitleme kesinleştirilir. Sonuç olarak yara üzerinde bir baskı oluşmamış ve ilaçların uygun bir şekilde uygulanması sağlanmış olur. Cebireler de aynı zamanda kullanışlı olabilirler. Ön bacağın kranial yüzeyine uygulanacak bir cebire ile radiohumeral eklem etkisiz hale getirilmiş olur. Rutin bir bandaj humeral eklemin etrafına uygulanır, aluminyum cebirelerden uyun bir parça hazırlanır ve istenilen şekil verilerek bandaja sabitlenir. Diğer bir cebire tekniği de sentetik hazır malzemelerin uygulanmasıdır. Humerusun ortasından başlayarak karpal bölgeye getirilir ve dış katmanın bandajı ile sabitlenir. Boru yalıtım bandajı , kavisli cebire ve fiberglas cebireler sternumun oluşturacağı baskıyı da engellemiş olur.Baskıyı azalatacak bir bandaj işiadik tuberositaslara iki taraflı yapıştırılarak uygulanabilir. Bu cebireler hayvanın vücudundan uzundur ve oturmasını engellerler.

MOBİLİZASYON IMMOBİLİZASYONA KARŞI

Bir yara iyileşirken hareketli mi yoksa sabit mi olmalıdır. Yaranın tipi ve yeri bu kararın verilmesinde çok önemlidir. Hareketliliğin sağlanması dokuların negatif nitrojen basıncını düşürdüğü, dolaşımı desteklediği, enfeksiyonla mücadelede yardımcı olduğu ve yapışmaların gevşemesine yardımcı olduğu için tercih edilir. Aynı zamanda daha iyi yara direnajı sağlar ve osteoporozis ile eklem katılığını engelleyebilir. Sabit bir bandaj ortopedik sorunların varlığında kullanılır.Ortopedik destek vermelerinin yanı sıra olecranon , calcaneus çıkıntısı, cubital ve tarsal eklemlerin fleksor yüzlerinde de iyileşmeyi destekleyebilir. Aynı zamanda bakteriyel ilerlemeyi azalatır ve enfeksiyon riskini indirger. Diğer faktörler arasında hastanın kollajen formasyonu sırasında daha rahat etmesi söz konusudur. Ayrıca akıntının kontrolünde de rol oynarlar. Cebirenin boyuna kesilmesi akıntıya izin verir ve bandaj değişimi mümkün olur. Cebirenin sadece yarısının, yaranın aksi tarafına yerleştirilmesi de hareketsizliği sağlar. Bu tarz yarım cebireler basınçlı bandajlarda basıncın etkisini de artırır. Örtü değişimlerde hareketsizlik bozulmayacak şekilde tasarlanabilir. Bu tarz immobilizasyona Mason metasplintler örnek teşkil eder. Eklemlerin fleksiyon ve ekstensiyon bölgelerindeki yaralarda bu immobilizasyon tekniği endikedir olumlu etkilenirler. Çünkü her harekette yara ağızlarının açılması söz konusudur. Geniş yaralar eklem deformitesi sağlamayacak şekilde sağaltılmalıdırlar. Bu gibi yaralara açık yara olarak müdahale edilirse yara iyileşmesi sonucu eklem deformitesi şekillenebilir. Bir diğer kullanım alanı da axiller bölgedir. Ön bacakların hareketleri yara iyileşmesini geciktirecektir. Bu yaralarda Velpeau bandajları tercih edilmelidir.

YARA DİRENAJ TEKNİKLERİ ENDİKASYONLARI

Yaralar en iyi kendileri direne olsalar da genellikle erkenden kurumamaları istenir. Genel olarak şu durumlara dikkat edilmelidir. – apse boşluğu varsa – yabancı cisim ya da şüpheli doku canlılığı varsa – ciddi kontaminasyon söz konusuysa (anal bölge yaraları gibi) – cep oluşumu engellenmek isteniyorsa. Daha spesifik olarak veteriner cerrahide dermisin yarıldığı ısırık yaralarında, gevşek derili laserasyonlarda, mastektomi bölgelerinde, geniş yarıklı yaralarda, seromalarda, auricular hematomlarda, dirsek bölgesindeki ve işial higromalarda kullanılırlar.

DİREN TİPLERİ VE TEKNİKLERİ

Kullanılacak olan malzeme nispeten yumuşak, tepkimeye girmeyen nitelikte ve radyopak olmalıdır. Penrose direnler yumuşak ince lateksten üretilir ve silindir şeklindedirler. Tüp direnler; kauçuk, plastik tüp ya da kateterlerden daha kalın çeperlere sahiptirler ve bu nedenle ince direnler kadar çabuk kollabe(yüzeylerin yapışarak iç boşluğun kapanması) olmazlar. Çok lümenli direnler bir lümenden sıvı akışı olurken diğerinden hava girişi sağlayarak akıntının daha kolay çıkmasını sağlarlar. Direnler pasif ve aktif olmak üzere ikiye ayrılırlar. Pasiflere örnek olarak tek lümenli yatay, tubüler ve çok lümenli direnler gösterilebilir. Bu direnler basınç değişimi, sıvının yoğunluğu ve yerçekimi yani akışkanların mekanik prensipleri ile çalışırlar. Aktif direnajda bir pompa vasıtasıyla bu emiş sağlanır.

PASİF DİRENLER YATAY DİRENLER (PENROSE DİRENLER)

¼ ile 2 inch çap ile 12-36 inch uzunlukta olabilirler. Mekanik aktiviteleri kapillarite ve yerçekimi prensiplerine dayanır. Diren fenestrasyonu dış ortam ile ilişkiyi arttıracağından tercih edilmemelidir. Penrose direnler yabancı materyallerin dışarıya akışlarını sağlar.Böylece ölü boşluk oluşumu engellenir. Penrose direnler kolaylıkla sterilize edilebilirler, kolay uygulanırlar ve çok az yabancı cisim etkisi yaratırlar. Her ne kadar lateks yol boyunca fibröz aktiviteyi hızlandırsa da, uygun bir teknik oluşu abselerin direnajlarındaki etki ile barizdir. Yumuşak ve ince olduklarından çevre dokulara ve damarlara zarar vermezler.

TEK ÇIKIŞLI DİRENLER

Penrose direnler yaranın distal kısmına yerleştirilebilirler. Bu tarz bir diren yerleştirilirken bölgedeki kıllar mutlaka kesilmelidir. Direnin uzunluğu yerleştirilirken bilinmeli ve çıkarıldığındaki uzunluk ile kıyaslanmalıdır. Prokisimal uç mümkün olduğu kadar ileri bir bölgeye ve tek bir tarafa bakacak şekilde yara kapatılırken yerleştirilir. Bu ucu buraya sabitlemek adına emilmeyen iplikle tek bir dikiş atılır. Direnden alınmadan önce mutlaka bu sabitleme dikişi alınmalıdır. Diren yerleştirilirken mümkün oldukça dik ve büyük damarlardan uzak olduğundan emin olunmalıdır. Diren asla dikiş bitiminden çıkmamalı biraz daha aşağısından bir ensizyon ile diren için çıkış hazırlanmalıdır.Bunun için hemostatik pens ile yara bitiminden sağlam derinin altından ilerlenir ve ensizyon gerçekleştirilir. Ensizyon direnaja izin verecek genişlikte olmalıdır, genellikle diren çapının 1,5-2 katı genişlik yeterlidir. Diren küçük bir dikişle yara ağzına dikilerek sabitlenir. Yara kapandıktan sonra, diren ile yara ağzının teması engellenmelidir. Bu yine sabitleyici dikiş ya da uzantısının doğru yerleştirilmesi ile sağlanabilir. Direnin dikiş ile birlikte dokuya girmemesine dikkat edilmelidir. Aksi takdirde dikişler alınmadan direnin alınması ciddi komplikasyonlar oluşturabilir. Hali hazırda kapalı bir yaranın (apseler gibi) direnajı gerekiyorsa uzun bıçakları olan Doyen makası gibi bir alet ile yaranın en ucuna ulaşılır. Makasın ucu palpasyon nirengisi olarak kullanılır ve deri bütünlüğü bozulmadan dikiş atılır. Penrose direnler derin yaraları direne etmek için kullanılabildikleri gibi derin cep oluşumuna karşı dikkatli olunmalıdır. Derin yaralarda genişletme, lavaj , kültür ve biyopsi amaçlı uzaklaştırıcı cerrahi müdahaleler gereklildir. Distal açıklıklı bu tarz yaralarda bu yol izlenmelidir. Direnler steril emici örtüler ile örtülmeli ve kontaminasyon engellenmelidir. Bandajlar da aynı zamanda dokuların zarar görmesini engeller. Bandaj sıklıkla değiştirilerek eksudat uzaklaştırılmalıdır. Direnin çıkış bölgesi değişim sırasında temizlenmelidir. Diren çıkışının yaraya uygulanan ilaçlar ile tıkanmaması sağlanmalıdır.

ÇİFT ÇIKIŞLI DİRENLER

Penrose direnler aynı zamanda yaranın distal ve proksimal ucundan da çıkacak şekilde uygulanabilirler. Çıkış noktalarından dikişlerle sabitlenerek içeri girişleri engellenir. Yaranın antibiyotik ya da antiseptiklerle temizlenmesi gerekirse bu sistem çok faydalı olacaktır. Genellikle ciddi kontamine yaralarda kullanılırlar. Yaranın lavajı esnasında solusyon yaranın heryerine ulaşamayabilir. Ancak masaj ya da çıkışın kapatılması ile yara debrisi hidrostatik basınç ile yayılacaktır. Diğer bir kullanım alanı da ölü boşlukların kapatılmasıdır. Diren en bağımlı yere yerleştirilir ve yerine göre vücudun arka tarafından dahi çıkış verilerek bölge direne edilebilir.

SİGARA DİRENLERİ VE KAYIŞ DİRENLER

Sigara direnleri penroz direnlerin gazlı bez içeren tipleridir. Bez kapillariteyi arttırır ve daha hızlı direnaj sağlar. Bu direnler büyük apselerin direnajlarında sıklıkla kullanılırlar.

TÜP DİRENLER

Kauçuk ya da plastik direnler tüp direnler olarak kullanılabilirler. Bu silindirik tüpler yatay direnlerden daha kalın çeperlere sahiptirler. Eğer cerrah tüp üzerinde daha fazla delik istiyorsa bu delikler oval olarak ve tüp çapının 1/3ünden daha büyük olmamak şartıyla açılabilir. Yatay direnler ile çalışma mekanizmaları hemen hemen aynıdır. Fenestre direnler hem içeriden hem de dışarıdan direnaj yapabilirler ve emici bir mekanizmaya bağlanabilirler. İrigasyona olanak sağlarlar. Pahalı değillerdir ve kullanıma hazırdırlar. Plastik tüpler kauçuk olanlardan daha az reaksiyon oluştururlar. Bir dezavantajları çok sert olmaları nedeniyle hastayı postoperatif dönemde rahatsız etmeleridir. Bu direnler debris ile tıkanabilirler, bu nedenle düzenli olarak temizlemek gerektiği düşünülmelidir.

AKTİF DİRENLER AÇIK EMİCİ DİRENLER

Çok lümenli bir direne vakum uygulanırsa yaraya bir yandan hava girerken sıvı çıkışı sağlanmış olur. Her ne kadar direnaj süresini azaltsa da dış ortamdan çok miktarda hava gireceğinden enfeksiyon riski artacaktır. Bu kontaminasyon riskini azaltmak için bakteri filtreleri hava girişine eklenebilir.

KAPALI EMİCİ DİRENLER

İçeri hava girişinin bulunmadığı direnlerdir. Bu sistem direnaj akışının sürekliliğini sağlar ve tüpün tıkanmasını engelleyerek yara irigasyonu ihtiyacını ortadan kaldırır. Bu sistem yerçekimi ya da kapillariteye ihtiyaç duymaz. Ama buna rağmen nekrotik doku ve yabancı cisimlerle tıkanma riski söz konusudur. Pek çok kapalı emici direnaj sistemi piyasada mevcuttur. Bir bandajda uygulandıklarında sürekli akış hatta baskı sağlarlar. Eğer tek yönlü bir valf kullanılmadıysa sıvı yaranın içine tekrar girebilir. Yaranın ve seçilecek malzemenin boyutları iyi hesaplanmalıdır. Ucuz ve basit bir sistem kelebek kateter kullanılarak yapılabilir. Tüp içeri de kalacak şekilde yerleştirilir ve kelebek vakumlu bir tüpe bağlanarak emiş sağlanır. Tüpün sokulacağı punksiyon tüp çapıyla aynı olmalıdır ve dokuya emilemeyen bir dikiş ile sabitlenmelidir. Yara kapatıldıktan sonra tüpe bağlanır ve uygun bandaj uygulanır. Eğer diren deri grefti ile birlikte uygulanacaksa tüpün bitiş noktası derinin bitimi ile birlikte olmalıdır. Basit bir agraf tel ile deri tüp ve dokudan geçecek şekilde sabitlenir. Bu sayede tüp doku vaskülaritesini bozmamış olur. Bu sistemin bir modifikasyonu da farklı boyutlardaki enjektörlerin kullanımları ile mümkündür. Kateter yaraya uygulandıktan sonra kateterin solunda bulunan Luer-Lok eklenir. Emici güç, istenen seviyede tüp kollabe olmadan vakumu sağlayacaktır. 16-18 numara bir kanül de enjektörün istenilen seviyede kalmasını sağlar.Farklı noktalardaki sabitleme farklı basınçlar uygulayacaktır.Büyük miktarlardaki emiş için 30mllik bir enjektör uygun olacaktır. Kapalı emici sistemler yaranın ve örtünün kuru kalmasını sağlar. Bakteriyel ilişkiyi azalatır. Sürekli direnaj sağlayarak iyileşme süresini kısaltırlar. İrrigasyona olan ihtiyacı azaltırlar ve komplikasyonları daha azdır. Deri greftleri ile birlikte kullanıldıklarında greftin deriye tutunmasını arttırırlar. Erken vaskülarizasyonu sağlayarak yara yatağı oluşumunu desteklerler. Gerekli olduğu sürece değiştirilebilirler ve sıvı miktarı ile enfeksiyon varlığına işaret edebilecek belirtilerin saptanmasını sağlarlar. Sistemin bir dezavantajı , negatif basıncın dokuyu zedeleyebilecek olmasıdır. Yine de 10ml’lik tüpler her nekadar bandaj ile birlikte kolay uygulanabilseler de sıklıkla değiştirilmeleri gerekir.

DİRENAJ SÜRESİ

Direnin uzaklaştırılması için gereken süre oldukça değişkendir. Mümkün olan en kısa zamanda uzaklaştırılmalıdırlar.Klinik olarak sıvının azalmaya başlaması direnaja son verilmesi için iyi bir göstergedir.Genel olarak hematom oluşumunu engellemek için yerleştirilen diren 24 saat içinde alınabilir. Enfeksiyonlarda kullanılan direnler 3-5 gün enfeksiyon kontrol edilene kadar bırakılmalıdır. Higroma ve geniş seromalar için direnin uzaklaştırılması 10-14 gün sürebilir. Ciddi ısırık yaraları 4-6 ve mastektomiler de 4 gün yeterli olacaktır. Pasif direnlerin üzerine yaranın ve direnin korunması için uygun bir bandaj uygulanmalıdır. Yaradaki değişimler ancak bandaj değişimlerinde gözlenebilir. Akıntı eksudatif değil transudatif olmaya başlamalı ve iyileştikçe azalmalıdır. Bu kriterler elde edildiğinde diren de uzaklaştırılabilir.

KOMPLİKASYONLAR VE HATALAR

Deriye açılan direnlerin korunmasındaki başarısızlık ya da parçalanması görevini yerine getirmeden uzaklaşmasına neden olur. Yaranın içine kalması ya da kırılması mümkündür. Eğer kuvvetli yapışmalar oluştuysa çıkarılırken kırılabilirler. Azalan doku bağışıklığı nedeniyle enfeksiyon riski artacaktır. Belirli bölgelere ( aksiler ya da inguinal) yerleştirilen direnler vücut hareketleri ile hava girişine ve anfizeme neden olabilirler. Cerrahlar ne iyi cerrahi yöntemler yerine direni tercih etmeli ne de açık bırakılması gereken bir yaranın direnajında inatçı olmamalıdırlar.

KAYNAK: Fossum T.W. (2002): Surgery of the Integumentary System. In: Small Animal Surgery. Mosby, St.Lois, Missouri (134-145)

29.11.2006 18:17:21

SITMA NEDİR? NASIL BULAŞIR?

SITMA (PLASMODİUM SPP.) Sıtma Nedir?

Sıtma parazitlerin neden olduğu tropikal ve subtropikal birçok bölgede görülen yaygın ve yaşamı tehdit eden bir hastalıktır. Her yıl birçok uluslararası yolcu, hastalığın görüldüğü ülkeleri ziyaret ederken sıtmaya yakalanmakta ve 10 000’in üzerinde ziyaretçi ise eve döndükten sonra hasta olmaktadır.

Bir yolcuda sıtmanın yaygın olduğu bir bölgeden ayrıldıktan iki üç ay sonra görülen ateş, acil bir tıbbi durumdur ve derhal araştırılmalıdır. Nedeni Nedir? İnsan sıtmasına, tek hücreli Plazmodyum parazitinin dört farklı türü yol açmaktadır: Plasmodium falciparum, P.vivax, P. ovale ve P. malariae. Nasıl Bulaşır? Sıtma parazitleri; Anofel sineklerinin çeşitli türleri ile bulaşmaktadır. Bu sinekler tarafından ısırılan insanlara sinekler tarafından bulaştırılır. Hastalığın Seyri nasıldır? Sıtma; kuluçkada kalması 7 veya daha fazla gün süren akut ateşli bir hastalıktır. Bu yüzden, muhtemel bir sinek ısırığını izleyen ilk bir hafta içindeki ateşli hastalık sıtma değildir.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

Ateş, titreme, terleme ve baş ağrısı ve ileri dönemlerde sarılık, kan pıhtılaşma bozuklukları, şok, böbrek ve karaciğer yetmezlikleri gelişebilir. Merkezi sinir sistemi bozuklukları ve koma görülür. tropikal bölgeden yakınlarda dönmüş kişinin iki veya üç günde titreme nöbetleri, ateş,ve terlemenin görülmesi, sıtmanın en iyi belirtisidir. Sıtmaya ilk maruz kalma olasılığının yedinci günü ve son maruz kalma olasılığından iki ay sonrası (nadiren daha geç) arasındaki zaman diliminde ortaya çıkan ve açıklanamayan ateş durumlarında ilk olarak falciparum sıtması olasılığı düşünülmeli ve bu zaman aralığında ateşi çıkan bir kişi en kısa zamanda teşhis ve etkili bir tedavi için bir sağlık kurumuna başvurmalıdır. Erken tanı ve uygun tedavi hayat kurtarabilir.

Falciparum sıtması, eğer tedavi 24 saatten fazla gecikirse ölüme yol açabilir. Sıtma parazitleri için bir kan örneği incelenmelidir. Eğer ilk kan örneğinde parazit saptanmadıysa ve semptomlar hala devam ediyorsa, bir dizi kan örneği alınmalı ve 6-12 saat aralıklarıyla incelenmelidir. Hamile kadınlar ve küçük çocuklar; ağır ve komplike falciparum sıtmasına karşı daha da hassastırlar. Hamile kadınlarda sıtma görülmesi; anne ölümü, düşük, ölü doğum ve yeni doğan ölümü riskini arttırmaktadır.

Diğer Plazmodyum türlerinin yol açtığı sıtma formları daha hafif ve nadiren yaşam tehdit edicidir. (Ülkemizde Mayıs ve Ekim ayları arasında sadece Çukurova- Amikova ovalarında P. Vivax kaynaklı sıtma riski vardır.) Birçok ülkede sıtma durumu daha da kötüye gitmektedir. Falciparum sıtmasının önlenmesi ve tedavisi daha zor hale gelmektedir çünkü P. falciparum çeşitli sıtma önleyici ilaçlara karşı giderek direnç kazanmaktadır.

Sıtma Nerelerde Görülebilir?

Amerika’nın ortası ve güneyi, Asya ve Akdeniz bölgesindeki vakaların yaygın olduğu ülkelerdeki ana kentsel bölgelerde (varoşlar dahil değildir) sıtma bulaşması görülmez. Ancak, Afrika ve Hindistan’da başlıca kentsel bölgelerde de sıtma görülebilir. 1500 metrenin üzerinde hastalık riski genellikle daha düşüktür ancak uygun iklim koşullarında 3000 metreye kadar sıtma vakaları rastlanılabilir. Enfeksiyon riski mevsime bağlı olarak da değişebilir, en yüksek risk yağmurlu mevsimlerde bulunmaktadır.

Sıtmalı Yerlere Sahip Ülkeler ve Bölgeler Bu ülkelerin bazılarında, sıtma sadece bazı yerlerde veya bazı rakımlara kadar görülür. Sıtma birçok ülkede mevsimliktir. ( Sadece P.vivax riski olan yerler) Afganistan Etiyopya Nijerya Cezayir Fransız Guyanası Umman Angola Gabon Pakistan Arjantin Gambia Panama Ermenistan Georgia Papua Yeni Gine Azerbaycan Gana Paraguay Bangladeş Guatemala Peru Belize Gine Filipinler Benin Gine-Bissau Ruanda Bhutan Guyana Sao Tome ve Principe Bolivya Haiti Suudi Arabistan Botswana Honduras Senegal Brezilya Hindistan Sierra Leone Burkina Faso Endonezya Solomon Adaları Burundi İran İslam Cumhuriyeti Somali Kamboçya Irak Güney

Afrika Yolcular için riski nedir?

Sıtmanın yaygın olduğu bölgelerdeki bulaşma mevsimi boyunca, özellikle de geceleri sinek ısırmalarına maruz kalan ve bağışıklık kazanmamış tüm yolcular, klinik sıtma riski altındadır. İnsanlarda meydana gelen sıtma vakalarının çoğu; koruyucu ilaç rejimlerine uymamak veya uygun olmayan koruyucu ilaç kullanmaktan dolayı gerçekleşmektedir. Falciparum sıtması ölümcül olabilmektedir ve P. falciparum enfeksiyonuna yakalanan hastaların yaklaşık % 1’inin bu hastalıktan öldüğü tahmin edilmektedir.

Küçük çocuklar, gebe kadınlar ve yaşlı yolcular daha fazla risk altındadırlar. P. falciparum enfeksiyonu geçiren bir hastanın kurtulmasında etkili olan en önemli faktörler erken tanı ve uygun tedavidir. Kırsal alanlarda geceleri dışarıda uyuyan insanlar en fazla riske sahiptirler.

İnsanlar sıtmayı önlemede dört prensibine dikkat etmelidirler:

1. Risk, kuluçka süresi ve başlıca semptomların farkında olmalıyız.

2. Sinekler tarafından, özellikle de geceleri ısırılmaktan korunmalıyız.

3. Gerektiği yerlerde, enfeksiyonu baskılamak için sıtma önleyici ilaçlar kullanılmalı (kemoprofilaksi).

4. Sıtma riskinin bulunduğu bir bölgeye gittikten bir hafta veya daha sonra ateş görülürse, teşhis ve tedavi için acilen bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

Sinek ısırmalarına karşı kişisel koruma, sıtmaya karşı savunmanın ilk sırasını temsil eder.

Bu önlemler şunlardır:

-Böcek uzaklaştırıcılar,

-Sinek bobinleri,

-Böcek spreyleri,

-Koruyucu giysiler giyme.

-Sinek geçirmeyen ağlar kullanılmalıdır.

Sıtmadan Koruyucu İlaç Kullanım İlkeleri.

Çocuklar için dozaj çizelgesi vücut ağırlığına dayanılarak oluşturulmalıdır. Gidilecek yerlere en uygun sıtma önleyici ilaçlar, doğru dozajlarla hazırlanmalıdır. Günlük olarak alınması gereken sıtma önleyici ilaçların, riskli bölgeye varmadan bir gün önce alınmaya başlanması gerekmektedir. Varıştan bir hafta önce haftalık klorokin tedavisine başlanmalıdır.

Optimal koruyucu kan düzeylerine ulaşmak ve yan etki meydana gelmesi durumunda gitmeden önce olası alternatifleri göz önünde bulundurmak amacıyla, haftalık meflokin tedavisine varıştan en az bir hafta, tercihen iki-üç hafta önce başlanmalıdır. Sıtma riskinin bulunduğu yerlerde kalınan süre içerisinde kullanılan tüm profilaktik ilaçların içilmesinin değişmez bir düzenlilikte devam etmesi ve enfeksiyon riskini yaratan son sinek ısırması olayından sonraki 4 haftaya kadar sürmesi gerekmektedir, çünkü parazitler bu zaman dilimi içerisinde hala karaciğerden çıkabilmektedirler.

Kaynak : http://www.hssgm.gov.tr/?sf=sey_sitma&nerden=sey

Kuş gribi ile ilgili efsaneler, gerçekler…

DR. MUSTAFA ALTUNTAŞ

14.10.2005  CUMA

Kuş gribi ile ilgili efsaneler, gerçekler…

Ülkemiz kuş gribi ile maalesef tanıştı. Uzakdoğu’da 1997 yılında başlayan süreç çeşitli ülkelerde görüldükten sonra ülkemize de geldi. Türkiye bu süreçte hastalığın görüldüğü 25. ülke. Hastalık son olarak Rusya’da görüldükten sonra ülkemize de kısa sürede geleceği beklenen bir olaydı ve gelişin bu zamana kadar gecikmesi büyük bir şanstı.

Dileriz bu şansımız yine devam eder, yeni bir vakayla karşılaşılmadan bu tehlike sezonunu atlatırız. Hastalığın Rusya’da görülmesinin ülkemiz açısından önemi, sonbahar göçmen kuş hareketinin güzergahı ile ilişkilidir. Hastalık yalnızca göçmen kuşlarla bulaşmıyor, bulaşmaya aracılık edecek her türlü araç ve malzeme ile de gelmesi söz konusu. Konu uzmanları, bakanlık ve sektörün beklediği bu hastalık ne yazık ki sürpriz bir olay gibi büyük bir infial ve panik içerisinde karşılandı. Nedeni ise yeterli kamuoyu bilgilendirmesinin olmayışı idi. Kamuoyu bilgilendirmesine yönelik göçmen kuşlar konusundaki uyarı Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından 15 Eylül 2005 tarihinde yapılan basın açıklaması ile gündeme taşınmaya çalışıldı ise de birkaç basın-yayın kuruluşu dışında dikkate bile alınmadı.

Kuş gribi geldiğinde ise konuya herkes atladı. Tüm televizyon kanalları ve basın tam tekmil sahiplendi. Bu yadırganacak bir şey değildi. Ancak medyamız korkunç bir bilgi ve konuşma kirliliğine neden oldu. Ağzı olan her kimse kuş gribi konusunda uzman edasıyla televizyon ekranlarında konuştu daha önemlisi ise konuşturuldu. Ekrana çıkma hevesi olan insanların olmasını yadırgamak belki yanlış olur; ancak mesleki etik bilen kişilerin buna dikkat etmesi gerekir. Basının kalitesi ise bunu ayırt edebilmesinde saklıydı. Bu olayda konunun muhatabı veteriner hekimlerin dışında herhalde her meslekten kişiler kuş gribi uzmanı olarak konuştu ve hayvanlarda hastalığın seyrini, bulaşmayı ve tavuk etinin yenip yenmeyeceği konusunda hüküm verdiler.

Hastalığın bulaşma yolları neler?

Bunun sonucu ise insanların kafası karıştı. En üzücü olay ise eğer haber doğruysa TBMM’de menüden tavuğun kaldırılmasıdır. Bunun yapılmasında katkısı olanlar milletten özür dilemeli ve görevlerini terk etmelidir. Hastalığın Rusya’da tekrar görülmesi ve Romanya’da da ortaya çıkması göçmen kuş hareketinin trafiği ile birleşince ülkemiz yüksek düzeyde risk altındadır. Ülkemizin öncelikle sulak alanları çevresi hastalığın çıkma ihtimalinin en yüksek olduğu bölgelerdir. Bu risk devam edecek olup ilkbahar aylarındaki göçmen kuşların güneyden kuzeye göçü esnasında daha da artacağı beklenilmektedir. Hastalığın ne olduğu konusu fazlaca konuşuldu. Burada da kısaca özetlemekte fayda vardır. Kuş gribi olarak ifade edilen etken virüs hastalığının bilimsel adı Avian Influenza’dır. Esas itibarıyla kanatlı türlerinin hastalığı olup kanatlı türlerinde virüsün bulaşmasından sonra hastalığın ortaya çıkması için geçen süre birkaç sar ile 2-3 gün arasında değişmektedir. Bulaşmada göçmen kuşlar önemli rol oynamaktadırlar. Enfekte kuşların dışkıları ve vücut akıntıları ile bulaşık yem, su, alet-ekipman, personel, kuluçkahanede kırılan yumurtalar bulaşma nedenleridir. Hastalığın hayvandan hayvana bulaşması çok rastlanan bulaşma şeklidir. Tavuktan yumurta yoluyla civcive bulaşma ile ilgili kesin bir kanıt bulunmamakla beraber hasta hayvanlardan elde edilen yumurtaların kabuklarında etkenin varlığı tespit edilmiştir. Virüsün hava yolu ile taşınması sınırlıdır. Ayrıca hastalık böcekler, kan emici sinekler, fare ve benzeri haşereler ile hasta hayvanlardan duyarlı olanlara mekanik olarak bulaşır. Bütün dünyada büyük ekonomik kayıplara neden olan bir hastalık olup tavukçuluk sektörünü tehdit eden önemli viral hastalıklardan biri olarak kabul edilmektedir. Avian İnfluenza virüsünün A, B ve C antijenik tipleri vardır. B ve C tipi yalnız insanlarda hastalık oluşturur. A tipi ise, insan, domuz, at, balina, Amerikan vizonu ve kanatlılarda solunum yolu enfeksiyonu oluşturduğu tespit edilmiştir. A tipi virüsler Hemaglutinin (HA) ve Neurominidase (NA) antijenik yapılarına bağlı olarak alt tiplere ayrılmışlardır. Bilinen 15 farklı Hemaglutinin (H) ve 9 farklı Neurominidase (N) tipinin varlığı söz konusudur. Tüm kanatlılarda virüsün patojenitesine göre % 10-100 arasında ölüm görülür. Kıtalar arası çıkan salgınlarda, virüsün alt tiplerinde bir benzerlik yoktur. Bu da şunun önemini vurgular; yatay enfeksiyonların yanında, genetik mutasyonlarda hastalığın etkisi ve şiddeti üzerinde büyük bir rol oynamaktadır. İnfluenza virüsleri ılıman ve kutuplara yakın bölgelerdeki insan, domuz ve at popülasyonlarında belirli zamanlarda, özellikle kış mevsiminde, tropikal ve subtropikal bölgelerde ise bütün yıl boyunca görülmektedir. Bununla beraber kanatlı ve deniz memelilerinde herhangi bir zamanda influenza salgınları çıkabilmektedir.

Hastalık insana bulaşır mı?

Hastalıkla ilgili klasik bilgiler, hastalığın kanatlı türlerinden insana bulaşması için en önemlisi domuz olmak üzere bir başka memelinin aracılık yapmasına bağlı idi. Uzakdoğu’daki gelişmeler virüsün özellik değiştirerek kanatlı türlerinden doğrudan insana bulaşabilme yeteneği kazandığını göstermiştir. Ancak bu bulaşmanın olabilmesi için yakın temas ve insanda bağışıklık ve savunma mekanizmasının zayıflamış olması gerekmektedir. Tüm dünyada insan sağlığı ile ilgili endişenin nedeni ise halihazırda insandan insana bulaşma özelliği olmayan virüsün mutasyonla bu yeteneği kazanma ihtimalidir. Bu özelliği kazanması halinde virüsün çok sayıda insanın ölümüne neden olabileceğind en korkulmaktadır.

Virüs ısıya ve dezenfektanlara karşı hassas olup 70 santigrat sıcaklıkta bulaşma ve hastalık yapma özelliğini kaybetmektedir. Bu nedenle hasta hayvanlardan elde edilmiş olsa dahi pişirilerek yenen kanatlı et ve ürünleri için insan sağlığı yönüyle bir risk yoktur. Bundan öte ülkemizde hastalık tek noktada çıkmış ve kontrol altına alınmıştır. Ticari işletmelerde henüz bir problem olmadığı gibi veteriner hekim kontrolünde kesilen ve pazara sunulan tavuk eti için problem ve şüphe bulunmamaktadır. Ülkemiz için esas olan bundan sonra ne yapılacağı, nasıl yapılacağıdır. Hastalık riski devam edeceğine göre tüm toplumun bilgili ve bilinçli şekilde hastalığın çıkmaması ve çıktığı noktada yayılmadan yok edilmesi önem kazanmaktadır. Bu nedenle kısa vadede panik havasının sakinleşmesiyle kamuoyu doğru ve yeterli bilgiye sahip kılınmalıdır.

Diğer taraftan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yapısı derhal masaya yatırılmalıdır. Reorganizasyonla 1984 yılında oluşturulan bu yapı ülkenin tarım ve hayvancılığını yönlendirmenin mümkün olmadığı yıllardır haykırılmaktadır. Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü merkez ve taşra birimlerinin kapatılması ile yıllardır gerek hayvansal üretimde gerekse hastalıklarla mücadelede sürekli erozyon yaşanmaktadır.

Bundan sonra yapılması gerekenler…

Bakanlığın bu yapısıyla salgın hayvan hastalıklarıyla mücadele etmek güçlüğü ortadadır. Kamu reformu çerçevesinde hazırlanan bakanlık yapılanması taslağı da sağlıklı değildir ve AB uyumlu değildir. Bu konuda AB tarafında bakanlık ve Başbakanlık uyarılmıştır. Konu hızlı şekilde değerlendirilerek uluslararası kontrol ve mücadele esaslarına uygun şekilde veteriner ve gıda hizmetleri merkez ve bağlı taşra birimleriyle tek çatı altında toplanmalı ve oluşturulacak yapı hızlı şekilde uygulamaya konulmalıdır. Aksi takdirde kuş gribi, Kırım Kongo ateşi gibi güncel, şap hastalığı, şarbon, Malta humması, tüberküloz, kuduz gibi kanıksanmış hayvan hastalıkları ve zoonozlarla mücadele yapılamayacaktır. Böylece hayvan hastalıklarından dolayı ülkemiz ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalacağı gibi gıda güvenliği ve halk sağlığı temin edilemeyecektir. Bu yapıyla AB ile uyum olmayacağı gibi her zaman için ihracat imkanları kapanacak, ülkemiz yabancıların gıda pazarı olacaktır. Uyum sürecinde bu yapının sonucu yerli üretimimiz yeterli kontrol mekanizmasından geçmediği gerekçesiyle iç pazarımızda bile satılamayacaktır.

Bir başka acil konu ise bakanlık halihazırda merkez ve taşra birimlerindeki 2000 civarındaki veteriner hekim mevcuduyla rutin işleri yerine getirmede yetişememektedir. Düşük ve yoksulluk sınırının altında ücretle çalışan veteriner hekimler emeklilik gününü beklemekte, geldiği gün ayrılmaktadır. Bu yetersiz kadro ve iş yükü ve bozuk moral ile salgın hastalıklarla mücadelenin ne düzeyde mümkün olacağını yorumlamaya bile gerek yoktur. Acilen 1000 kişi olmak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndaki veteriner hekim sayısı 5-6 bin düzeyine kısa sürede ulaştırılmalı, yerel yönetimlerdeki boş veteriner hekim kadrolarına istihdam sağlanmalı, ücret düzeyi iyileştirmesinin ve 20 yıldır yapılamayan uzmanlık eğitiminin derhal başlatılmasının temini gerekmektedir. Bu şartlarda umuyoruz ki yeni bir salgınla karşı karşıya kalmayalım. Acil köklü yapısal tedbirler alınmaz ise uzun soluklu bu mücadeleyi başarmak zordur. Başta Sayın Başbakan olmak üzere hükümetin konuyu ciddiye alarak, tüm yetkililerin ve halkımızın sağduyulu, sorumlu ve bilinçli hareket etmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

 

TÜRK VETERİNER HEKİMLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ BAŞKANI

14.10.2005
Kaynak:Zaman

Zoonoz Hastalık Nedir?

.

Zoonoz hastalıklar hayvanlardan insanlara (zooantroponoz) ve insanlardan hayvanlara (antropozoonoz) bulaşabilen hastalıklardır. Zoonotik hastalıklar içerisinde bakteriyel, viral, fungal (mantar kaynaklı), riketsiyal (paraziter bir mikroorganizma türü) ve paraziter enfeksiyonlar yer almaktadır.

 

Bu konuya yaklaşırken hastalık yapan etkenin yaşam döngüsü esas alınmaktadır. Örneğin bazı parazitler için ara konakçı konumundaki  birey köpekken son konak insandır. Yani, parazitin yaşam amacı insana ulaşmak ve çoğalmaktır. İnsanın ya da bir salyangozun ara konak olarak rol oynadığı durumlar da geçerlidir.

 

Bakteri, virus, mantar veya riketsiya türlerinden mikroorganizmalar için durum farklıdır. Konakçı olarak seçtikleri canlılarda ürerler. Genellikle ara konakçıya ihtiyaç duymazlar. Tek ihtiyaçları bir organizmadan diğer organizmaya geçiş olanağı sağlayan ara yoludur. Bu geçiş yolları insanın hayvanla birlikte yaşamaya başlamasından çok önce mikroorganizmalar tarafından keşfedilmiştir. Zira sivrisinekler gibi eklem bacaklılar pek çok hastalığın bulaşmasında hem arakonakçı hem de vektör (taşıyıcı) olarak rol alırlar.

 

Ancak insan hayvan ilişkisi geliştikçe bu geçiş yollarında çeşitli dallanmaların olduğunu görmekteyiz. Örneğin evcil hayvan olarak evlerimize kabul ettiğimiz köpekler aracılığı ile bize bulaşabilen hastalıklar gibi. Medeniyetimizin gelişme sürecinde bu hastalıklarla mücadele zaman almış olsa da günümüzde bu zoonotik hastalıklara karşı pek çok önlemimiz bulunmaktadır. Bu önlemler içerisinde en başta hayvalarımızı bu hastalıklardan korumak gelmelidir.

 

Hayvanlarımızın bu hastalıklardan uzak durabilmesi Veteriner Hekimler tarafından düzenli uygulanan aşı ve parazit ilaçları çoğu zaman yeterli olmaktadır. Fakat hayvan sahiplerinin de bakım ve beslemede özen göstererek bu savunma hattında bir bütün oluşturmaları gerekmektedir.

 

Bu bölümde amacımız sizleri bu zoonotik hastalıklar hakkında bilgilendirmek, hayvanınızın ve sizin sağlığınızın korunmasına yardımcı olmaktır.

 

.

Zoonotik Hastalıklar

. .

KİST HİDADİT

Kedi ve köpeklerdeki asıl etkeni “Echinococcus Granulosus” adındaki bir şerittir. Kist hastalığında enfekte köpekler , kist etkenini direkt dışkılarıyla veya tüylerine bulaşmış ekinekok yumurtalarıyla taşırlar ve bulaştırırlar. Kist hastalığıyla enfekte olmayan köpeklerin tüyleri potansiyel olarak hasta edici bir özellik taşımaz. İnsanların kist etkenini almaları son derece tehlikeli sonuçlara yol açar.

 

Köpek ve kedilerin bağırsaklarında yaşayan E.Granulosus ve E.multilocularis dışkı ile atılan halkalar içinde çevreye yumurtalarını yayarlar. Donma, soğuk v.b şartlara çok dayanıklı olan bu yumurtaları insanlar enfekte hayvanın tüylerini YUTARAK, dışkı ile bir şekilde teması olan sebze ve meyveleri yiyerek, enfekte bir çiftlik hayvanının etini iyi pişmemiş halde yiyerek (örneğin çiğ köfte) alırlar.

 

Yumurtalar içindeki larvalar, insanda beyin, karaciğer ve akciğer gibi organlara yerleşerek içi sıvı dolu kistler oluşturur. Bu kistler büyüklüklerine bağlı olarak yerleştikleri organlarda ciddi sağlık problemlerine yol açarlar. İlaçla tedavisi tam mümkün olmayan bu kistler sadece cerrahi olarak çıkarılabilirler. Vücut içerisinde bu balonumsu kistlerin patlaması allerjik reaksiyonlara ve ölümlere yola açabilmektedirler.

 

Korunmada; evcil hayvanınızın düzenli veteriner kontrolünden geçmesi ve anti paraziter ilaçlarının uygulanıyor olması yeterlidir. Kendinizi korumak adına, çiğ et ürünlerinden ve iyi yıkandığından emin olmadığınız sebze ve meyvelerden uzak durmanız faydalı olacaktır.

 

MİKROSPOROZİS (Ringworm)

 

Kedi ve köpeklerde mikrosporozis M. canis tarafından oluşturulur. Genellikle baş, gövde ve bacaklarda görülen mantar enfeksiyonuna neden olur. Hastalık bir hayvandan diğerine direkt veya indirekt temasla bulaşır. İnsanlar hastalığı genellikle kedi veya köpeklerden alırlar. Hastalığın asıl kaynağı kedilerdir. Genç ve vitamin noksanlığı olan hayvanlar enfeksiyona daha duyarlıdır. Hastalık daha çok kış aylarında yayılma eğilimi gösterir.

 

Hastalığın Belirtileri; Kedi, köpeklerde oluşan yaraların şekli ve yerleştiği yerler bakımından benzerlik gösterdiği gözlenir. Yaralar en çok yüz, kulak, yanaklar, dudaklar, boynun yan tarafları, göz civarında ve daha az olarak da kuyruk ve pençelerde rastlanır. Erken dönemde; deride oval veya yuvarlak kıl dökülmesi, arkasından kepeklenme ve kabuklanma meydana gelir. M. canis insanlarda da benzer lezyonlar oluşturur.

 

Teşhis;  Derideki lezyonların hasta sahibinde de bulunuyor olması teşhisi destekler. Ancak kesin tanı ancak deri örneği alınması ve laboratuvar muayene ile mümkündür.

 

Tedavi; Lütfen deri hastalıklarının tedavisinin uzun sürdüğünü unutmayınız. Mantar enfeksiyonları uzun süre tedavi gerektiriler. Reçete edilen ilaçlarının mutlaka düzenli (yaralar iyileştikten sonra dahi) ve belirtilen tedavi süresinin sonuna kadar kullanılması gerekmektedir.

. .

TOKSOPLAZMOZİS

Toksoplazmoz, Toxoplasma gondii protozoonu tarafından oluşturulan, ve hamile bayanlarda düşüğe neden olabilen önemli zoonotik hastalıklardan birisidir. Hastalık her zaman belirti göstermeyebilir. Akut enfeksiyonu gebelerde ve bağışıklık sistemi baskı altında olan hastalarda önemli olmaktadır. Kronik toksoplazma enfeksiyonu etkenin vücutta bulunması anlamında kullanılır. Parazit yaşam döngüsünü son konak olarak kedilerde tamamlar. Son konakçıya gelene kadar arakonak olarak pek çok canlıyı kullanır. İnsana bulaşma bu devrede söz konusudur. İnsan parazitin kediye ulaşmak için kullandığı bir ara konaktır.

 

Ülkemizin Doğu Anadolu bölgesinde sıklıkla görülmekle beraber, insanlardaki enfeksiyon yurt genelinde %10-40 arası yaygınlık göstermektedir. Dünyanın pek çok yerinde yapılan araştırmaların sonucu kedilerin %1’e yakınının etkeni taşıdığı tespit edilmiştir. Kediler hastalığın yayılmasında birincil derecede önemlidirler. Ancak unutulmaması gereken nokta hastalık insanlara sadece kedilerden bulaşmamaktadır. İyi yıkanmamış sebze,meyve gibi ürünlerin tüketilmesi, etkeni barındıran memeli hayvanların (inek,koyun,keçi,vs) etlerinin, pastörize olmamış süt veya yumurta tüketimi gibi yollarla da etkeni almak mümkündür.  Insanlarda başlıca düşük, sinirsistemi ve göz hastalıkları (bölgesel retina nekrozu) gibi sonuçlar doğurabileceğinden kontrolü oldukça önemli bir hastalıktır.

 

Korunmak için, kedinizin iç paraziter ilaçlarının düzenli olarak yapılması ve düzenli Veteriner hekim kontrolünden geçmesi gerekmektedir. Ayrıca kendinizi korumak adına kedinizin tuvaletini temizlerken bir eldiven giymeniz ve çocuklarınızı tuvalet bölgesinden uzak tutmanız elzemdir.

 

Eğer hamile iseniz, doktorunuzu kediniz olduğuna ya da kedilerle temasınız olduğuna dair bilgilendiriniz. LÜTFEN unutmayınız, toksoplazma paraziti sadece kedilerden bulaşmamaktadır.

.

KEDİ TIRMALAMA HASTALIĞI (Cat scratch disease) CSD

Kedi tırmalama hastalığı (CSD) Apifin felis yada Bartonella henselae, etkenlerin neden olduğu enfeksiyöz bir hastalıktır. Yaralar çoğunlukla kedilerin tırmalaması ile oluşmaktadır. Bulaşmanın pirelerin ısırmasıyla olduğu söylenmektedir ancak insandan insana da bulaşma bilinmemektedir. Hastalıkda ilk yaralar baş ve boyunda ve daha çok içi sıvı dolu kabarcıklarla görülür. Ağız veya burun içerisinde ağrılı yaralar, ortaya çıkabilir. Diş etlerinde kızarıklık ve şişme görülebilir. Hastalarda bu yaraların hepsi mevcut olduğu gibi bazen sadece tek biri de görülebilir.

 

Hastalarda yüksek ateş ve lenf yumrularının şişmesi (2-4 ay süre ile) görülür.Halsizlik, baş ve boğaz ağrıları ve nadiren dalak ve paratiroid bezinde büyüme görülebilir. Bazı hastalarda merkezi sinir sistemi bozukluklarına da rastlanır.

Teşhis; Bütün hastalarda lenf adenopatinin (lenf bezlerinin şişmesi) mevcut olması, hastaların kedilerle temasta olmaları, ısırılmaları veya tırmalanmaları gibi bilgiler teşhiste yardımcı olur. Ayrıca deri testleri tanı amacıyla kullanılır.Ancak kesin teşhis için etkenin laboratuvar teknikleri ile mutlaka belirlenmesi gerekmektedir.

Korunma; Pire mücadelesi gereklidir. Kedilerin tırmalamaları sonrası yaranın dezenfeksiyonu.

. .

LEPTOSPİROZİS

Enfekte hayvanlar idrarlarıyla çıkardıkları etkenlerle suları, toprağı ve kendi gıdalarını kontamine ederler. Rutubetli ortam mikroorganizmanın uzun süre canlılığını muhafaza etmesine yardımcı olur. Yazın ve sonbaharın erken dönemlerinde daha sık görülür. Leptospirozis infekte idrarla direkt; bulaşık, su, gıda ve toprakla indirekt bulaşır. Etken deri ve mukozalardan direkt geçerek kan dolaşımına karışırlar. Bu devre bir hafta sürer. Daha sonra etkenler kan yolu ile böbreklere, karaciğere ve diğer organlara yayılabilirler. Çeşitli toksinleri ile dokularda nekroza (hücre ölümleri) neden olurlar. Enfekte hayvanlar idrarlarıyla uzun süre çevrelerine etkeni saçarlar.

 

Hastalığın belirtileri; Etkenin vücuda girdikten sonra hastalık oluşturması için geçen süre 3 – 7 gündür. Klink bulgular karaciğer, böbrek ve damar sistemindeki bozukluklarla ilgili olarak ortaya çıkar. İlk görülen belirtiler iştahsızlık, kusma ve ateştir. Daha sonra sarılık, ağız içerisinde yaralar, çok su içme ve çok fazla miktarda idrar yapma, kanamalı mide barsak hastalıkları görülür.

 

Teşhis; Kesin tanı, idrar veya kandan yapılan kültürlerde etkenin izolasyonu veya direkt olarak karanlık saha mikroskobu ile yapılır. Tanıda ELİSA gibi testlerden de yararlanılır.

İnsan Sağlığı Açısından Riskler; Köpekler hastalığın insanlara enfeksiyonun bulaşmasında önemli olarak rol oynar. İnsanlara hastalık enfekte hayvanların idrar, kan ve hastalıklı organları ile bulaşır. Hem hastalığın köpeklerden insana naklini önlemek, hem de köpekleri enfeksiyondan korumak için hayvanlara mutlaka aşı uygulanmalıdır.

.

BRUCELLOSİS

Dişi köpeklerde yavru atma, erkek köpeklerde üreme bozuklukları, yavru köpeklerde ise ölümle seyreden zoonoz bir hastalıktır. Vagina akıntıları, sperma, idrar, plasenta (yavru kesesi) ve atık yavruları enfeksiyon kaynağıdır. Erkek hayvanlara enfeksiyon cinsel temas ile bulaşır. Enfeksiyonu takiben köpekler tedavi edilmezse iki yıldan fazla enfeksiyonu taşırlar ve bulaştırırlar.

 

Hastalığın belirtileri ; Köpekler çoğunlukla hastalığın belirtisini göstermezler. Ergin erkek ve dişilerde kısırlık, dişilerde yavru atma, ölü veya zayıf yavru doğurma, erkek köpeklerde deri hastalıkları, testislerde küçülme, gözlenebilen bulgulardır.

 

Teşhis; Ancak laboratuvar muayeneler ile mümkündür. Bunun için atık yavru yada yavru zarları, vaginal akıntı, sperma ya da kan mutlaka incelenmelidir.

İnsan Sağlığı Açısından Riskler; İnsanların kedi ve köpeklerden enfeksiyona yakalanması zordur. Ancak genital akıntılar, atık fetüsler ve plesenta ile direkt bulaşma olabilir.

.

LYME DISEASE (Borreliosis)

Borreliosis kenelerle nakledilen Borrelia burgdorfi isimli spiroketin neden olduğu bir hastalıkdır. Kuzey Amerika, Avustralya ve Avrupa’da görülen bu hastalığa Türkiye’de rastlandığı hakkında bir bilgi yoktur. Hastalık başlıca köpeklerin kenelerce ısırılması ya da insanların bu keneler tarafından ısırılması yolu ile bulaşır.

 

Hastalığın belirtileri; Hastalık ani bir topallık ile başlar. Eklemler şiş ve ağrılıdır. Topallıklar birkaç günde kaybolur. Ancak bazı olgularda tekrarlayabilir. Bazen beden ısısında da artış görülebilir. Radyolojik yoklamalarda eklemler normal gözükebilir.

 

Teşhis; Teşhisi nispeten zor bir hastalıktır. Kan ve eklem içi sıvının muayene edilmesi gerekir. Pek çok hastalık ile karışması mümkündür.

İnsan Sağlığı Açısından Önemi; İnsanlar hastalığı köpeklerden direkt olarak almazlar. Ancak köpek ve diğer hayvanların üzerlerindeki kenelerinin insanların derisi üzerinde gezmeleri ve kenelerin ısırması ile hastalık bulaşabilir. Köpekler üzerindeki kenelerin ilaçla yok edilmesi hastalıktan korunmada en önemli yoldur. Ayrıca riskli bölgelerde yaşayan hayvanların aşılanması da korunma açısından elzemdir.

. .

PASTEURELLOSİS

Kedi ve köpeklerde Pasteurella etkenlerine yara enfeksiyonlarında, ağızda ve  hayvanların boğazlarında rastlanır. Sağlıklı görünüşlü hayvanlarda da etken bulunmaktadır. Sağlıklı kedilerde bulunan bu etken daha tehlikeli iken köpeklerdeki daha az yara enfeksiyonuna neden olmaktadır. Bu nedenle kedi ısırmaları konusunda daha titiz olmak gerekmektedir.

 

İnsanlarda Pastörelloz; İnsanlarda pastörelloz daha ziyade kedi ve köpek ısırması sonucu meydana gelir. P. multocida lokal infeksiyonlardan başka menenjit, solunum yolu enfeksionları ve akut apandisitlere sebep olmaktadır.

. .

PSITTACOSIS – ORNITOSIS

Psittacosis, parrot familyasına  ait kuşlarda (papağan, muhabbet kuşları, vs.) görülen, insanlara da bulaşan enfeksiyöz bir hastalıkdır. Ornitosis, ise daha çok güvercin, evcil tavuk, hindi, ördek, deniz kuşları ve diğer kanatlılarda görülür.

 

Bulaşma; Bulaşma direkt temas ve solunumla olur. Hasta hayvanlarda; iştahsızlık, titreme, kafese yaslanma, tüylerin kabarması, yeşilimsi sarı ishal, burundan ve gözden akıntı gelmesi, zayıflama ve en önemlisi HAPŞIRMA görülür. Hasta hayvanlar hapşurarak etkeni metrelerce uzağa atabilirler. Genç hayvanlarda ölüm oranı daha yüksektir. Erginler hafif belirtilerle hastalığı atlatırlar. İnsanlara solunum yolu ile bulaşabilen bu hastalık halsizlik,yüksek ateş gibi genel belirtilerle uzun süren bir solunum yolu enfeksiyonuna neden olmaktadır.

 

Teşhis; Kesin teşhis için laboratuvar muayene şarttır. Buna hasta hayvandan alınan vücut sıvıları ve eğer hayvan öldüyse otopsi de dahildir. Ayrıca hastanın kuşlarla temasının bulunması teşhiste yardımcı olacaktır.

. .

CAMPLOBACTERİOSİS

Camplobacteriosis, Campylobacter jejuni’nin neden olduğu akut bir bağırsak enfeksiyonudur. Etken son yıllarda köpek ile kedilerde ve ayrıca insanlarda hastalık nedeni olduğundan zoonozlar sınıfına sokulmuştur.

 

Etken; Etkenler kontamine su ve gıdalarla indirekt olarak bulaşır. Direkt gaitanın alınması ile ağız yolu ile bulaşma da olabilir. Sinekler de bulaşmada rol oynarlar. Hayvanların çoğu klinik bulgu göstermedikleri halde dışkıları ile etkeni çevreye bulaştırırlar.

 

Hastalığın belirtileri; Etken vücuda girdikten sonra hastalık oluşumu için geçen süre 1-7 gün, hastalık süresi ise 7-10 gündür. Yavru köpeklerde iştahsızlık, bitkinlik, ishal, ateş, kusma, ani kas kasılmaları görülür. Bazı hayvanların iştahları normal olabilir. İshal sulu, mukuslu veya kanlıdır. Şiddetli olaylarda  dehidrasyon da görülebilir. Ergin köpekler enfekte olmalarına karşın herhangi bir semptom göstermeseler bile, kalabalık ve sağlıksız ortamların bulaşma nedeni olabileceği son dönemlerinde klinik campylobacteriosis’e rastlanabilir.

 

Teşhis;İshal olan köpeklerde hasta sahibinden alınan bilgiler çok önemlidir. Kesin tanı gaitadan yapılan testlerde bakterileri görmek  veya kültürler ile bakteri izolasyonuyla olur.

İnsan sağlığı yönünden önemi; Köpekler ve kediler enfeksiyondan sonra 40-120 gün bakterileri gaitaları ile çevreye saçtıkları için enfeksiyon kaynağıdırlar. Kedi ve köpeklerle yaşayan küçük çocuklar kendi gıdalarını enfekte ederek infeksiyonu kolayca alırlar. Hastalıktan korunmak için gerekli hijyenik koşullara uyulmalıdır. (ör; ellerin yıkanması, kedi kumunun sürekli temiz tutulması gibi)

. .

VEBA (Plaque)

Veba, Yersinia pestis bakterisinin neden olduğu zoonotik bir hastalıktır. Etken kemirici hayvanların pireleri tarafından çeşitli hayvan ve insanlara nakledilir. Enfeksiyon daha çok kemiricilerde görülür. İnsan ve hayvanlara enfekte kemirici pirelerinin ısırması yolu ile bulaşır. Temasla bulaşma daha az görülür.

 

Hastalığın Belirtileri; Enfeksiyon kedilerde daha sık olarak görünür. Hastalığın görülmesinden sonra kediler 3-4 gün içerisinde ölürler ya da ölü olarak bulunurlar. Hastalık köpeklerde de görülmesine karşın nadiren klinik belirtiler ortaya çıkar.

 

Teşhis; Enfeksiyonun belirli aralıklarla görüldüğü bölgelerde orijini bilinmeyen ani ateş yükselmeleri vebayı akla getirmelidir. Kesin teşhis ancak laboratuvar teknikleri ile yapılabilir.

İnsan Sağlığı Açısından Önemi; Hastalık enfekte kedilerden insanlara tırmalama ve ısırma ile direkt olarak geçer. Pirelerle mücadele kolay olmasına karşın endemik bölgelerde kedilerin kemiricilerle teması önlenmelidir.